Ali Gülcü

Üfürükten Tayyare...

Barakanın önüne yapılmış derme çatma sundurmada oturuyorum, ayaklarım çıplak.
Eski, dik durmakta zorluk çeken masayı didikleyen tahta kurularından başka ses yok, yıldızsız gece, orman ve köy uykuda...
Deniz dipsiz bir kuyu, hani sahili yoklayan dalgaların parmakları da olmasa!
Ekşiye yakın neredeyse acı siyah beyaz bir kare var gözümün önünde.
Say ki; anı
Say ki; gelecek...
Kim ne zaman sormuştu? Cevabı neydi?
Geçmişe mi gidiyoruz?
Geleceğe mi?
Öyle duruyor bekliyoruz sanki; ben sundurmanın garantisinde, sen,siz; nerelerdeyseniz artık.
İç geçiriyoruz, gelip bir şey düğümleniyor boğazımıza, kimimiz deniz kenarında, kimimiz dört duvar arasında...
Yalınayak bir adam geçiyor barakanın önünden, paçalarını sıvamış dizlerine kadar, gençten, tecrübesizinden, üzgün sanki, kalbi kırılmış sanki, iki adım önünde görmediği hayalden bir kadını takip ediyor, hayalden bir kadın iki adım arkasında!
Çağırsam delikanlıyı, "Araftayım" diye başlayan cümleler kuracak besbelli, ne dinlemeye gücüm var canım kardeşim, ne anlatmaya...
Nasıl olması gerekiyorsa öyle olacak!
Mesele; kabullenmekte...
Mesele; seçimlerde...
Mesele de yok düşündüğün de...
İnsanız ya; haklı, önemli olalım istiyoruz.
Kovaladığımıza yakalanalım, düşmeyelim, haydi ayağımız kaydı, dizlerimiz kanamasın, üflesin biri yaralarımızı... Sen üfle birilerinin yaralarını...
Üfürükten tayyare anlayacağın!
Yar, selam versen alacak mı bakalım?

YORUM YAP