Sevginar Sali

Sevmek yetmez, anlamak da lazım...


Hafta sonunu
Silivri’nin yarısı Ankara’da, Anıtkabir ziyaretinde geçirince 10 Kasım’ın etki dozajı en ufak bir hatayı bile kaldırmadı. Hata da yok aslında. Resmi törenlerde Kaymakamlık, Belediye ve Garnizon komutanlığının çelenk sunumu kısıtlamasının aksine 10 Kasım’da siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları da sürece dahil olunca program bu aşamada sarktı, sirenin çalma vakti olan 09.05 geçeye yetişilemedi ve sorasında da talimat (muhtemelen zamanı geçtiği için) verilmedi veya o telaşla unutuldu.
Sirenlerin çalması gerektiği esnada İstiklal Marşı okunmasının devam etmesi programı raydan çıkarttı. Ancak bir kesim Silivrililerin Atatürk’ü anma konusunda en ufak bir aksaklığa tahammülü olmadığını hepimiz gördük. Ve tepki dalga dalga hepimizi içine aldı. Saldıran ve saldırıya uğrayanların bir farkı yok aslında. Bu olayda hepimiz için bir kayıp ve sorumluluk söz konusu ya da hiç birimiz için!
10 Kasım’da çelenk sunan kuruluşların sayısal artışı bir zamanlama hatasına yol açtı tahminimce. Art niyet olduğunu düşünmüyorum. Siren komutunun verilmesi gerektiği esnada İstiklal Marşı okunuyordu ve bunun sonucunda önce program ardından da ortalık karıştı.
Dün yaşananlardan ziyade yıllardır biriktirenlerin patlamasından hepimiz nasibimizi aldık; kaymakamlık, milli eğitim, belediye, AK Parti, CHP, MHP, basın yok yok…
Yaşadığımız ülke için canını ortaya koyan Atatürk adına yapılmış da olsa dün meydanda savrulan yumruklar, küfürler bana hiç de anlamlı gelmiyor. Ama bizim aşırı duygusallık ve tepki gösterilerimizin başka bir ifade tarzı yok ne yazık ki!
Biri komutu yanlış verdi, diğeri alamadı, bir diğeri sireni çalmadı, bir başkaları olayı provoke etti, diğer bir kesim efendi efendi Atatürk’ü anmak için meydandaydı… Kimseyi suçlayarak ya da bir diğerini aklayarak bu meseleden çıkamayız çünkü başka hiçbir yerde olmadığı gibi bu durumda da sorumlu tek taraf değil. Önemli olan aksaklıkta bir art niyetinin olmaması… Ama sonrasında olayların tüm sevimsizliğiyle baş gösterdiği durumda art niyet vardı…
İşittiği hakaretlerden, tartaklanmaktan herkes bir ders çıkardı eminim. Ama Atatürk, meydandaki kavgayı tepeden izlerken üzülmüştür bundan da emin olun. Aksaklıkları elbirliği ve hoşgörü içerisinde, medeni insanlara yakışır biçimde çözüme kavuşturmanızı, onun uğruna her türlü farklılıklarınızı bir kenara bırakarak yolunda birleşebildiğinizi görse daha mutlu olurdu. Ama bir olamıyoruz yolunda bunun sivri uçları da her geçen gün ve yaşadıklarımızla daha da bileniyor…
Sevgili Atatürk, aramızdan ayrılışının 75. Yıldönümünde seni kaybetmenin acısı yüreğimizi bir kez daha ilk günkü tazeliğiyle dağlarken, uğruna canını yok saydığın Türk milletinin kendi kendine ettiği kavgaları bertaraf edemeyişimiz tamamen bizim suçumuz. Sen elinden geleni yaptın…
Suçumuzun telafisi var; Atatürk’ü yok sayma anlayışına kızmak, hatta onlara saldırmak bir çare değil. O anlayıştan daha etkin ve üstün olmak gerek. Bunu başaramamanın sorumluluğunu başkasında aramak bizi güçsüz ve başarısız olmanın yanı sıra komik de yapar.
Ne mutlu ki; "Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır” diyerek bizlere yolumuzu aydınlatması için kıymetli fikirlerini bıraktın. Her aklımız karıştığında dönüp bakacağımız bir rehber ilkelerin… Atatürk’ü sevmek ve onu anlamak aynı şeyler değil…
Ama ne mutlu ki Silivri’de O’nun kıymetini bilenler halen çoğunlukta...

İyi haftalar...


YORUM YAP