İlber Ortaylı’ya göre “Bir Ömür Nasıl Yaşanır”

İlber Ortaylı’ya göre “Bir Ömür Nasıl Yaşanır”

16.03.2026 11:10:14

Şair ve Araştırmacı Yazar İhsan Tevfik, geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden tarihçi, akademisyen ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı'yı kaleme aldığı yazıyla andı. Tevfik, Ortaylı'nın “Bir Ömür Nasıl Yaşanır” adlı eserini merkeze alarak, onun hayata ve insanın kendini yetiştirmesine dair düşüncelerine dikkat çekti.wh_b41ce6f2d

Şair ve Araştırmacı Yazar İhsan Tevfik, kısa süre önce hayatını kaybeden tarihçi, akademisyen ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı hakkında bir yazı kaleme aldı. Tevfik, yazısında Ortaylı'nın hayatı ve düşüncelerini tek bir yazıya sığdırmanın zor olduğunu belirterek, özellikle onun “Bir Ömür Nasıl Yaşanır” adlı eserine odaklandı.

Tevfik, Ortaylı'nın söz konusu kitabını “bir yaşam kılavuzu” olarak nitelendirirken, eserin insanın kendini nasıl yetiştirmesi gerektiğine dair önemli ipuçları sunduğunu ifade etti.
Yazısında şu ifadelerine yer verdi: “13 Martta aramızdan ayrılan sevgili İlber Hoca'yı bir yazıya sığdırmak çok zor. Onun için bu kısa yazıda onun bir yönüne ağırlık vermek istiyorum. Bir hayatın nasıl başlayıp nasıl sürdürülmesi ve insanın kendini nasıl yetiştirmesi gerektiğini anlatan “Bir Ömür Nasıl Yaşanır” adlı yaşam kılavuzu sayılması gereken kitabına değinmek istiyorum.
Kitabına başlarken şöyle diyordu: “Hayat, derbederlik ve tembellik için çok uzun; fakat hırsla, yağma ve haydutluk yapmaya değmeyecek kadar kısadır. Hayat, duygularla çalışılacak ve resmedilecek bir kompozisyon, aynı zamanda mantıklı yazılacak bir rapor gibidir. Bu rapora yeniden üretim, yani gelecek nesilleri ortaya koymak için önem veririz.”
Bu satırlarda ve kitabın bütününde, onun ciddi tarihçi kimliğinin yanında, gelecek nesillerin yeniden sağlıklı bir şekilde nasıl inşa edilmesi gerektiği üzerine kafa yorduğunu görürüz. Zaten söz konusu kitabın içeriği hayatın dolu dolu ve verimli nasıl yaşanması gerektiği üzerinedir. Sadece konu başlıklarına bakmak bile bu düşüncemizi doğrular: “Kimden, Ne Öğrenilir?,İnsan Kendini Nasıl Yetiştirir, Nasıl Çalışmak Gerekir, Eğitimde Hangi Tercihleri Yapmak Gerekir, Ne İzlemeli? Ne Dinlemeli? Ne Okumalı…” Yani İlber Hoca'nın attığı başlıklar, hayata nasıl bir hazırlık yapıp, nasıl donanımlı bireyler olacağımıza dair kısa, pratik ipuçları veren önemli anahtarlardır.
Daha kitabın Önsöz'ünde, “Tatsız bir çağdayız; bir yerde eski uygarlık çözülüyor, gevşiyor, çürüyor. Üstelik geleceğin de onun yerini dolduracağını söylemek zor… Bu, insanlık tarihinin bir tekrarı gibi görünse de artık dünyamızın kısa zamanda büyük fizikî problemlerle karşılaşacağı söyleniyor.” diyerek günümüzün kaosunu, savaşları işaret ediyordu. Buna,dünyayı gitgide yaşanmaz hale getiren çevresel faktörler başta olmak üzere birçok sebebi ekleyebiliriz.
İlber Ortaylı, hayatı 15-25, 25-40, 40-55 arası ve 55 sonrası olmak üzere dört döneme ayırıyor. Bu aralıkların gençlik ve yaşlılıkla ilgisi olmadığını; bir insanın yetişmesi, olgunlaşması ve eser vermesiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Özetle; 15-25 arasının “temel atma”, 25-40 arasının “hayata karışma-söz söyleme”, 40-55 arasının “olgunluk ve otorite olma”, 55 sonrasının bir “dinlenme, demlenme” zamanı olduğunu vurguluyor. İlber Hoca, yaşı gereği artık sakinleştirici okumalar yaptığını, bir zamanlar meslek icabı ihmal ettiği edebi metinlere yeniden döndüğünü şöyle vurguluyordu: “Şimdi edebiyata, özellikle klasiklere geri dönüyorum. Hikâye, roman okumak insanı çok dinlendiriyor; çok da hafızasını açıyor. Sakın unutmayın, en önemli şey hafızadır.”
“Entelektüel” denilen aydın insanı tanımlarken olumlu anlamda “üstüne vazife olmayan işlerle ilgilenen kişi” olduğunu vurgular. Şöyle der: “Örneğin mesleği kimyacılıktır ama coğrafya veya tarihle de uğraşır, resim yapar.” Bu tanım bana Tanzimat'la başlayan Cumhuriyet'le birlikte gelişen ve değişen aydın tipini hatırlatıyor. Birkaç dil bilen, başka başka alanlarda da bilgi ve uğraş sahibi donanımlı insanlar…
Moliere'den çeviriler yapan devletin Paşa'sı ve kısa süreli sadrazamı Ahmet Vefik Paşa'nın, gazete çıkaran, tercüme yapan ama bir yandan da Maliye tahsili için Paris'e giden Şinasi'nin ve daha birçok kalem erbabının İlber Hoca'nın işaret ettiği gibi farklı özellikleri vardı. Şüphesiz ki Cumhuriyet döneminden de epey örnek vermek mümkündür. İlber Hoca'nın işaret ettiği bu çok yönlülük ne yazık ki günümüz aydınında yoktur. Dahası yeni kuşaklara bu çoğul zekâyı geliştirecek, zenginleştirecek bir eğitim imkânı da sunulmamaktadır. İlber Hoca, bu konuda bireyin neler yapması gerektiğini anlatırken sistemin çıkmazlarına, eksiklerine de epey vurgu yapmaktadır.
Sözü fazla uzatmadan “CAHİL” sözcüğünü ironik olarak nasıl kullandığına dikkat çekerek yazıyı yine onun cümleleriyle bitireyim: “Zeki, hem de çok zeki ve meraklı bir milletimiz var. Evet, arada bir iğneli sözler de söylüyorum ve bu ifadeler kabul görüyor. Çünkü merak öyle yönlendirilir. Bizim millet biraz çocukluktan geç çıkar, geç büyür. Ama çocuğun da zekâsı ve kabiliyeti önemlidir. Çoğu insan etrafa “cahil” dememin üzerinde durdu. Peki, gençler bu lafa neden bir şey demiyor, bunu neden kabulleniyor? Kabullendiklerine göre o kadar da cahil değiller; cahil olsalardı, kabullenmezlerdi. Demek ki söylediğim bazı şeyleri kabul ediyor ve seviyorlar, bunları işitmek hoşlarına gidiyor. Dahası, bunları arada bir duymak istiyorlar. Gençlerin bazı noktalara dikkatini çekiyorum. Bu benim mesleğim; doğrusu onlar da yönelmek istiyor. Esas konu başka; bizde asıl dert, aydın etiketlilerin yarım ve çeyrek bilgili olmasıdır.”
Bir topluma tarihi sevdiren güzel insan gittiğin yerde ışıklar içinde ol, güzelce uyu, müsterih ol, sen görevini en güzel şekilde yaptın İlber Hocam. Türk milleti seni çok seviyor.”
Haber Merkezi

YORUM YAP