Uzm. Klinik Psikolog Gül Dümen

Şefkat Yorgunluğu

İnsan olmanın en güzel yanlarından biri, bir başkasının acısını hissedebilmek ve ona destek olabilmektir. Bir dostun derdini dinlemek, bir hastaya bakım vermek, bir danışanın yükünü paylaşmak ya da zor zamanlardan geçen bir yakının yanında olmak… Tüm bunlar şefkatin en değerli yansımalarıdır. Ancak bazen başkalarına uzattığımız el, farkında olmadan kendi ruhumuza verdiğimiz desteğin önüne geçebilir.
Psikoloji literatüründe bu durum “şefkat yorgunluğu” olarak adlandırılır. Sürekli olarak başkalarının acılarına tanıklık eden, onların yüklerini hafifletmeye çalışan kişiler zamanla kendi duygusal kaynaklarını tüketebilirler. Özellikle sağlık çalışanları, psikologlar, sosyal hizmet uzmanları, öğretmenler ve bakım veren aile bireyleri bu riskle daha sık karşı karşıya kalmaktadır.
Şefkat yorgunluğu bir anda ortaya çıkmaz. Başlangıçta yalnızca hafif bir yorgunluk hissi olarak kendini gösterebilir. Ancak zamanla kişinin enerjisinde azalma, sinirlilik, duygusal hassasiyet, umutsuzluk hissi ve hatta tükenmişlik belirtileri ortaya çıkabilir. Bir süre sonra birey, yardım etmeye çalıştığı insanların hikâyelerine karşı duyarsızlaştığını ya da eskisi kadar güçlü empati kuramadığını fark edebilir.
Travma ve şefkat yorgunluğu alanındaki çalışmalarıyla tanınan psikolog Charles Figley, bu durumu “başkalarının acılarına maruz kalmanın bedeli” olarak tanımlamaktadır. Figley'e göre sürekli yardım etme sorumluluğu taşıyan kişiler, zamanla ikincil travmatik stres yaşayabilir ve psikolojik dayanıklılıklarında azalma görülebilir. Bu nedenle şefkat yorgunluğu bir zayıflık göstergesi değil, yoğun duygusal emeğin doğal bir sonucu olarak değerlendirilmelidir.
Modern yaşamın hızında çoğu zaman kendimize şu soruyu sormayı unutuyoruz: 'Başkalarına gösterdiğim ilgiyi kendime de gösterebiliyor muyum?' Çünkü başkasının yarasını sarmaya çalışırken kendi yaralarımızı görmezden gelmek, uzun vadede hem bize hem de destek olmaya çalıştığımız kişilere zarar verebilir.
Bu noktada öz şefkat kavramı önem kazanmaktadır. Sosyal destek almak, gerektiğinde yardım istemek, sağlıklı sınırlar koyabilmek, dinlenmeye zaman ayırmak ve kişinin kendi duygularını fark etmesi şefkat yorgunluğuna karşı koruyucu bir kalkan oluşturur. Sürekli veren kişi olmak yerine zaman zaman destek alan kişi olabilmek de ruh sağlığının önemli bir parçasıdır.
Belki de şefkat yorgunluğunun bize verdiği en önemli mesaj şudur: Başkalarına ışık olabilmek için önce kendi ışığımızı korumamız gerekir. Çünkü tükenen bir ruhun verebileceği şefkat sınırlıdır. Kendine de aynı anlayışı ve merhameti gösterebilen insanlar ise hem daha sağlıklı kalır hem de çevrelerine daha güçlü destek sunabilirler.

 

YORUM YAP