İbrahim Çeşmecioğlu

MÜSLÜM BABA

Müslüm filmini izleyenlerin yorumlarını gerek ulusal basında, gerek sosyal medyada dikkatle izledim. Çoklukla nerden tutsan sökülen duygusu, dünyası, tundraya, bozkıra dönüşen hayatları en uç örnekleriyle görmeyi ve yazmayı denemişlerdi bu yorumların hemen tamamı. Haksız da değillerdi çünkü filmde Müslüm'ün yaşam öyküsü de böyleydi. Sokaktan zirveye yükselen ses, sadece Onun değil herkesindi. Tabi bizim darda olana, düşene merhamet refleksimizde en hassas biçimiyle filmin dışındaki halkayı tamamlamak adına derhal harekete geçmeliydi. Öyle de olmuş. Merhamet duyguların içinde insana en yakışanıdır bence! Bu manada yapılan yorumların hiç birine itirazımız olamaz. Ne İyi ki insani tavrımız sancıyı duymakta ve anlamakta çok gelişkin! Fakat işte bu hal hem güzel, hem doğruya ulaşılması adına da zaman zaman sakıncalı olabiliyor! Güzel, çünkü içtenlik, merhamet düşünceye, sonrada herkesin okuyacağı alanlara yansımış. Sakıncalı çünkü bu baskın tutum filmde bütünü oluşturan parçaların arasındaki iletimi koparıyor gibi! Gösterimin başından, ortasından sahnelerle etkileyici biçimde giriliyor filme. Müslüm'ün babasının narsizmi, annesinin söndürülmüş insanlığı, biçareliği, bıçak üzerinde yürünen hayatlar biçiminde ulaştı hepimize. Bu toprakların kara senaryosunun, bizatihi kendimizce yazılıp oynandığını görmeyen gözümüze, sağırlaşmış vicdanımıza destursuz sokuyor sahneler! Hayatın güçlü rüzgârının yaprak gibi savurduğu ailenin direnen tek üyesi Müslüm baba. Ancak bilirsiniz ki rüzgâr dindiğinde bütün pislikleri de bir araya toplamış olur. Baba da öyle işte! Yaşamın karşı konulmaz rüzgârının bir araya topladığı bütün pisliklerin, o kuvvetli esinti dindiğinde tam göbeğinde bulur kendini. Akış film boyunca koyu koygun böyle devam edip gider anlaşılacağı gibi. Bir de Baba'yı zamanın zulasında sakladığı mucize yardımlar ve ince ayar dokunuşlar korur sürekli! O tek başına mutlu olmayı çok ayıp sayar! Kazandığı bütün parayı gariplerle bölüşür. Tabi bu tutum halkının gözünde hem de gönlünde aşınmayacak bir yer edindirir kendisine… Şimdi benim asıl dikkat çekmek istediğim ve yazımın da başında andığım “gölgelenen” hatta ıskalanan bölüme gelmek istiyorum! Müslüm, babası dövmek için onu kovalarken, kaçıp çarşıda bir yapıya sığınır hani! Ve orada Limoncu Ali diye kaderini değiştiren, onun müziğe ilgisini, yatkınlığını görüp değerlendiren bölüme dikkat çekmek istiyorum işte. Kaçıp da sığındığı yer Adana Halk Evi'dir. Damar falan diyorlar ya! Hah işte gerçek damar buradan geliyor anlayacağınız! Bence Müslüm Baba'ya ayarını veren, akordunu çeken doğru anlamda burası oluyor. Herkes merhametli, servet düşmanı tarafını görmüş Baba'nın ancak tesadüfen karşısına çıkan bu öz türkülere ulaşan sağlam yönelim böyle başlıyor. Diyeceksiniz ki Anadolu'nun baştan başa özü türküler ve halk müziğidir. Elbette böyle başlaması da olağan kabul edilmelidir. Böyle bir kabul gayet tabii ki gerçekçi de olur. Ancak Baba'nın girdiği yolda eğilip bükülmesi, biçim alması, kıvamını bulması Adana Halk Evi ve oranın bilge hocası Limoncu Ali ile başlar. Bu karakteri Erkan Can üstlenmiş ve yine unutulmaz bir karakter ortaya koymuş. İşte dostlar ben buna takıldım kaldım! Eğitimin nasıl önemli olduğuna;
öğretmenin nasıl insanın kaderi olacağına; sanatın iyi işlediği birinin nasıl potansiyelini, cevherini bulacağına… İnsanın iyiye, güzele, doğruya, merhamete ulaşmasına nasıl yoldaşlık edeceğine!
Ve bitimsiz gücüne takıldım kaldım. Gösterimin başından sonuna dek bu duygu sağanağı bulut gibi üstümdeydi yemin olsun! Yaşar Kemal'in söyleyişiyle: “TÜRKÜLER TIPKI KIRK BİN YIL SU ALTINDA KALMIŞ, YIKANMIŞ, CİLALANMIŞ ÇAKIL TAŞI GİBİDİR.” diye haykıran gür sesinin nasıl, hem de nasıl haklı olduğunun filmdeki mucizevi yansımasına takıldım! Söylediği türkülerden yüzyıllar öncesinden bize ulaşan Pir Sultan'a, Karacoğlan'a, Dadaloğlu'na, deyişlere bir de Aşık Veysel ‘e takıldım kaldım. Naif, hayran, sevdalı! Öylece kalakaldım. Gösterim bittiğinde bile çabucak toparlanıp kalkamadım! Filmdeki zaman-mekân ve olaylar ilişkisine kendi dağarımdan bakarken, işte tam oraya… Adana Halk Evi'nin içindeki müzik, sanat inceliğinin ve bilgeliğinin gücüne takıldım kaldım. Büyülendim! Film hakkında bunca olumlu, güzel yorumun içinde türkülerin kaynağının insanın çekirdeğini büyüten verimli, geçimli toprak olduğu gerçeğini en kıymetli haliyle gördüm. Yazmamak da büyük bir eksiklik olacaktı bu güzel film adına. İstedim ki buraya kadar sabırla okuduğunuz yazım bu eksikliği tamamlasın. Selam olsun kapılarını türkülere açık tutanlara…

YORUM YAP