Metin Karakaş'ın uzun süren sessizliğinin ardından Alparslan Ermiş'e verdiği röportajda kendisiyle ilgili ne söylediğini, yeniden adaylığa hazırlanıp hazırlanmadığını elbette tartışabiliriz.
Ancak röportajın benim açımdan en önemli tarafı, Karakaş'ın kendi siyasi geleceğinden çok Silivri'nin geleceğine ilişkin yaptığı ve “Geleceğin Silivri'sini konuşan da yok, düşünen de…” anlamına gelen tespiti.
Bu yorum yalnızca siyasi bir eleştiri değil; içinde yaşadığımız kentin günümüzdeki acı gerçeğidir. Çünkü artık önüne hedef koyamayan, büyük düşünemeyen ve ortak bir gelecek hayali kuramayan bir Silivri var. Ve hiç birimiz bunun dışında kendimizi tutarak sorumluluktan kaçacak bir yoldan daha iyi bir sonuç veya çözüme varamayız.
Ayağa kalkmaya çalışan, İstanbul'a ve Türkiye'ye kendisini kabul ettirme mücadelesi veren Silivri; bugün yeniden doğrulacak iradeyi bile kendisinde bulamıyor.
SİLİVRİ ÖZGÜVENİNİ KAYBETTİ
Özgüven; geleceğe dair hedef koyabilmek, büyük yatırımlar isteyebilmek, hakkını savunabilmek ve “Biz daha iyisini hak ediyoruz” diyebilmektir. Karakaş'a katılmadan edemeyeceğim bugün Silivri'de eksilen tam da budur.
Artık büyük projeleri, yeni okulları, spor salonlarını, ulaşım yatırımlarını, tarımın geleceğini, gençlerin bu kentte nasıl tutulacağını, sanayinin nasıl planlanacağını ve 2035'in, 2040'ın, 2050'nin Silivri'sini konuşmuyoruz.
Eskiden bir okula spor salonu yaptırabilen, ilçeye kamu yatırımı kazandırabilen siyasetçi başarılı sayılırdı. Bugün başarı ölçüsü, bir yakını belediyede işe aldırmaya veya kişisel bir talebi karşılatmaya kadar küçüldü.
Silivri siyaseti içine kapandı. Günlük tartışmaların, kişisel hesaplaşmaların ve parti içi dengelerin arasında sıkıştı. Kentin önümüzdeki 20-30 yılını planlamakla yükümlü olanlar, çoğu zaman kendi siyasi geleceklerini kurtarma telaşına düştü.
Yıllardır Silivri'de sandıklarda “Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz” diyerek şahlanmalar yaşattığımız sol siyasetin yerel iktidarlarında bugün sergilediği tablo zihinlerimize iyice kazınmalı.
Toplumsal kurtuluş, dayanışma ve adalet adına verilen oylar bugün toplumun ortak geleceğinden önce kişisel siyasi gelecek; kamu yararından önce kendi çevresinin menfaatini düşünen bir anlayışla iktidarını sürdürmeye çalışıyor.
Söylemi dayanışma, pratiği kayırmacılık olan bir siyasi anlayışın arkasına saklanabileceği hiçbir slogan kalmamıştır.
SEÇMEN DE AYNAYA BAKMALI
Bütün sorumluluğu siyasetçilere yükleyip kenara çekilmek kolaycılık olur.
Sandıklarda sınıfta bıraktıklarımız ile oyları patlatarak seçtiklerimiz arasındaki acı gerçek, siyasetçilerden önce seçmenin oy kullanma motivasyonundaki çarpıklığı da ortaya koyuyor.
Bir adaya neden oy veriyoruz?
Bu kente ne kazandıracağını düşündüğümüz için mi?
Bilgisine, birikimine, dürüstlüğüne ve projelerine güvendiğimiz için mi?
Yoksa çocuğumuzu işe alır, yakınımızın işini çözer, kişisel talebimizi yerine getirir diye mi?
Oy tercihimizi Silivri'nin ortak geleceğine göre değil, bireysel beklentilerimize göre yapıyorsak bugün şikâyet ettiğimiz düzenin, diz çöken ilçemizde bizim de payımız vardır.
Siyasetçi, seçmenin zayıflığını görüyor. Kente büyük bir gelecek sunmak yerine kişilere küçük imkânlar dağıtıyor. Silivri'yi ayağa kaldırmak yerine kendi çevresini ayakta tutuyor.
Çünkü çoğu zaman bunun sandıkta karşılığını alıyor. Sonra hepimiz dönüp “Silivri neden ilerlemiyor?” diye soruyoruz.
Karakaş'ın röportajından geriye benim için kalanlar…
Geleceğini konuşamayan, büyük düşünme cesaretini kaybeden ve ayağa kalkmak için gerekli ortak iradeyi oluşturamayan bir Silivri var.
Siyasi menfaatler, kamu sorumsuzluğu, liyakatsizlik, kayırmacılık ve seçmenin bireysel beklentileri; toplumun yani hepimizin gelecek hayallerinin önünde bütün heybeti ve soğukluğuyla dikilen devasa bir buz dağına dönüştü.
Ve korkarım hâlâ suyun üzerinde görünen kısmı tartışıyoruz. Oysa suyun altında büyüyen asıl tehlike, Silivri'nin geleceğini kaybetmesidir.






