Ahmet Yücegök

SİLİVRİ'DEN...

En başta söyleyeyim…
Geçen Pazar günü “Silivri, Selimpaşa Topatan Kavunu ve Bamya Festivali” yapıldı…
Tıpkı… Yoğurt festivali gibi hafta boyu konuşuldu…
Neymiş… Efendim “Selimpaşa'da artık topatan kavunu yetiştiren kalmamış. Birkaç kişinin ektiği az bir yer varmış, festivalde “konu mankeni olarak onlar kullanılmış v.s…”
Özetle… Burada söylenmek “satacak kavun” yokmuş… “Neyi tanıtacak?” “Tanıtılsa ne olacak?”
***
Bence… Festival yapılmalı! Yapılsın!
Ne var! Selimpaşa'ya ne kaybettirdi?
***
Yapılmasının… Faydası olur… En azından teşvik olur…
***
Ve , “Kurban Bayramı”… Bayram tarafını “geçmiş olsa da kutluyorum” ama “pala elinde kurbanlık hayvanı kovalayanlar ve Silivri, Uğur Mumcu Meydanı'ndaki bıçak bileyenlerin sesi hala kulaklarımda, o tarafını da sevmiyorum…
O görüntüler bana çirkin geliyor… Ne yalan söyleyeyim… Sevmiyorum…

VE, ÜLKESİNİ SEVENLERE
Önümdeki Gazetenin ilk sayfasında, Helikopterle çekilen fotoğraflara bakıyorum… Bir “Çevre Derneği” mensubu olarak irkiliyorum…
Yem yeşil çam ormanı gitmiş yerinde toz toprak kalmış…
Güzelim orman…
Yolunmuş tavuğa dönmüş…
Yemyeşil “Kaz Dağları” yangın yerine dönmüş…
Faili!
Kanada kökenli bir şirketmiş…
De… Bana göre
Esas FAİL… Ona o izni veren siyasi iktidar sahipleri…
***
Şirket, dağın altında “altın” madeni olduğunu öğrenmiş…
Çıkaracakmış… Çıkan altının “aslan” payını kendine… Minik bir kısmını da bize bırakacakmış…
Şaka gibi… Onlar, (izin verenler) sanki, ülke insanına düşman…
Sanki, ülke insanının değil de “para babası, Kanadalının yanında…
***
Bu demektir ki, her karış toprağı şehir kanıyla sulanmış topraklarımızda ikinci sınıf insan muamelesi görüyoruz… İtibar, “Kanadalı” para babasına…
Düşünüyorum da… Bu düşüncede olanların “yeşil” denilince gözlerinin önüne
“ağaç” değil DOLAR geliyordur…
***
Ülkemin daha bir çok yerinde benzer yağmalar, talanlar var…
Oralarda da direnenler var… Onlara da “selam “ diyorum… Evet… Ülkesini sevenler… Doğanın ve Çevrenin yağmalanmasına karşı olanlar “Kaz Dağları'nda nöbetteler, nöbete gidemeyenler da, bulundukları yerden seslerini yükseltiyorlar… İnanın…
***
Evet… Kaz Dağları'nın yağma ve talanına karşı sessiz kalamayız, kalınamaz, kalmamalıyız… Kaz Dağları'na sessiz kalmak demek, suça ortak olmak demektir... Bu saatten sonra “bilerek “sessiz kalmak, yapılanı” onaylıyorum demektir…
Diren Kaz Dağları!

BİR HİKAYE
“..Bir zamanlar, zengin mi zengin bir ülkeyi yöneten bir diktatöre hiçbir şey yetmez olmuş. Neye sahip olsa “dahası yok mu “ dermiş. Bir gün çevresindekiler onu çok mutlu edecek bir müjdeyle gelmişler; “Efendimiz, şu andan itibaren tuttuğunuz her şey altın olacak…”
Diktatör inanamamış… Önündeki bardağı tutmuş, altın… Taşı tutmuş, altın… Tuttuğu her şey altın… Saatler geçmiş, acıkmış… Ekmeği tutmuş altın… Suya dokunmuş, altın… Tuttuğu her şey altın olduğu için “diktatörümüz” acından ölmüş…

Kaz Dağları'nda altın madeni arayanların her tuttuğu altın olsun!
(Mustafa Balbay-Cumhuriyet )

BİR BİLEN
“ Doğaya karşı işlenen bir suçun öcü, insan adaletinden daha zorlu olur.”
(Dostoyevski)

GENEL SİYASET
Cumhurbaşkanımızın yine yağdı esti…
Yine, gittiği her yerde, mikrofonu her eline aldığında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na yüklendi…
Anlaşılıyor ki, dağarcığında başka bir şey yok…

BİR BİLEN (2)
“Hep konuşursan hiçbir şey duyamazsın.”
(Seatle)

İSTER İNAN / İSTER İNANMA
“Bir ağaç, her hangi bir prensten daha soyludur.”
(Alexander Pope)

GÜNE UYAN
“Herkese mavi boncuk dağıtandan uzak durun.”
(Aziz Nesin )

YORUM YAP