Bana Ben Lâzım!

Bazı insanlar için acaba “stockholm sendromuna" mı yakalanmış diye düşünmeden edemiyor insan. Yazıma başlamadan önce bu hastalığın açıklamasını yapmak gerekirse: Bir insanın kendisini zora sokan, üzen koşulları kabullenmesi, benimsemesi hatta savunması, sıkıntıya sokan koşulları oluşturan nedenleri görmemesi, ezilmesine rağmen ezenin yanında yer alması olarak da tanımlanabilen Stockholm Sendromu; rehinelerin, kendilerini esir alanların duygularını anlama durumuna gelmeleri ve daha sonrasında suçlulara yardımcı olmaya çalışmaları ve sonunda özdeşim kurmaları gibi psikolojik bir durumdur. Yani kişiye kötü davranan insanlara, o kişi tarafından sempati duyulmaya başlanmasıdır!..

Hayatımızın içerisinde birçok örnekleri olmakla beraber, epey zamandır da gündemde olan bir kadın cinayeti var ülkemde... Erkek arkadaşı tarafından şüpheli şekilde öldürülen genç bir kız! Sürekli şiddet gören, zorla çalıştırılıp elinden parası alınan, tehdit edilen ve en sonunda da öldürülen körpecik bir hayat. Ve hiç pişmanlık dahi duymadan, utanma arlanma duygusunu tatmadan, böbürlenerek yaşamına devam eden bir katil zanlısı... Bu yaşananlar ve yaşatılanlar çok üzüntü verici fakat bugün duyduğum şey beni ayrıca şaşırttı.

Bu kızcağızın arkadaşı açıklıyor ki: vefat etmeden önce, ona bu denli şiddet uygulayan, hırpalayan, hayatını mahveden o psikopat cani ile evlenmek istemesi... Ona bunca kötülüğü yapan kişi ile evlenmek isteyebilmesiydi benim şaşırdığım nokta.

Solup giden bir hayat, geride kalansa, hüzünlü bir aile ve kederli hatıralar..

Gönlü  güzel insanı sevmek lâzım, kusur arayan değil derde deva olan, yarayı kanatan değil merhem olan, bakışlarında korku değil huzuru barındıran, gülmek gayesi olan ağlatmak değil, mutluluk çabası olan mutsuzluk değil!..

Bu durum sadece ikili ilişkiler için geçerli değil, hayatın her anında herkes için geçerli. Bizi üzen, hırpalayan akrabalarımız da olsa işteki yöneticimiz, binadaki komşumuz isterse kırk senelik dostumuz olsun!.. Biricik yaratmış bizi Yaradan, özel ve muhteşem; kimse kimseden de üstün olmadığına göre kimsenin kimseye hoyratça muamele etme hakkı yok.

Özetlemek gerekirse, kısacık dünyamıza püsküllü dertler sokmaya çalışanları değil de, ebedi ömrümüze ahiretlik olacak kişileri sokmalı hayatımıza. Kötülüğün içinde bile iyi bir taraf bulabilen, ışık ışık gözleri, huzur veren sözleri işte böyle insanlardan çokça biriktirmek lazım!.. Enerjimizi yükselten, yumuşak, kırmayan, kasvetli cümleleri rafa kaldırmış olgun insanlardan.

Diğerleri mi? Onlar kitap arasındaki çiçekler gibi kurumaya mahkum...

YORUM YAP