Silivri çimento ve taşocakları kıskacında

Silivri çimento ve taşocakları kıskacında

03.03.2026 10:30:43

Tarih herkesi hak ettiği yere yazacaktır. Silivri'de 31 Aralık 2024'te Çimento şirketinin talebi üzerine Çevre Şehircilik Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğünce Silivri Belediyesi'ne tebliğ edilen ÇED sürecinin belediyece Ocak 2025'te olumlu görüş bildirmesi ve inşaat ruhsatı verilmesiyle yaşanan çimento süreci artık bir yatırım tartışması değildir. Bu mesele; siyasal sorumluluk, kamusal etik ve tarih karşısında alınmış bir tutum meselesidir.
Bazıları uzaktan konuşmayı tercih etti. Bazıları polemik üretmeyi siyaset sandı. Bazıları rakibinin hangi “motivasyonla” olduğunu bilmediğimiz, tamamen belediye başkanının kişisel tercihini siyasi fırsata dönüştürme, yerelden toplumsal muhalefete saldırma kolaycılığını, Silivri'nin geleceğini korumaktan daha kıymetli gördüler.
Oysa yaptırım gücü elinde olanların görevi, tribünden yorum yapmak değil; müdahale etmekti. Silivri eski belediye başkanı ve ait olduğu siyasi iktidarın temsilcileri hem bireysel hem de siyasal sorumluluklarını kullanmak yerine, yerel siyasetin “horoz dövüşü” atmosferinde dolaşmayı tercih etmiş görünüyor. Söylemde haklı cümleler kurmak kolaydır. Asıl mesele, o haklı cümlelerin gereğini yerine getirmektir.
Bugün gelinen noktada sorumluluk açıktır. İktidar partileri, CHP ilçe örgütü, Silivri Belediyesi ve “görmedim, duymadım, bilmiyorum” konforuna sığınan tüm siyasi aktörler bu sürecin ortak sorumlularıdır. Çünkü bu mesele artık teknik değil; siyasal bir tercihtir.
SİYASİ İKTİDAR–SERMAYE–YEREL YÖNETİM ÜÇGENİ
Silivri'de ortaya çıkan tablo nettir: Yaptırım gücü elinde olanlar harekete geçmemiş, yerel yönetim şeffaflık konusunda sınıfta kalmış, partiler iç hesaplarını halk sağlığının önüne koymuştur. Sonuçta oluşan manzara şudur: Siyaset–sermaye–yerel yönetim üçgeni, çevre, doğa ve halk sağlığı karşısında aynı hatta buluşmuştur. Bu yalnızca idari bir eksiklik değildir. Bu, sistemsel ve ağır bir tercihtir.
Sermaye ile siyaset, doğanın ve insan sağlığının karşısında birleşmiştir. Bunun adı “kalkınma” değildir. Bunun adı “yatırım” değildir. Bunun adı tercihtir. Ve her tercih bir taraf tutar. O taraf ise “ ÇİMENTOCULARDIR.”
SORUMLULUK KİMİN?
Çevre Derneği ve Silivri Demokrasi Platformu bileşenleri, Kent Konseyi Tarih Derneği; tarihsel, ahlaki, vicdani, hukuki, sosyal, hak, hukuk, adalet ve Anayasa'nın 56. maddesinde tanımlanan yurttaşlık hakkı amir hükmüne referansla görevini yapmıştır. Hak savunucuları görevini yapmıştır. Kamuoyu duyarlılığı oluşmuştur. Gerçekler ortaya konmuştur. Şimdi söz, gücü elinde tutanlardadır. Çevre Derneği Silivri Demokrasi Platformu, Tarih Derneği, Kent Konseyi daha ne yapacaktı? Dava açma süreleri geçmiş, dava açmanın bu kadar pahalı ve hak aramanın ekonomik güce göre şekillendiği, devletin bütün kurumlarının “ olur” imzasıyla “SİYASİ İKTİDAR–SERMAYE–YEREL YÖNETİM ÜÇGENİ”yle saf tutmuş güçlere karşı kamuoyu duyarlılığından başka ne yapabilirdi? Ki imkân ve olanaklarla yasal ne gerekiyorsa yapılmıştır.
Bir adım sonrası özellikle şunlardır: Çanta, Değirmenköy, Gümüşyaka sakinleri… Yüzlerce dönüm tarımsal üretici… Çevre lisanslı işletme sahipleri…Çimento tesisine 500 metre mesafede yatırım yapan site yönetimleri ve malikler… Ve tabii ki öncelikli olarak Silivri ve bölgede yaşayan doğrudan Çimentonun başta toz ve partiküllerine muhatap olup, siyasi ilişkilerini çocukların geleceğinden üstün görenlerdir. Bugün siyasi ilişkilerini çocuklarının geleceğinin önüne koyanlar da yarın bu tercihin sonuçlarıyla yüzleşecektir.
MİLLİYETÇİ EZBERLE DEĞİL, YAŞAM HAKKINI SAVUNAN YURTSEVERLİKTİR
Ülkeyi savunmak milliyetçi ezberlerle olmaz. Vatanı sevmek; yalnızca sınırları korumak değildir. Vatanı sevmek; o vatanın toprağını, suyunu, havasını, örtü böceğini, tarımını ve insan sağlığını ulusal ve uluslararası sermayenin aç gözlüğünden korumaktır. Çocuk parkı yapmak iyidir. Ama o parkta oynayan çocuk çimento tozu partikülleri soluyacaksa; orada yapılan hizmetin ahlaki değeri tartışılır.
SON SÖZ
Bugün Silivri'de yaşanan şey; bir çimento dosyasından ibaret değildir. Bu, siyasetin nerede durduğunun kaydıdır. Gücü elinde tutanların yağmadan pay beklentisi, sol muhalefetin içe kapanışı, yerel yönetimin tercihi, iktidarın eylemsizliği… Hepsi kayda geçmiştir. Tarih gerçekten herkesi hak ettiği yere yazar.
Ve tarih, yalnızca konuşanları değil; susarak sorumluluktan kaçanları da yazar. Çevre ve hak savunucularının, toplumsal duyarlılığa ve kamusal sorumluğu olan Silivri basın emekçileri üzerlerine düşen mesleki hukuki ahlaki ve vicdanı görevlerini yapmışlardır. Yaşam hakkını savunmak. Anayasal yurttaşlık haklarını herkese hatırlatmışlardır... Yine herkes bilir ki sorumluluk yerel ve genel etkili yetkili siyasetin omuzlarındadırgerisi artık onların ve tarihin alanıdır. Ama biz hak savunucuları;” İnsan ve Yaşam” hakkını bulunduğumuz her yerde savunmaya devam edeceğiz.

YORUM YAP