Kocabaş: Konuşulan bir sevinç iki kat olur, paylaşılan bir acı yarıya iner

Kocabaş: Konuşulan bir sevinç iki kat olur, paylaşılan bir acı yarıya iner

17.12.2016 11:12:26

Silivri SİAD'ın Duayenler Gecesinde Türkiye'nin yaşadığı sıkıntılı günleri büyük devlet olma geleneği ile atlatacağını belirten Başkan Hakan Kocabaş, birlik ve beraberlik vurgusunu yeniledi.

Silivri SİAD 2016 yılı son genel toplantısında duayenlerini onurlandırdı, yeni üyeleri ailesine kabul etti. Silivri SİAD'ın evsahipliğindeki geceye Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar, AK Parti İlçe Başkanı Rıfat Kutlu, CHP İlçe Başkanı Suna Göçengil, DP İlçe Başkanı Halide Avlu, siyasi parti ilçe yöneticileri, meclis üyeleri, Şoförler Odası Başkanı Recep Akıncı, Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkan Vekili Arif Kanık, Muhtarlar Dernek Başkanı Ömer Ercan, Ziraat Odası Başkanı Metin Gürsu, Küçük Sanayi Sitesi Başkanı Şaban Erdan, Sanayi Sitesi Kooperatif Başkanı Ercan Çalışkan, Silivri KAGİDER Başkanı Aynur Süleymanoğlu, Çevre Derneği Başkanı Ali Korsan, TEMA Temsilcisi Seher Dertop, SİAD üyeleri ile birlikte katılanlar arasındaydı.
Gecenin açılış konuşmasını yapan Hakan Kocabaş, iş dünyası ve gündeme ilişkin önemli mesajlar verdi.

20 ÜYEYE DUAYEN ÖDÜLÜ
Kocabaş'ın gecede yaptığı konuşma şu şekilde: “Silivri SİAD'ın en önemli gecelerinden birinde daha hep beraberiz. Uzun zamandır gerçekleştirmek istediğimiz ama bugüne kısmet olan bu törenimizde dişini tırnağa takmış, çok büyük yokluk ve olumsuzluklarla adeta boğuşarak bugünlere gelmiş siz büyüklerimize, ağabeylerimize, babalarımıza şükranlarımızı bir nebze iletebilmek için bu geceyi tertip ettik. Yönetim kurulumuz belli bir yaş kriteri ve ölçü koyarak 20 sanayicimizi bu ödüle layık gördü. Birazdan hepsinin ödüllerini takdim edeceğiz.

“BİR DELİKTEN YAĞMUR DAMLASI ÜFÜRDÜĞÜNDE ÖBÜR UÇTA KAR TANESİ OLARAK DÜŞTÜ DAMLA”
Onlar bizler için, Türk sanayisi için çok şeyler yaptılar. Sağlıklarını, hayatlarını hatta ve hatta ailelerini ikinci plana attılar. Çoğu zaman iş hengamesi içinde bir lokma ekmeği bile yiyemediler. Aslında çalışmalarının amacı bir lokma ekmekti ama onlar esas itibariyle ülkemize, sanayimize hizmet için yaşadılar. Çalıştıkları yerlerde bir delikten yağmur damlası üfürdüğünde öbür uçta kar tanesi olarak düştü damla. Zorluğun, şartların en kolay anlatılanı buydu varın gerisini siz düşünün. Hepsine uzun ömürler, hizmetlerinin yıllarca sürmesini diliyorum. Herşeyden evvel de sağlık diliyorum. Bu gece yanımızda sağlık nedeniyle bulunamayan büyüklerimizin bu kalabalığın oluşturacağı sinerjiyle sağlıklarına kavuşmalarını Allah'tan niyaz ediyorum.
Sizlere kısa bir bilgi aktarmak istiyorum. Yönetim kurulumuz ödüller hakkında çok titiz davrandı. Hazır bir ödül yerine, tamamen kendi kurulumuz tarafından dizaynı ve üretimi yapılmış ödüller hazırlandı. Tornalanmasından deliğin delinmesine, azdırmada dişinin açılmasına ve hatta kama yuvasına kadar tek tek işlendi. Duayenlerimize bu yakışır dedik. Birazdan takdim edeceğimiz ödüllerin hazırlanmasında tüm yönetim kuruluma, özellikle Tülay İlgen, Hakan Söylet ve Mehmet Haseski'ye tekrar teşekkür ediyorum.
Aslında duayen kavramını biraz geniş tutup sanayi dışında da ödüller vermek istemiştik ancak önce can diyerek üyelerimiz için böyle bir ödül törenini daha uygun gördük. Bir yazar, “Bilindiği gibi kendilerinden öğrendiğimiz kimselere ‘usta' deriz ama kendisinden öğrendiğimiz herkes bu unvanı hak etmez” demiş. Bizim duayenlerimiz bunu çok hak ediyor ve hatta bu gece aramızda olan bir kişi daha çok hak ediyor. Türk tiyatrosuna uzun yıllardır hizmet veren, daha da edeceğine inandığımız Zihni Göktay da aramızda. 1960 yılından yani benim dünyaya gelişimden bu yana birçok oyunda oynadı. 30 yılı aşkın süredir de Lüküs Hayat'ta rol alıyor. Şimdi de Cibali Karakolu'nu oynuyor. Hem de yine kapalı gişe! Bir 30 yılda Cibali Karakolu'nda oynarsa herhâlde böyle bir törende bizlere de layık görülebilecek bir ödül için yine bir arada oluruz. Kendisinde o yaşam azmini ve arzusunu görüyorum. Zihni beye de uzun ömürler diliyor ve toplantımıza şeref verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

8 YENİ ÜYE SİAD AİLESİNE KATILDI
Değerli misafirler bu gecenin diğer güzel tarafı da aramızda yeni katılacak arkadaşların olması. Çok değerli 8 arkadaşımız daha Silivri SİAD'ın büyük ailesine katılıyor. Onlara hoş geldiniz diyorum. Dostluğa, birliğe, sevgi ve saygıya hoş geldiniz. Her dernekte olmayan değerlere sahip olan bir derneğe hoş geldiniz diyorum. Silivri'de yaşamak da çalışmak da güzeldir diyerek üyeliğinizin hayırlı olmasını diliyorum. Üyelik Komisyonumuza da çalışmalarındaki başarısı için teşekkür ediyorum.

“KOLTUKLARIN KALICI, FANİLER GİDİCİ OLDUĞUNU GÖSTERMEK İSTİYORUZ”
Silivri SİAD olarak bir ilçe SİAD'ı olmamıza rağmen sivil toplum kuruluşlarına örnek olacak ve her bakımdan da örnek olmaya devam edecek bir dernek varlığındayız. Üyelerimize milyon liralarla ölçülebilecek, toplamında bu rakamlara ulaşan maddi faydalar elde ettik. Manevi değerlerimizi elden bırakmadık. Şimdi bir yönden daha örnek olmak istiyoruz. 4 yıla yakın süredir sürdürdüğüm bu gurur verici görevi bir başka arkadaşıma devrederek koltukların kalıcı, fanilerin gidici olduğunu göstermek istiyoruz. Bunu paylaşmak istiyorum çünkü 5-6 ay içerisinde yapacağımız bir genel kurulda yeni arkadaşlarımız bu göreve de hazırlansınlar diye.

“BÜYÜK DEVLET OLMANIN GELENEĞİ İLE BUGÜNLERİ ATLATACAĞIZ”
Çok kısa ekonomimiz ve ülkemiz için de bir iki laf ederek konuşmamı sonlandıracağım. Zor zamanlardan geçiyoruz. Birlik ve beraberlik içinde, uhulet ve suhuletle, büyük devlet olmanın geleneği ile bugünleri atlatacağız.

“BÖLÜNMEK İSTEYEN SADECE TÜRKİYE'NİN DEĞİL MİSAK-I MİLLİ'NİN SINIRLARI DIŞINA ÇIKSIN”
Bu milleti, bu ülkeyi kimsenin yıkmaya ve bölmeye gücü yetmez. Bölünmek isteyen sadece Türkiye'nin değil Misak-ı Milli'nin sınırları dışına çıksın.

“ALLAH'IN GÜLÜ DİKENLİ YARATTIĞINA HAYRET EDECEĞİMİZE, DİKENLER ARASINDA GÜLÜ YARATTIĞINA HAYRET EDELİM”
Allah'ın gülü dikenli yarattığına hayret edeceğimize, dikenler arasında gülü yarattığına hayret edersek ve bu düşüncede birleşirsek dünyada yaşanan krizin Türkiye'de yaşanmasını fırsata çeviririz.


“HEDEFLERİMİZİ BÜYÜTELİM, BORÇ YÜKÜMÜZÜ AZALTALIM”
Hedeflerimizi büyük tutalım ama hiç değilse 1-2 yıl borç yükümüzü azaltarak devam edelim.

“KONUŞULAN BİR SEVİNÇ İKİ KAT OLUR, PAYLAŞILAN BİR ACI YARIYA İNER”
Moral çok önemli, yüksek tutalım, birbirimize daha sıkı sarılalım. Bir Alman sözü olsa da anlamı büyük bence, “Konuşulan bir sevinç iki kat olur, paylaşılan bir acı yarıya iner.” Biz paylaşmayı en iyi bilen bir ulusuz, bu yanımızı son günlerde biraz daha fazla ortaya çıkaralım istiyorum.
Her ne kadar kısa bir metin hazırlayayım Zihni beye daha çok zaman kalsın demiş olsam da farkındayım kalemi elimden bırakamamışım. Aslında bu da artık başkanın değişmesi için açık bir emare. Son olarak tüm şehirlerimizin ruhları şad olsun diyorum, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum, hepinize beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ediyorum, sevgi ve saygılarımı sunuyorum, sağ olun, var olun.”

IŞIKLAR: ANCAK ÖZGÜR DEMOKRASİ VE CUMHURİYET DEĞERLERİ İÇERİSİNDE, HUZUR BEŞİĞİNDE BÜYÜYEBİLİRİZ
Silivri SİAD'ın gecesinde söz alan Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar konuklara şöyle seslendi: “SİAD Başkanımzın birkaç söz söylemek ister misiniz demesi üzerine çıktım, uzun sürmeyecek çünkü ben böyle değişimlerin konuşmalarla olmadığını dünüşüyorum. Öyle bir itibar vermiş olmayalım. Ben daha önce burada bir plaket töreninde konuşmuştum, Atatürk'ün söylediği güzel bir söz var, “Hedeflerinizi büyük tutun zamanı gelince açıklayın” diye. Hakan Bey öyle düşünmüş fakat ben sevgili Kadir ağabeyimizle başlayan bu süreçten sonra ailesinin, camianın takdiri olarak da kendisinin bugüne kadar verdiği bütün emekler için teşekkür ediyorum. Ben gönül olarak ayrılması gerektiğini hiç düşünmüyor olsam da, takdir tabi ki onun. Çok yakın geçmişte bunun çok güzel örneğini gördük, buraya bir üniversite kazandırılmasında Fenerbahçe Üniversitesinin gelmesinde büyük emeği, çabası var, Mesut ağabeyimin, kendisinin, burada olan arkadaşların SİAD olarak büyük çabaları oldu. Ülkemizde özellikle refah yaratılmasına çok ihtiyacımız olan bu dönemde bizim sanayimizi, üretimimizi, zenginliğimizi çok iyi temsil eden bir kurum. Bugüne kadarki görevinden dolayı kendisine ayrıca teşekkür ediyorum. Silivri'miz Türkiye'nin gayri safi hasılasının %3'ünü üretecek güçte, bu çok daha yukarılara taşınacaktır.
Ancak özgür demokrasi ve Cumhuriyet değerleri içerisinde, huzur beşiğinde büyüyebiliriz. Silivri'nin İstanbul'un gayri safi hasılasının % 10'unu üretiyor olmasının çok mütevazı bir rakam olduğunu bilmenizi isterim. Şimdi yeni Kuzey Marmara Otoyolu devamından sonra ilçemizde özellikle bir üniversitemiz, ikinci ve devamında üçüncüsünün de gelecek olması sadece Fenerbahçe Üniversitesinin gelmesi ile ileride inşallah teknoparkımızı da burada kuracağız, teknoparkla da ilgili yerimizi vereceğiz.
Ama çok daha önemlisi bölgemizin tarım sit alanları ilan edilmesi ile ve organize sanayi bölgelerimizin yanı sıra organize tarım bölgeleri ve tarım teknoparkları, silikon vadisi dediğimiz bölge bilişim teknolojilerini geliştiren buraları merkezleştiren bir planlama sürecinin hızla sonuna yaklaşıyoruz. Bütün bunların altında ilk göreve başladığımız gün Klassis Otel'de sizlere bir sunuş yapmıştım. Geçen elime geçti baktım o gün ne söylediysek bugün yerine getiriyoruz.
2004 yılında ilan edilmiş endüstri bölgesi kanunu ile burasının bir Hong Kong İnsanı Gelişme Merkezine dönüşecek kadar büyük bir potansiyele yaklaşmış bulunuyoruz. Kent ve çevresi tarımın, tarıma dayalı gıda üretiminin ve gıda sanayinin gelişmesini inovatif gelir getiren farklılık yaratan sektörlerin burada kök salmasını gelişmesini ve Türkiye'de bugün üretim süreçlerinin dışında Türkiye'nin ilk sıralarına giren şirketlerin buradan çıkması ve bunun daha da artacak olması büyük bir geleceğe işaret ediyor.
Silivri coğrafya olarak Allah vergisi bu zenginliği yine Allah vergisi bu güzel üreten insanların emekleri ile daha çok gelişecek.

“KATMA DEĞERİ YÜKSEK SANAYİMİZ ŞANSIMIZ”
Bu sanayi onların öncüsü olacak, bilişim teknolojileri ve teknolojik gelişmelerle çabuk entegre olabilecek. Katma değeri yüksek sanayicilerimizi tek tek biliyorum, bunlar bizim şansımız. Silivri'nin özellikle Balkanların, Rumeli'nin, Ortadoğu'nun çekim merkezi oluşturacak kadar büyüklükte bir geleceğe hazırlanıyor olduğunu bilmenizi isterim. Planlama süreçlerini zaten bitirdik şimdi bunu uygulama süreçleri başladı, üniversiteleri ile bilişim teknolojileri vadisi ile raylı sistemin revize olması ile 3. Otoyolun bağlanması, Arnavutköy hava alanının açılması ile bu süreç çok daha hızlanıyor.

“KRİZLERİN PANZEHİRİ DAHA ÇOK ÜRETMEK”
Çok daha geniş toplantılarla bunu anlatma fırsatı olacaktır. Bu krizlerin hiç biri bizi etkilemesin bunun panzehri daha çok üretmek. Hep söylüyorum, bu coğrafya da Ukrayna ile Türkiye'nin başı beladan kurtulmayacak, çünkü ikisini topladığınızda Hollanda'nın, İtalya'nın, Fransa'nın, İspanya'nın bütün tarım alanlarından fazla gıda üreten ve gıda ve ona dönük teknolojileri üreten alanlarımız fazladır. Bizi 1980'lerden bu zamana üretim dışına çıkartmak istiyorlar. Buna karşı gelmemizin yolu, küçük hesapları bir kenara bırakarak içerde birlik ve beraberliğimizi sağlamaktan geçiyor. Mevlana'nın dediği gibi seven göz kusur görmez deyip, bu zor zamanları dayanışma içinde, bizi biz yapan, var eden değerlere sarılarak, Türklere Anadolu'nun kapılarında kesin zafer sağlayan 1071'deki inançla bu yaşananlardan daha güçlü çıkabiliriz. Birbirimize sarılma zamanı, birbirimizin kusurunu görmeme zamanı. Mevlana'nın çağlar ötesinden, günümüze ulaşan önemli miraslarından altın öğütlerine kulak verme zamanı. Mevlana, “Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol, şefkat ve merhamette güneş gibi ol, başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol, hiddet ve asabiyette ölü gibi ol, tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol, hoşgörülükte deniz gibi ol” demiş. Biz bunu yapacağız, farklılıklarımız zenginlik sayacağız. Herkes istediğini düşünecek ama bu memleket için düşünecek; inandığımız değerlerimiz, yaşadığımız dinimiz için, geleneğimiz göreneğimiz için düşüneceğiz.
Bu beraberliğin pırıltısı o düşmanların gözlerini kör edecek. Buna gönülden inanıyorum, hepinize teşekkür ederim Silivri'ye kattığınız emekleriniz için. Silivri'ye değer katmak için yaklaşımlarınızın heyecanını yüreğinizden hiç kaybetmeyin. Biz elimizden gelen bütün gayreti yapıyoruz. Burasının coğrafyasından gelen temel gücünün fırsatını çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Hepinizle gurur duyuyorum. Hep söyledim; fabrikalarınızın tapuları sizin olabilir ama onlar bizim zenginliğimiz. Binlerce insanımıza bu şehirde ekmek veren insanı ben başımın üzerinde taşırım, hepinize bu duygu ve düşünceler ile saygılar ve sevgiler sunuyorum.”

GÖKTAY: KEŞKE HERKESE SİLİVRİ'YE BU VESİLELERLE GELMEK NASİP OLSA
Silivri SİAD'ın genel toplantısı Kocabaş ve Başkan Işıklar'ın değerlendirmelerinden sonra usta tiyatrocu Zihni Göktay'ın söyleşisi ile devam etti. Göktay'ın anlattıkları şöyleydi: “Saygıdeğer misafirler, değerli konuklar hoş geldiniz. Bu güzel gecede sizlerle birlikte olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Beni buraya davet eden Silivri SİAD'a çok teşekkür ediyorum. Bu gece aranızda olmam için beni layık görmüşler. Keşke herkese Silivri'ye bu vesilelerle gelmek nasip olsa. Çünkü Silivri'ye başka türlü vesilelerle geliniyor. Allah ondan korusun, oradakileri de kurtarsın.
Ben bu coğrafyanın yabancısı değilim. Buralardan çok sık geçmekteyim çünkü ben 39 yıllık bir Tekirdağ damadıyım. Silivri'yi küçücük bir çocukken de biliyorum. Ben doğma büyüme Fatihliyim. Bizim mahallemizde yoğurt, “Silivri yoğurdu - Kaymak” diye satılırdı. Omuzunda tahta askılığı, kocaman tepsisi ile geçen amcalardan kaymaklı Silivri yoğurdu alırdık. Ben kaymağını çok severdim. Böyle güzellikler yaşadık.
Bir de Silivri'ye bu kadar kolay gelinemezdi. Sirkeci'den burunlu, austin marka, sarı ve krem renginde, üstünde “Silivri radyolu bizim arabalar” yazan otobüsler kalkardı. Yani bir otobüste radyo olması büyük bir lükstü. Silivri'ye gelecek insanlar iple bağlı olarak İstanbul simidi alır, oturdukları koltuğun yanındaki çengele asarlardı. Sirkeci'den Silivri'ye eski Edirne asfaltı üzerinden 2,5 saatte gelinirdi. Böyle Londra asfaltı falan yoktu. Hatırlamak isteyenler hatırlar, hatırlamak istemeyenler hatırlamazlar.

“ALLAH HERKESE ÖYLE YAŞAMA SEVİNCİ İÇİNDE YAŞAMAK NASİP ETSİN”
Hatırlamayanlar demişken ben 52 yıldır şehir tiyatrosu sanatçısıyım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarındayım. Emekli oldum ama istek üzerine tekrar döndüm. Bizim tiyatromuzda 65 yaşını geçenler için tenzilatlı bilet satılıyor. Ben de bir vesile ile gişeye gittim, davetlim var, onlara bilet alacağım. Gişeye 70 yaşını aşkın bir bayan gelmişti, kaportadan öyle görünüyor yani. Fakat tebrik ediyorum çok asil bir bayandı. Gişe memuru, “Efendim, tenzilatlı bilet kesiyorum 65 yaş üstüne” deyince, “Hayır, ne münasebet! Daha oralara var. Bana tam bilet verin” dedi kadın. Bizim gişeci öylece kaldı, ben de kaldım. Bravo dedim. Allah herkese öyle yaşama sevinci içinde yaşamak nasip etsin.

“SABAHLEYİN EVDEN HERKES HELALLEŞİP ÇIKIYOR”
Biraz önce sözlerime başlarken sehven, kusura bakmayın unuttum, geçtiğimiz günlerde menfur bir tecavüz sonucu hayatını kaybeden şehitlerimize Allah'tan rahmet, hastanede olanlara Cenabı Hak'tan şifa, kederli ailelerine de sabrı cemil ihsan etmesini yüce Tanrıdan diliyorum. Bunların tekrarından Cenabı Hak korusun diyoruz. Müthiş bir paranoya içindeyiz, sabahleyin herkes evden helalleşip çıkıyor çünkü ne zaman, nerede, ne olacağı bilinmiyor artık bu ülkede. Bu da geçer yahu diyoruz. İnşallah vatanımız bölünmez. Sloganlarda şehitler ölmez deniyor ama işte maalesef pırlanta gibi insanlar gidiyor. Bunun pardonu mardonu yok. Biz pardon demeye çok alıştık son günlerde. İstiklal Caddesi'nden cam düşüyor biri pardon diyor, hafriyat kamyonu iki kişiyi eziyor pardon diyor, mahkemede kravat takan hemen tahliye oluyor. Bu işler bu kadar ucuzladı. Ceza müessesesi işlemiyor.

“MECLİSTE VEKİLLERİMİZ KAVGA EDİYORLAR BİRİ ÇIKIYOR, “YAPMAYIN ARKADAŞLAR, BURAYI TİYATROYA ÇEVİRDİNİZ” DİYOR”
Ağrıma giden bir şey daha var. Siyasi parti temsilcileri de buradayken hazır, sizlerin huzurunuzda söyleyeyim. Ben 52 yıllık mesleğimde sanatçı arkadaşlarımla münakaşa ettim, münazara ettim, bir fikri tartıştım ama ne birbirimize bardakla su fırlattık ne birbirimize yumruk attık. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde sayın vekillerimiz birbirleriyle kavga ediyorlar. Sonra biri çıkıyor, “Yapmayın arkadaşlar, burayı tiyatroya çevirdiniz” diyor. Benim mesleğime niye tecavüz ediyorsun ya? Hakikaten biz hiç yumruklaşmadık, su da fırlatmadık. 52 yıldır çok sevdiğim, eve hep ıslak fanila götürerek, alnımın teriyle yapmaya çalıştığım mesleğim için biri kalkıyor bunu diyor. Biz şimdi birbirimizle kavga etsek yapmayın arkadaşlar burayı Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne mi çevirdiniz diyeceğim? Karnım şişmesin diye bu vesileyle bunu da söylemiş oldum içim rahatladı. Sizleri böyle konularla üzmek istemiyorum.

DUAYEN TİYATROCU OYUN ANEKDOTLARINI PAYLAŞTI
Övünmek gibi olmasın meslek hayatımda dünyada bir oyunu en uzun süre oynayan oyuncu olarak Guinness Rekorlar Kitabına aday gösterildim. Lüküs Hayat operetine 1984 yılında başladım, ta ki 2012 yılında bypass ameliyatı geçirene kadar aralıksız oynadım. Rahmetli Suna Pekuysal ablamla oynadım. Sonra Suna ablamın rolünü Silivri Lisesi'nden mezun olan Şenay Saçbüker kardeşime verdiler. Çok yetenekli bir Silivri evladı. Onunla da oynadım. Çok enteresan anekdotlar var. Bunlardan birkaçını sizlere bu vesile ile anlatmış olayım. Kandırılmış bir adam olarak ikinci perdede tek başıma Allah Allah bu Lüküs Hayat çok aynalı bir yer diye konuşurken baktım seyirci gülüyor. Gülünecek de bir şey söylemiyorum, elimde not defteri hesap kitap yapıyorum. Acaba arkadan bir arkadaş hareket falan mı yaptı diye düşünüyorum, arkada kimse yok. Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'nda müstahdemler kedi besliyordu. O kedilerden biri gelmiş perdenin arasından başını çıkarmış, ışıklar da gözünü alıyor, zavallı hayvan öylece bakıyor. Seyirci dikkatini ona vermiş gülüyor. Sahneyi kurtarmak lazımdı, doğaçlama olarak o anda zekâyı kullanıp bir şeyler yapacaksın ki dikkati kendi üzerine toplayabilesin. Ne yapayım, ne edeyim, kafamda tilkiler dolaşıyor. Gittim kediye, “Arkadaş sen yanlış yerdesin biz burada Lüküs Hayat oynuyoruz, sen Broadway'de Cats Müzikalinde oynuyorsun. Sen git oraya ben burada Lüküs Hayat'a devam edeceğim” dedim seyirciden alkış koptu. Kedi de korktu kaçtı.
Sonra efendim Kanlı Nigar'da oynuyorum. Oyun başlamadan önce cep telefonlarınızı sessize alın, flaşlı fotoğraf çekmeyin diye anonslar yapılıyor. Kanlı Nigar adlı orta oyununu oynarken oyunun bitmesine 10 dakika kala büyücü bir kadını rol gereği telefonla aramam lazım. Orta oyun olsa da sahneye post modern olarak koymuştuk. Yani oyunu günümüze uyarladık. Orada sahte bir cep telefonuyla falcı kadının telefonun çevirdim. Bir baktım birinci sıradan bir kadının telefonu çalıyor. Beşer şaşar. O kadar anonstan sonra hanımefendiyi niçin kapatmadınız telefonunuzu diye azarlayacak bir durumumuz yok. Seyirci bizim velinimetimizdir. Oyunun en enteresan noktasında bu yaşandı. Telefonlar erkeğin hep cebinde olur, bayanların da hep çantasının dibine kaçar. Kadın telefonu bulmaya çalışıyor, bir taraftan da ayıp oldu diye bana bakıyor. “Hanımefendi sizden çok özür dilerim. Ben Büyücü Madam Bombala'yı aradım, yanlışlıkla siz düştünüz. Siz telaş etmeyin kapatın ben Madam Bombala'yı tekrar arayacağım” dedim ve oyuna devam ettim. Böyle enteresan şeyler geliyor başımıza.
Bir gün de Fatih Tiyatrosu'nda oyundan çıktım, servise bineceğim. Ben hazırlanıp çıkana kadar fuaye dağılmış oluyor. Bir kadının bağırtısı var. “Sizde cep feneri yok mu? Bunu bulmamız lazım” diye müstahdemle kavga ediyor. Ben hallederim belki diye “Hanımefendi neye sinirlendiniz bana söyleyin” dedim. Kadın, “Sizin yüzünüzden! O kadar güzel oynadınız ki şiddetle alkışlarken alyansım parmağımdan fırladı koltukların arasına gitti. Arıyoruz bulamıyoruz” dedi. “Siz telaş etmeyin, yüzüğünüzü bulacağız” dedim. Fenerlerle aradık, süpürgelerle tarandı hanımefendinin alyansını bulduk. “Ayağınıza sağlık tekrar bekleriz” dedik meğerse hanımefendinin oyuna 7'nci gelişiymiş.
28 sene zarfında neler geçti neler. 60 bin kilometre turne yapmışım, 5 bin 250 temsil oynamışım, 5 tane kostüm 4 tane ayakkabı eskitmişim. Benim etrafımda kendi istekleriyle ayrılanlar hariç 134 kişi değişmiş. Aynı rolü ben devam ettiriyorum ama emekli olanlar var, Allah'ın emriyle aramızdan ayrılanlar oluyor. Onları rahmetle anıyorum. Bir tanesi Suna ablam. Birçok yere 7-8 kere gittik. Oyunu 14-15 defa izleyenler oldu. Ben daha devam ederdim ama ameliyattan sonra doktorlar yorucu bir oyunda oynamamamı istedi. Şimdi Cibali Karakolu ile Hissei Şayia diye bir evlilik komedisinde oynuyorum. Bütün Silivrili seyircilerimizi bekleriz. Başkanımızla görüştük inşallah 50-60 kişilik bir grupla teşrif edecekler. Seve seve karşınızda olmayı şeref addederiz. Suna ablamla ilgili anekdot anlatmak istiyorum. Kendisiyle 45 yıl gerek dizilerde gerek radyo tiyatrosunda gerek şehir tiyatrosu oyunlarında oynadım. Kendi ablamdan daha yakındı bana. Ataköy'de oturuyordu. Kemik hastalığı vardı. Halk arasında bambu olarak bilinen bir rahatsızlık. Her sene gittikçe biraz daha eğiliyordu. Bir gün Ataköy Galleria'da tabiri maruz görün, salondaki hanımefendileri tenzih ederim, patavatsız bir hanım, “Ah Suna hanım biz sizi eski Ayhan Işık'lı, Belgin Doruk'lu küçük hanımefendili filmlerden hatırlıyoruz. Kemik çerçeveli gözlüğünüzle cıvıl cıvıl oradan oraya koşturuyordunuz bu halinizi görünce çok üzülüyoruz acaba bunun bir çaresi yok mu, ameliyatla düzelemez misiniz?” diyor. Suna abla da, “Hanımefendi siz müsterih olun ben size olan saygımdan böyle dolaşıyorum” diyor.
Bir gün de, “Zihni, böbreğimde taş vardı düşmüştü ama tekrar nüksetti. Bu sefer böbreğimi alacaklar. Ötekiyle idare edermişim” dedi. Oyuna ara verdik, 1 ay sonra tekrar geldi. Aradan 3 sene geçti biz yine devam ediyoruz oyuna. “Zihni, kötü hissediyorum kendimi gittim safra kesemi almaya karar verdiler. Allah beni toptan almaya kıyamıyor taksit taksit öbür tarafa alıyor galiba” dedi. 3 sene sonra da vefat etti. Nur içinde yatsın.
Huzurlarınızda bu şekilde andığım için özür diliyorum, keyfinizi kaçırmamışımdır inşallah. Bu nazik günlerde biraz tebessüm etmenize yardımcı olayım dedim. Bu nazik davetinizden dolayı bütün Silivrililere çok teşekkür ediyorum. Hepinizi saygı ve sevilerimle selamlıyorum.”

DUAYENLER ONURLANDIRILDI
SİAD'ın gecesi duayenlerin onurlandırılmasıyla devam etti. Bu çerçevede Yusuf Sarıbekir, Kemal Aydınlıyurt, Seyfi Atun ve Nuri Egeli ve Mesut Söylet'e duayen ödüllerini Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar takdim etti. Yaşar Kocabaş, Tülay İlgen ve Turan Tuna'ya ödüllerini AK Parti İlçe Başkanı Rıfat Kutlu sundu. Faik Yayla adına ödülünü Ahmet Yayla, Ahmet Çokyaşar ve Şevket Sevgen Yağlı ödüllerini CHP İlçe Başkanı Suna Göçengil'den aldılar. İstanbul Demir Ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Rıdvan Mertöz, Naci Varınca'nın ödülünü oğlu Alper Varınca'ya, Süleyman Erdede ve Rüştü İbre'ye ödüllerini taktim etti. Kemal Erdoğlu ve Macit İşbitiren'e ödüllerini Silivri Belediye Başkan Yardımcısı Hasan Solak'ın elinden aldı. Kenan Koçoğlu ve Ahmet Turan ödüllerini Silivri Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Has sundu. Adem Ünal ve Hasan Baş duayen ödülüne layık görülen ancak programa iştirak edemeyen isimlerdi.
Duayenlerin ödül takdimi sonrasında program Vasat isimli kısa metraj filminin gösterimiyle devam etti.

YENİ ÜYELER
Gecenin sonunda SİAD ailesinin yeni üyelerinden Mehmet Ali Yedek'e katılım belgesini Mesut Söylet, Ziya Şenkul'a Adnan Deniz verdi, Reşit Keskin'in üyelik sertifikasını Fahrettin Özger takdim etti, Berrin Tektunalı derneğe katılım belgesini Mürsel Sertel'den aldı, Doğu Bulutsuz'unkini Tülay İlgen sundu. Necdet Canpolat, Yağız Avcı ve Muzzaffer Bilgin de SİAD ailesine üyelikleri kabul edilen işadamlarıydı.
Gece aile fotoğrafı çekimiyle sona erdi.

Haber Merkezi


  • ETİKETLER
PAYLAŞ
« Önceki SİAD izlenimleri
Sonraki »

YORUM YAP