Ali Gülcü

ZAMANSIZ

Rüzgârsız, sakin, ılık olmasına rağmen yağmurlu bir pazar günü... Üç basamakla çıkılan sundurmanın altında yer sofrasında oturuyorum...Çürümeye yüz tutmuş, yeşile kesmiş kiremitlerin gıkı dahi çıkmıyor yağmur damlaları ile kucaklaşırken, öyle bir kabulleniş, sıcak, kurak geçen yaz aylarından sonra öyle bir ferahlama...Küçük, rengarenk adını bilmediğim kuşlar saklanıyor sararmış asma yapraklarının arasında, ekmek pişiyor bazı evlerde, kokusu burnuma kadar geliyor, inekleri sulamaya götürüyor...Sahi neydi o ağabeyin adı?
Kasketini sallıyor, evin önünden geçerken, buyur ediyorum; " sonra " diyor...
Hoş "sonra" demese gelse otursa, ne anlatacak?
Anlattığını unuturda, tekrar tekrar, azıcık da değiştirerek dillendirir küçük yerin insanı!
Ne yapsın?
Hepi topu tüm dünyası; bu fındık kadar köy işte!
"Arada geneleve gidiyorum" diyemez de büyük şehirde seyrek gördüğü ille de sevgilisi, istediği zaman ulaşabileceği, küçük işler için rahatsız etmek istemediği önemli yerlerde tanıdıkları, zamanında kaçırdığı böyük fırsatları, incir çekirdeğini doldurmayan yanlışları, yenen hakları, yalancı baharları...
İşi, gücü, konumu ne olursa olsun, parmakla gösterilme, önemli insan olma derdinde alem!
Cehalet...
Sahi cehalet ne demek yahu?
Bilmezlik, bilgisizlik mi? Değil.
Biliyormuş gibi yapmak!
Kürk Mantolu Madonna'ya şarkıcı Madonna muamelesi çekmek.
Olduğundan başka biri gibi görünmek.
Erdem; " bilmiyorum" demek..." Araştırır, öğrenirim" kafasındaysan ve bu bunu toplum içinde dillendirebiliyorsan günümüzde başka bir yerdesin zaten.Seni televizyona çıkarmazlar o ayrı!
Yağmur hızlanıyor, perdeler çekiliyor, köyün titrek sokak lambaları yanıyor, gece iniyor kerpiç evlerin üzerine, bir köpek havlıyor bir horoz ötüyor zamansız...
Sundurmanın garantisinde oturuyorum, 'sonra' oluyor adını unuttuğum ağabey giriyor avluya, kasketi başında, ağzı kulaklarında;
"Dün şehirdeydim, yengen aradı, gitmesen olmaz..."

YORUM YAP