Dünyada Çevre felaketlerinden aklına hemen gelen Çernobil Nükleer kırımıydı. Nükleer tesislerin çok güvenil olduğu yönünde uluslararası güvenceler ve standart denetin olmasına rağmen olan oldu. Arkasından yine dolaylı yani büyük deprem sonucu 11 Mart 2011 Japonya Fukuşima nükleer tesisinde büyük radyoaktif sızıntılar insanlığın yüreğini ağzına getirdi. Elbette birçok örnek var. Ama ne kadar güvenilir ve kontrol altında tutulursa tutulsun sonuç hem insan hem de ekoloji acısından yıkımla sonuçlandığına tanık olduk.
Bizde Akkuyu Nükleer tesisi bütün itirazlara rağmen yapıldı. Dileğimiz odur ki hiçbir zaman korkulan olmaz. (çöpü kontrol edemeyenler nükleeri nasıl olacaksa!) Ama en az onun kadar büyük ve bütün ülkeyi kapsayan toprak, su ve hava gibi doğal varlıklarımız, ormanlar nehirler, göller, denizler tarım topraklarındaki kirlilik en vahşi biçimde devam ediyor. Maden arama adı altında dağların, meraların, zeytinliklerin ülke genelinde eğilip su içebileceğimiz kirlenmemiş bir dere kaldı mı bilmiyorum. Kitleler halinde balık ölümleri bir yana hemen yakınımızda Ergene nehri ve kollarına bakınca kirliğin dehşetine tanık olursunuz!
Bunlarda geçtim Silivri'ni o küçük derelerinde bile kurbağaların yaşamaz duruma geldiğini iddia eden yerel iktidar ve muhalefet sözcüleri var. Çevrecilerin ve demokratik yurtsever kurumların yıllardır çığlığını dikkate almak bir yana ülkenin gelişmesinin önünü tıkayan hainler dibi iktidarların düşmanca tutumları da cabası!
Çevreciler ve Demokratik kurumların itirazı deyince, Seymen Çöp Sahası Projesine Silivri halkı ve bölgedeki yerleşimlerden büyük itiraz olduğunu biliyoruz. Ama bu ülkede siyasi kararlara itiraz etmenin bir karşılığı var mı? Sorusun cevabı yol hep çıkmaz sokak olmuştur. Hoş şimdilerde yargı kararlarının bile muhalif değilseniz yaptırım gücünden söz etmek mümkün değil.
En önemlisi ve can yakıcı olan ise ormanından deresine, ırmağından gölünden denizine, toprağında havasına, yeraltı su kaynaklarına kadar kirlilik artık “saklanamaz” olur. Birazda iş işten geçmiş olur, bağımsız birkaç basın yayın organı yazma cesareti gösterir ancak o zaman halkın bilgisi olur. Fabrikalar derelere kimyasallarını akıtır. Şikâyet olur bir şey olmaz. Ne zaman ki kitlesel balık katliamı görüntüye gelir yetkililer incelenmek üzere bir ekip gönderir numuneler alınırken birkaç fotoğraf çekilir. Akıbetini bir daha kimse bilmez.
Yine böyle oldu: İstanbul Silivri Seymen Çöp Toplama Alanı'ndaki “dünyanın en büyük” metan gazı salınımı bu kez yabancı kaynaklardan öğreniyoruz. Bu bile tek başına ne hazin bir durum. 5 Ekim'de The Guardian'ın yayımladığı haberle dünyayla birlikte Türkiye ve Silivri bir kez daha gündeme geldi. Bu kez mesele bir imar planı, bir çevre yolu ya da yeni bir tesis değil. Uzaydan görülen bir metan bulutu. Nihayet yandaş basın yine fazla itibar etmezken Dünya Gazetesi, Birgün, Evrensel gibi yayınların yanında çevre dernek ve platformları, demokratik meslek odaları ve benzer kurumlar durumu kamuoyunun gündemine getirebildiler
Burada küçük ama önemli bir ayrıntı var. UCLA'nın (Los Angeles Kaliforniya Üniversitesi) çalışmasına göre 8,4 ton/saatlik değer, 2025 yılının ana sıralamasına değil, araştırmanın 7 Nisan 2026'ya kadar genişletilen gözlemlerine ait. Aynı çalışmada Silivri için belirlenen ortalama emisyon ise yaklaşık 7,4 ton/saat. UCLA, 8,4 tonluk değerin 2025 yılındaki dünyanın en yüksek 25 depolama alanının tamamındaki en yüksek değerden de fazla olduğunu belirtiyor.
BU, ÜZERİNDE ÖYLECE GEÇİLECEK BİR RAKAM DEĞİL
Çünkü İSTAÇ'ın kendi verilerine göre Seymen'de oluşan çöp gazı toplanıyor ve elektrik üretiminde kullanılıyor. 2023 yılında Seymen'de toplanan çöp gazından 240 bin 471 megavat saat elektrik üretildiği açıklanmış. Yine aynı raporda, gaz toplama verimliliğini artırmak amacıyla 45 bin metrekarelik alanda membran uygulaması yapıldığı belirtiliyor. Detaylarına elinde telefonu bulunan herkes bakıp öğrenebilir!
O HALDE SORU BASİT
Madem metan gazı toplanıyor, enerjiye dönüştürülüyor ve gazın yüzeye kaçmasını önlemek için membranlar uygulanıyor; uzaydan bu kadar büyük bir metan bulutu neden görülüyor? Uydu ölçümü, atmosfere yüksek miktarda metan çıktığını gösterir; insanların soluduğu havadaki metan, hidrojen sülfür, merkaptanlar ya da diğer kirleticilerin düzeyini doğrudan göstermez diyor uzmanlar.
Ama tam da bu nedenle “yer seviyesinde” ölçüm yapılmasını istemek her yurttaşın en temel hakkıdır. Çünkü Silivri'deki metan mesele yalnızca dünyanın ısınması değildir. Yıllardır özellikle Seymen çevresinde yaşayan insanların dile getirdiği koku meselesi vardır. Gece pencerelerin kapatılması, rüzgârsız havalarda ağır kokuların hissedilmesi, yaşam alanlarının hava kalitesi konusunda duyulan kaygılar vardır. Bunların hiçbiri “nasıl olsa çöp kokar” denilerek geçiştirilemez. Üstelik bugün elimizde yalnızca bir yurttaş şikâyeti de yok. UCLA araştırmacıları, Carbon Mapper tarafından yayımlanan uydu verilerini saha ve harita bilgileriyle karşılaştırarak metan kaynağını Silivri-Seymen tesisiyle eşleştirmiş durumda.
Yani artık mesele “abartı” meselesi de değildir. Bence mesele şudur: Bu metan nereden kaçıyor? Gaz toplama sistemi hangi oranda çalışıyor? Hangi bölümlerde kaçak var? Ne zaman oluşuyor? Rüzgâr hangi koşullarda bu gazları yerleşim alanlarına taşıyor mu? Yer seviyesinde metan ve diğer kirleticilerin gerçek verileri nedir? İSTAÇ yetkilisi The Guardian'a eksik yatırımdan bahsetmiş, bunlar nelerdir? Metan kokusuz ise koku yayan kirleticiler nelerdir ve bunların insan ve canlı yaşamına etkileri nelerdir?
Burada yerel yönetimlere, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'na, sağlık kurumlarına ve bütün ilgili kamu kuruluşlarına düşen görev açıktır: Çünkü konu halk sağlığıdır, ülke ve küresel düzeyde ciddi bir çevre sorunudur.
Denecektir ki İstanbul'un çöpünü ne yapalım? Bu kadar tüketiyorsan bir o kadarda atık üretiyoruz. Seymen'in yerine başka bir yer olsa da sorun aynı. Dünyada İstanbul'dan daha büyük kentler var onlar ne yapıyorsa onun yapılması zor mudur? Kaldı ki uzay çalışmalarına hız verilmesi kararlarına, şu çöplerimizi de kurallara uygun bertaraf edecek karar almak siyaset üstü bir konu değil midir?
Ortaya ilginç bir durum çıktı. COP31, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya'da düzenlenecek. Türkiye ev sahibi ve COP31 Başkanı Murat Kurum; Avustralya'dan Chris Bowen ise müzakerelerin başkanı olarak görev yapacakmış. Eskilerin bir sözü vardır: “haydi buyurun cenaze namazına” diye. COP31 11 Kasım'daki oturumun “Sıfır Atık ve Metan “başlığı ilginç bir ironi olacak! Belki Çevre bakanı uluslararası kamuoyunun önünde “ Çöplükleri” biz yönetmiyoruz belediyeler yönetiyor diye savunma yaparsa bak sen tantanaya..!
SONUÇ
Seymen'de ve ülkenin diğer tüm yerleşim il, ilçe belde köylerdeki çöp ve atıklara bağımsız ve sürekli hava kalitesi ölçümleri yapılıyor mu? Kim biliyor? Ölçüm sonuçları halkın anlayabileceği biçimde, düzenli ve açık olarak paylaşılmalıdır. Birde ithal çöp sorunu var ki duyarlı insanların dışında kimseden ses yok. Onların da sesini kimse duymaz. Taaki bir felakete dönüşene kadar! 1992 de Ümraniye çöplüğünün patlaması sonucu 39 kişi hayatını kaybetmesinden sonrası vahşi depolamadan kapalı sisteme geçildi ama oda görüleceği gibi kör topal.
“Tesisimizde gerekli önlemler alınıyor” demek artık tek başına yeterli değildir. The Guardian dan yayınlanan, UCLA araştırmacıları, Carbon Mapper tarafından önce bu durumdan Türkiye'nin yetkili ve görevlileri neden bilgisi olmaz? Bilmiyor idiyse vahim, bilip De sakladılarsa daha da vahim!
Silivri'de, ne de ülkede paniğe gerek yoktur. Bugün uzaydan gelen veriler, en azından bazı sorularımızın yeniden sorulmasını zorunlu kılıyor. Gerçeği bilmek ve huzurlu yaşamak en temel insan hakkıdır. Bu nedenle yerel ve genel iktidar dinamiklerine, siyasi partilere, makamları anayasa güvencesiyle görevli bürokrasiye, meslek örgütlerine, çevre örgütlerine ve bütün demokratik kurumlara düşen görev de meseleyi birbirimize karşı kullanmak değildir. Çünkü temiz hava bir belediyenin, bir bakanlığın ya da herhangi bir kurumun lütfu değildir. Gökkubbe altında ayrımsız birlikte yaşıyoruz. Temiz hava, herkes için yaşam hakkıdır.






