SAKİN...

Rıfat Kutlu'dan sonra, siyasetin hedef tahtasında Süheyl Kırkıcı yerini aldı… Sıradan insanlar etse bu lafları kimsenin kılı kıpırdamaz ya da en fazla çevrelerinde 3-5 kişi ile tartışmayı biliyorlarsa o bilmiyorlarsa atışma şeklinde gerçekleşir savundukları şeylerin kapışması…
Kutlu'nun meselesinde olduğu gibi Kırkıcı'nın olayında da aşırıya kaçan yorumlarda ifade etmek istediklerinin insani boyutu arkalara itmiş milliyetçi söylemler ön planda. Etnik kökenli konularda öncelikle şunu asla unutmamamız lazım; Türklük temelimiz bu tartışılmaz ama Kürtler de yıllardır birlikte yaşadığımız, kız alıp, aile kurduğumuz etle tırnak misali kardeşlerimiz…
Tabi ki kimse ölmesin… Ama kimse de terörist olup başkalarının canına, yaşadığı veya başka bir ülkenin toplumsal değerlerine, huzur ve barışına kast etmesin… Ederse ölümler kaçınılmaz olur…
Kabul etmemiz lazım biz PKK'yla mücadelede ona önce ülkemizin bir bölüm insanını kaybettik. Ama çaresizlikten ama devletin koruma eksikliğinden, ya da yanlış politikalardan Türk-Kürt kardeşliğine zarar verildi. İnsan olmalarının önüne Kürt kimliklerine çok da iyi olmayan referanslar eklendi… Onlar önyargılarımız arasına sapa sağlam yerleşti...
Ülkemizin Kürt sorunu yok, terör sorunu var… Doğu'da sokağa çıkma yasağı ilan edilen bölgelerden göç etmek zorunda kalan halkın çilesini görüp de üzülmeyen varsa kendisini, insanlığını bir sorgulasın derim… Şehit cenazelerini izlerken kendi rahatlığı, huzuru boğazına dizilmeyen normal insan olabilir mi Allah aşkına?! ‘İzlerken' diyorum bir de o ateşin ocağınıza düştüğünü düşünün! Teröristlerin ölümüne üzülemeyeceğim… Çünkü hayatta kalsalar öldürmeye, bildikleri tek şeyi yapmaya devam edeceklerini düşünüyorum. Bir kişi terörist ise etnik kimliğinin ne olduğu da beni ilgilendirmiyor. İsterse de babamın oğlu olsun öldürmek için yaşamaya devam etmesini savunacak değilim…
Ama biri çıkıp da teröristlerin de topluma geri kazandırılabileceğini savunuyorsa, gerekliliğini iddia ediyorsa düşüncesini ifade etmesi önündeki özgürlüğüne karşı çıkmam. Aynı düşünmek zorunda değiliz. Böyle bir şeyin mümkün olduğuna inanmıyorum. (‘Çözüm süreci' adı altında bir yerde bu yapmak istendi...)İkna edebilir mi beni bilmiyorum. Birbirimizin düşüncelerini ifade etme özgürlüğüne saygı duymak zorundayız. Birbirimizi anlamak ve dinlemek de önemli. Yoksa askerimize, polisimize, devletimize kurşun sıkan, masum insanların hayatını alt üst edenlerle aynı sonuçlara taşırız toplum içi ilişkileri…
Süheyl Kırkıcı'nın; “BU ÇILGINLIĞI DURDURMALIYIZ... Ölen her kadın da çocuk da, polis de, asker de, genç de bizimdir; gözü yaşlı her anne, her baba, her çocuk bizimdir! BU OYUNU BOZMALIYIZ...” şeklindeki paylaşımına dönecek olursak… Hümanist yaklaşımının dozu Silivri'ye hep çok yüksek geldi. Hele siyasetin hiç taşıyabileceği ölçülerde değil konulara insani yaklaşımı. Özünde hepimizden çok bu ülkenin ve ilçemizin huzur ve toplumsal barışını istediğini, ne pahasına olursa olsun savunacağını biliyoruz. Süheyl Kırkıcı'yı yıllardır tanıyoruz… Ölçüsüz yakıştırmalar ve abartılı hedef göstermeler lüzumsuz, haksız. Barışı savunanlara değil onu tehdit edenlere akıl ve mantık çerçevesinde odaklanmalıyız.
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde tabutuna PKK bayrağı sarma ısrarını anlamıyor ve kabul etmiyorum… PKK, dış güçlerin Türkiye'nin kuvvetini zayıflatmak için Türk-Kürt kardeşliğini baltalama oyununa hizmet ediyor. Evet, bu oyunu bozalım… Masum insanlar ve vatan savunmasında canını ortaya koyanlar ölmesin… Teröristlerin canı cehenneme… Bugün yaşadığımız terör sorununda kimse sorumsuz ve masum değil ne yazık ki… Keşke bütün suçu PKK'ya yıkıp çıkabilsek işin içinden… Ama onların bugün ülke olarak canımızı bu denli yakmasına izin veren de bir yerde bizleriz, seçtiklerimiz ve seçemediklerimiz... Müzakereler, tavizler, yanlış politikalardan gerekli dersi çıkartmazsak, sorunu asla kalıcı ve sağlıklı bir biçimde çözüme kavuşturamayız…
Süheyl Kırkıcı gibi olaylara insani yaklaşımdan zarar gelmez. Ama kendisi gibi düşünmeyenleri asalım, keselim diyenler için aynı şeyi söylemek mümkün değil…
Birbirimizi yemek hiç çare değil… Aksine kenetleneceğiz, birlik olacağız, farklılıklarımızı zenginlik kabul edeceğiz ve bu ülkenin barış ile huzuruna dinamit koymaya çalışanlara bizi bölmelerine izin vermeyeceğiz… Birbirimizi anlamak için biraz daha çaba göstererek işe başlayabiliriz… Küfür, hakaret, tehdit ile bir yere varamayız… Hatta Silivri'deki huzurumuzu da yok ederiz… Sakin...

YORUM YAP