Beş asırlık hayatlar bir bavula sığar mı?

Beş asırlık hayatlar bir bavula sığar mı?

03.02.2026 11:03:43

Her yıl 30Ocak'ta 1924 Mübadelesi anmaları yapılır. Bu yılda öyle oldu. Bunlardan biri de 31 Ocak' da Silivri Büyük Mübadele Derneği organizasyonuyla Silivri Liman bölgesinde bulunan Atatürk anıtı meydanında gerçekleşti. Hem bir gazete yazarı hem de halkların geçmiş ve güncel acılarını yüreğinde hissedenlerden olmanın insanı sorumluğuyla kendimi orada buldum. Çoğunlukla siyasi temsilcilerin görünür olduğu anma basın açıklamasında mübadil torunlarının yok denecek kadar az olması yeterli duyuru yapılmamasından kaynaklanıyorsa organizasyonu yapanların bir eksiğidir diyebiliriz.
Mübadele ile ilgili çok sayıda resmi gayri resmi kaynak var. İlgilenenler bu kaynaklara rahatça ulaşabilirler. Ama kısa bir hatırlatma yapacak olursak; insanlar ne referanduma gitti ne fikri soruldu. Gemilere bindirildiler. Evlerinden, yurtlarından, mezarlarından, komşularından koparıldılar. Sayılar eşit değildi. Şartlar eşit değildi. Ama acı her iki yakada da aynıydı. Mübadele dediğimiz şey, aslında battı batacak gemilerin balık istifi insanla doldurulmuş, yaşlı, genç, kadınlar, çocuklar,hastalar. Güverteler,vagonlar dolusu insan! Yönü tek taraflı bir yolculuğa sürülmüşlerdi. Bildikleri tek şey şuydu: Artık burada istenmiyorlardı.
Hafıza, göç ve unutmanın konforu üzerine bir gemi düşünün. Ne tatil gemisidir bu, ne bayram dönüşü kalabalığı… Güvertelerde sevinç yoktur. Bavullara sığdırılmış beş asırlık hayatlar. Silahların gölgesinde bilinmez “memleketten anavatana” zorunlu yolculuğun çaresizliği. Birde “anavatanında” bilinmeze gidenler! Bir gecede “artık buraya ait değilsin” denmiş insanların gemileri bu. Yüz yıl önce, mübadeleyle yola çıkan gemi tam olarak buydu.Bir kâğıda bakarak karar verdiler: “Sen gideceksin, sen kalacaksın.” Oysa ne giden gitmek istiyordu ne kalan kalmayı seçmişti. Tarihimizin destancısı büyük edebiyatçı Yaşar Kemal “Bir Ada Hikayesi'nde okumadınızsa eksik kalmışsındır.
TRAKYA'DAN ORTADOĞU'YA ACININ YOLCULUĞU
Sonra Akdeniz… Bir zamanlar balıkçıların ekmek kapısıydı. Şimdi bir ölüm çukuru. Suriye'den, Irak'tan, Filistin'den, Afganistan'dan kaçanların botları… Çocukların can yeleği niyetine giydiği plastikler… Denizin kıyıya vurduğu çocuk bedenleri… Mübadele torunları olarak bugün burada durup şunu söylemezsek, hafıza dediğimiz şey bir vitrin süsüne dönüşür: Yüz yılın acısını sırtında taşıyanlar; senin acın sana, benim acım bana demeden zorunlu göçlerin kurbanları, dün Rum'du, Türk'tü; bugün Arap, Kürt, Filistinli, Ukraynalı.
Mübadeleyi anlatırken gözlerimiz doluyor. “Bir bavula ne sığar?” diye soruyoruz. Ama sıra bugünün mültecisine gelince ses düşüyor. “Çok oldular.” “Düzeni bozuyorlar.” “Gitsinler artık.” Oysa “yüz yıl önce, bizimkiler için de aynı şeyler söylendi” tarihin sesi yok oluyor. Mübadele torunlarının hafızası, eğer bugünün mazlumuna sırtını dönüyorsa, orada hafıza değil seçici vicdan vardır. Empati, sadece geçmişte kalınca konforludur. Bugüne taşındığında insanlığın ortak acısına dönüşür.
SİYASİLERİN ANMALARA DÜŞEN GÖLGESİ
Bir de işin görünmeyen ama en adaletsiz tarafı var. Mübadele anmaları geldiğinde popülizm sahne alıyor. Belediye başkanları, parti yöneticileri, protokol… Kameralar açık. Kısa konuşmalar, uzun pozlar… Ama o sahnede mübadeleyi gerçekten taşıyanlar yok.
Yıllardır bu hafızayı ayakta tutan mübadil dernekleri, vakıflar, yerel kurumlar; kurdukları anmalarla, sergilerle, edebiyatla, tiyatroyla, tanıklıklarla geçmişi bugüne bağlamaya çalışıyor. Barış diyorlar. Savaşlara hayır diyorlar. Yeni göçler yaşanmasın diyorlar. Sınırların insan hayatından üstün tutulmamasını istiyorlar. Özellikle bu yıl yirmi yedi Büyük Mübadil Derneklerinin ortak açıklamalarının her satırının altına imza atmayan çıkmaz. Tiyatroyu haksız göçlerin acılarının insandan insana,vicdana dokunan temsillerini bir oyun gibi izleyenlerle, tarihin acılarını, bugünün kötülüklerine karşı mücadeleye dönüştürenlerin hak ve adalet arayışı taleplerini görünmez kılan bir gölge düşüyor.
Basın yayın ve sosyal medya siyasilerin kürsülerde verdiği pozlar, Kabotaj Bayramı kutlaması kıvamında kameralara yansıyan hüzünlü gülümsemeleri, anlamından uzak bireysel duygusal aidiyet mesajlarıyla süslenince Mübadele Derneklerinin ve Dernek Başkanlarının söz ve talebi, bırakın basın yayın kurumlarında yer almayı, anmaya katılanlar bile başkanla poz verme yarışında tarihin acılarına yapılan haksızlıkların figüranlarına dönüşüveriyorlar.
SON SÖZ
Mübadele bir tarih başlığı değildir. Bir uyarıdır.Yüz yıl önce gemilere bindirilenler bugün bize şunu söylüyor:“Bizi sadece hatırlamayın.Bizi anlayın.Ve bizim yaşadığımızın başkalarının kaderi olmasına izin vermeyin.”Karanfil yetmez.Poz yetmez.Boş cümleler hiç yetmez.Hafıza cesaret ister.Empati ve sorumluluk ister. Yaşadıkları çağın acılarına kör bakanlar, kendi acılarıyla baş başa kalır.
Mübadele Derneklerine önerim, anmaları yerel ve genel siyasi vesayet ilişkileriyle değil, özgün organizasyonlarla Mübadillerin trajedisinin iyi anlaşılmasına ve gelecek kuşaklara aktarılmasına daha çok katkısı olacağından kuşku yoktur. Dünyanın neresinde olursa olsun insani acıların yaşanmasına karşı durmak her insanım diyenin görevi olduğu kadar, buna doğrudan muhatap olmuş halkların yaralarına derman olacaktır.
Bu çerçevede Silivri Tarih Derneği'nin yıllardır mübadele ve halkların acılarıyla kurduğu samimi bağ sadece kıymetli bir hafıza yenileme değil, halkların acılarıyla kurduğu ahlaki, vicdanı, kültürel olarak dünyanın bütün çocuklarının barış içinde bir arada yaşama hakkının savunulması erdemidir. Yol göstericiliğidir.
Çünkü tarih, kazananların zafer defteri değil; acıyı taşıyanların vicdan sınavıdır. Silivri Tarih Derneği'nin yaptığı tam da budur: geçmişi kutsamak değil, insanlığı bugüne çağırmak. Ve belki de en büyük ders şudur; çocuklar barış içinde yaşayamıyorsa, tarih ne anlatırsa anlatsın, sınıfta kalmıştır.
Sendikacı ve mübadil hareketinin öncülerinden Sefer Güvenç'i kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyim. “O, Türkiye işçi sınıfının siyasi ve sendikal mücadelesinin neferi olduğu kadar, binlerce mübadilin geçmişiyle buluşmasını sağlayan, tozlu arşivlerden canlı bir bellek inşa eden eşsiz bir gönül köprüsü ve tarihsel hafıza rehberini kaybetti.” Anısını saygıyla selamlıyorum.

 

YORUM YAP