Sevginar Sali

Yapmak istenilenlerin hafifliği...

Günler mi kısaldı, zaman mı daraldı bilmiyorum… Günlük işlere yetişmek giderek daha zor, iş veya özel hayata dair yapma arzusundaki şeylerle alakalı hep bir erteleme modunda hissediyorum kendimi. Olgunluk ile birlikte insan hem yaşam tarzı hem de isteyip de başaramadıkları konusunda gerçek değerlendirme durumunda mesafe kat ediyor. Gerçeklerle yüzleşmek olması gereken ama tadı pek tatlı değil : ) Hatta acı bile denilebilir… Az şansınız varsa ekşiyle de geçiştirebilirsiniz : ) İnsan en kolay kendine haksızlık ediyor veya kendisiyle ilgili işlerde erteleme kararı en rahat alınıyor… Tabi su katılmamış bencil değilseniz! Ama o duruma gelen insanlar ertelenen, ötelenen şeyler konusunda eksik hissedenlerden daha fena vaziyette…
Hayatı demeyeyim de, hatta yıl veya ay konusuna da hiç girmem… Hafta da çok zor kabul edin… Ancak günümüzü planlayabiliyoruz. Ben çoğu zaman akşam yatarken yapmayı düşündüklerimden, yeni güne uyanır uyanmaz ilk önce kendimle ilgili olanları erteliyorum. Sonra yumurta kapıya dayanana kadar öteleyebildiklerime sıra geliyor… Aslında yap kurtul işte : )) Yok yorulmak yerine, hammal gibi yapılması gereken yükleri sırtlamak düşüncesizliği.
Bugünle ilgili en önemli planım bir pasta alıp, sevgili bir dostu doğum günü vesilesiyle ziyaret etmek! Daha önemli bir iş yazmadım not defterime… (Gazete hayat gayem zaten : )) Yapılması gereken söyleşiler konusunda biraz daha tembellik hakkı tanıyorum kendime; Sevgili KAGİDER ailem affedin beni. (33'ünü yaptım ikisi konusunda uzatmaların tadını çıkartıyorum. Gerçi birini de Saadet hanım yapmıştı, düzeltiyorum 32 : ))
Ah şu günlük koşturmaca yok mu bütün yaratıcılığımızın üstüne turp sıkıyor. Siz de bugün bir kaçamak yapın; uzun süredir görmediğiniz bir dostta hayata kahve molası verin.
Bir arkadaşımla ilgili de güzel bir sürpriz oluştu aklımda mesela çok sevdiğini bildiğim (gerçi pek çok kimsenin hayran olduğu Nazım Hikmet mevzu bahis) şairin hayat hikâyesini anlatan yeni çıkan bir kitabı armağan olarak almaktan çok mutlu olacaktır…
Küçük şeylerle mutlu olan insanlardan olalım. Bu tarz insanlar biriktirelim…
Ve sahip olduklarımızın kıymetini bilelim; Cumhuriyet gibi, Bayrak gibi, vatan gibi…

Bağlanmayacaksın
Bağlanmayacaksın öyle bir şeye, körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam" demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmektende korkmazsın.
Onlarsızda yaşabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim" diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İllede bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye...
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
* Can Yücel

YORUM YAP