Silivri Belediye Meclis Üyesi Pekel: Eğitim ve siyasette çocuklar için çalışıyorum

Silivri Belediye Meclis Üyesi Pekel: Eğitim ve siyasette çocuklar için çalışıyorum

13.02.2026 12:13:28

Silivri doğumlu, eğitimci ve İBB Meclis Üyesi Ebru Akgün Pekel; siyasete 15 yaşında adım attığını, eğitimde “her çocuğun farklı öğrendiği” anlayışıyla yol aldığını ve Silivri için ortak akıl vurgusuyla çalıştığını anlattı.

Metropol FM'de Kamil Bilici'nin konuğu olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi ve eğitimci Ebru Akgün Pekel, çocukluk hayalinden siyasetteki yolculuğuna, yerel yönetim deneyimlerinden eğitim vizyonuna kadar birçok başlıkta dikkat çeken açıklamalarda bulundu. “Silivri'nin kızı, Ortaköylüyüm” sözleriyle kendini tanımlayan Pekel, hem yönettiği anaokulları hem de siyasi çalışmalarıyla çocuklara ve kadınlara dokunan bir anlayışı temsil ettiğini ifade etti.
“SİLİVRİ'NİN KIZIYIM, ORTAKÖYLÜYÜM”
Kamil Bilici: Bu yoğunlukta bize vakit ayırdığınız için ilk olarak Metropol FM ailesi adına teşekkür etmek istiyorum. Genç ve başarılı siyasetçilerimizden biri “Ebru Akgün Pekel kimdir?” diyerek başlayalım sohbete.
Ebru Akgün Pekel: Silivri'nin kızıyım, Ortaköylüyüm. 32 yaşındayım, evliyim, bir oğlum var; Mustafa Kemal. Onun haricinde öğretmenim. Bugün itibarıyla üç tane anaokulunu yöneten bir yöneticiyim. Akabinde çocuklara dokunmaya çalışan, kadınlarla iç içe olan ve siyaseti de bu yönlü yapmaya çalışan aslında bir meclis üyesiyim. İBB'de de Eğitim Komisyonu'nda Komisyon Başkan Yardımcılığını yürütüyorum. Baktığımızda birçok çocuğa umut olma yönünde ilerleyen genç bir siyasetçi olarak adlandırabilir ve tanımlayabiliriz.
“15 YAŞINDA SİYASETE ADIM ATTIM”
Kamil Bilici: Siyasetle tanışma daha ilk gençlik yıllarından başlamıştı sanırım?
Ebru Akgün Pekel: 15 yaşında yeni girmiştim herhalde. O zaman büyüklerimizden biri elimden tutarak; “Ya sen koşturuyorsun, severek de yapıyorsun…” O zaman Ortaköy örgütünde belli görevlere geliyordum. Dönemin meclis üyelerinden İbrahim Çeşmecioğlu, “Gel seni partiye götürelim, seni de bir tanıtalım” demişti. Sağ olsun o zaman elimden tutmuştu. Sonra İlçe Başkanımız Suna Göçengil, ardından Özcan Işıklar üstadımız, akabinde Bora Balcıoğlu… Zaten biliyorsunuz birlikte yol yürüdük ve önderliğine hayran kaldığım bir belediye başkanıdır. Onunla beraber yol yürümeye başladık ve bugüne kadar partide bir çok görev alarak bugüne geldim. Mutfağından bugüne gelindi diye söyleyebilirim.
“HARİKALAR DİYARI ÇOCUKLUK HAYALİMDİ”
Kamil Bilici: Eğitim camiasında faaliyet gösterdiğinizin az önce altını çizdik. Harikalar Diyarı bölgenizde üç mü oldu?
Ebru Akgün Pekel: Silivri'de iki, Çatalca'da bir tane olmak üzere toplam üç tane. Aslında benim çocukluk hayalimdi Harikalar Diyarı. Anaokulunda yaşadığım bir olumsuz örneğin akabinde öğretmen olmaya karar vermiştim daha o zaman 5-6 yaşındayken. Sonra yıllarca hiç başka bir meslek aklıma gelmedi, hep anaokulu öğretmeni olacağım demiştim. Ortaokul ya da liseye yakın süreçte bir okulum olursa adı Harikalar Diyarı olacak diye nitelendirmiştim. Sonra tüm hedefimi, ideallerimi bu yönlü devam ettirdim. Sağ olsun ailem, annem, babam, kardeşim bu konuda çok destekçimdi ve bugün işte günümüzde üç okula eriştik.
“OKUL ÖNCESİ EĞİTİM ÇOK DAHA BAŞKA VE KUTSAL”
Her meslek kıymetli ama okul öncesi eğitim çok daha başka bence. Çünkü bir canı emanet alıyorsunuz ve ben her zaman söylüyorum; fizyolojik olarak doğurmadığın bir çocuğun sorumluluğunu almak kadar zor bir şey yoktur, emanet çocuk. Yani evde başına bir şey geldiğinde kaygı olasılığı anne babaya göre düşüktür ama okulda en ufak bir şeyde “Acaba neden?” kaygısı insanın içini kemirir. Bu yüzden yaptığımız iş aslında çok kutsal.
Harikalar Diyarı çocukluk hayaliydi. Kıymetli bir ekibe sahiptim açıldığı günden bugüne kadar. Beş yıl oldu; dört yılda üç okul açma şansına eriştik. Bu benim başarım değil, ekiple başarı haline geldi. Bu okulun teorisi ya da modeli, eğitim felsefesi diğerlerine göre biraz daha değişik olduğu için belki de dört yılda üç okul açabildik.
Türkiye'nin eğitim modeli geleneksel bir yapıya sahip. Harikalar Diyarı'nda ise her anaokulunun metodunu, formülünü kabul eden bir yaklaşım benimsiyoruz. Kimi Montessori, kimi Waldorf eğitimi uyguluyor; ancak 1. sınıfa geldiğinde parmak kaldırmadan konuşamayan ya da öğretmen geldiğinde ayağa kalkan öğrenciler olarak yetişiyoruz. Bizler de geleneksel eğitim sisteminden geçen öğretmenler olarak yetiştik.
“HER ÇOCUK ÖĞRENİR AMA AYNI YÖNTEMLE ÖĞRENEMEZ”
Bu doğrultuda şöyle düşündüm; bir gün bir okulum olursa geleneksel eğitim sistemini destekleyen bir teoriyi de sürdürmeliyim. Bu nedenle “Çoklu zekâ teorisi”ni destekleyen bir kurumuz. Bu ne demek? Her çocuk öğrenir ama aynı mantık ve teknikle öğrenemez diyerek yola çıktık.
Dünyada kabul edilmiş dokuz farklı zekâ türüne göre çocukların öğrenme biçimleri değişir. Bir çocuğun yapabileceği en iyi şey oyun oynamaktır. Bu yüzden her güne “veli etkinliği” değil, “oyun” diyoruz ve oyunla öğretmeye çalışıyoruz. Kimisi işitsel zekâya sahiptir, duyduğunu unutmaz; kimisi görsel zekâya sahiptir, gördüğünü hatırlar; kimisi kinestetik zekâya sahiptir, yaparak ve yaşayarak öğrenir. Biz de her haftanın bir temasını belirleyip bu temaya göre çocuklarımızın eğitim yolculuğunu sürdürüyoruz. Harikalar Diyarı'nı böyle özetleyebilirim.
“ELEŞTİRİYİ SEVGİ DİLİYLE KARŞILIYORUM”
Kamil Bilici: Siyaset de konuşacağız... Harikalar Diyarı ile beraber gazeteci arkadaşlarımız hem iktidar partilerini her dönem hem muhalefet partilerini eleştiriyorlar. Siyasetin içerisinde bir eğitimci olarak da hatırlıyorum şimdi aklıma geldi, bundan nasibinizi siz de aldınız. Çatalca'da çok vakit geçirdiğiniz yönünde yazılar oldu. Samimiyetle açıklayabileceğinizi düşündüğümden sorayım dedim.
Ebru Akgün Pekel:Eleştiriler çok kıymetli. Ben yapılan eleştiriyi hiçbir zaman “O bana neden böyle yazıyor, neden böyle yapıyor?” diye karşılamıyorum. Hep sevgi diliyle yaklaşmaya çalışıyorum ve nasibimi almaya gayret ediyorum. Ama şöyle, halk diliyle anlatacak olursam; dükkanını açtığın her işin başında olmak durumundasın.
Çatalca tanımadığım bir ilçe ve beni orada tanıyan insan sayısı azdı. Bizim eğitimimiz güvene dayalı bir eğitim. Bu doğrultuda anne-baba ilk başta çocuğunu kime emanet ettiğini bilmek ister. Okulu kim açtı, neden açtı, ideolojisi nedir… Bunları bilmek zorundadır ki çocuğunu teslim edebilsin.
Ben de Atatürk ilkelerini benimsemiş, bu doğrultuda eğitim yapan; siyasetçi olmasına rağmen siyaseti okuluna yansıtmayan ama ideolojik duruşundan da taviz vermeyen bir kurum olduğumuzu anlatmak için velilerle birebir iletişim kuruyorum. Ama bu sadece Çatalca'dayım demek değil; bazen Silivri ile Çatalca arasında günde 3-4 kez gidip geliyorum.
Bunu da bir dipnot olarak söylemek isterim. İnşallah ilerleyen yıllarda Büyükçekmece'de de, Avcılar'da da benzer eğitim kurumları açmak nasip olur.
“BU LİSTEDE OLACAĞIM DİYE BİR TALEBİM HİÇ OLMADI”
Kamil Bilici: 2024 seçimlerini konuşacağız ama aslında 2019'da Sayın Başkan'ın aday adaylığı sürecinde de aklındaki isimlerden biri olduğunuzu zaten ben yakinen biliyorum. 2019'u geride bıraktık, o süreç atlatıldı. 2024'te de Bora Başkan Cumhuriyet Halk Partisi'nin adayı olarak ortaya çıktı, listede de sizin de isminizi görmüş olduk. Nasıl gelişti bu meclis üyeliği adaylığınız 2024'teki?
Ebru Akgün Pekel: Bora Balcıoğlu ve eşi Sena Hanım benim can dostlarımdandır. Bu doğrultuda “Ben bu listede olacağım, beni listeye yazın” gibi bir talebim hiçbir zaman olmadı. Başkan Bey de “Ben sana söz veriyorum, seni şöyle yapacağım” gibi bir ifade kullanmadı.
Ben hep şuna inanıyorum; siyasi dostluklar unutulmayan ve tabanı güçlü olan dostluklardır. Başkan Bey beni meclis üyesi yapmasaydı da dostluğumuz baki kaldığı sürece, belediyeye katkı sunabildiğim, sözümü geçirebildiğim, projelerimi kabul ettirebildiğim noktada zaten var olmaya devam ederdim.
Bu tamamen Başkan Bey'in teveccühüne kalmış bir durumdu. “Ben Başkanı destekliyorum, bu yüzden meclis üyesi olacağım” gibi bir hedefim hiçbir zaman olmadı. O olduğu için de çok mutluyum. Can dostunuzun her başarısıyla gurur duyuyorsunuz. İyi bir konuşmasından sonra alkışlamak, iyi bir projesinden sonra “Bunu birlikte düşünmüştük” demek istiyorsunuz.
O yüzden çıktığı yol her daim başarılı olsun. Bana bu görevi verdiği, listede üçüncü sıraya yazdığı ve layık gördüğü için de umarım Silivri'ye layık olmaya devam ederiz. Allah mahcup etmesin. Buradan kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum.
“VOLKAN BAŞKAN'IN SİLİVRİ'YE KATKILARI OLDU”
Kamil Bilici: Ve o 2024 süreci aslında beş yıllık bir Cumhur İttifakı belediyeciliğinin akabinde ortaya çıktı. Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi'nin oluşturduğu Cumhur İttifakı'nın adayı 2019'da Volkan Yılmaz olmuştu, kazanmıştı. Tüm Silivri kamuoyu da kabul edecektir ki hükümet desteğiyle çeşitli yatırımlar da kazandı aynı Hüseyin Turan döneminde olduğu gibi. Ve bu süreçte aslında böyle bir seçim kazanmak da zorlu bir iş. İçerden bakan bir gözle o yarış sizin için nasıl gelişti?
Ebru Akgün Pekel: Volkan Başkan da gerçekten Silivri'ye iyi yatırımların getirilmesine sebep oldu. Ben şöyle düşünüyorum; herkesin siyaset içinde yakın hissettiği, örnek aldığı bir isim vardır. Benim için bu isim Bora Balcıoğlu'dur. Ama herkes parmak izi gibi birbirinden farklı ve herkesten öğrenilecek çok şey var.
Volkan Başkan döneminde ilçe yöneticisiydim. Her meclise gidiyor, orada bir köşede oturup notlar alıyordum. Gözlem mutfağından gelmek kıymetlidir. “Bilmediğin denizde boğulursun” derler ya, ben de bu şekilde öğrenmeye çalıştım. Volkan Başkan'ın bana kattığı şeylerden biri de kararlı yapısıdır. Yanlış da olsa o kararlılıktan vazgeçmeyişi, not alınabilecek ve kişinin kendine ekleyebileceği bir özellikti.
“HALK KENDİNİ DAHA İYİ DİNLEYEN BİRİNE YÖNELDİ”
Bazen halkın ne yaptığını değil, ne yaptırmadığını da konuştuğu bir süreç olur. Özcan Işıklar'ın çok kıymetli bir sözü vardır; partide bize sık sık söylerdi: “Ne yaptığının önemi bazen olmayabilir, ne yaptırmadığının önemi daha da kuvvetlidir.”
Volkan Başkan Silivri'ye pek çok şey kattı ama belki de halk bunun yanında kendine daha yakın, derdini daha net anlatabildiği ve kendisini daha iyi ifade edebildiği bir isim arıyordu. Bu bir öz eleştiri olarak da değerlendirilebilir.
Bu süreçte Bora Balcıoğlu ile birlikte ortaya çıkan tablo ve alınan yüksek oy oranı da Silivri siyasi tarihinde önemli bir kırılma noktası oldu.
“SON 25–40 YILIN EN YÜKSEK OYU ALINDI”
Kamil Bilici: En azından bizim gördüğümüz; ben Selami Değirmenci dönemini, Hüseyin Turan'ı, Özcan Işıklar'ı hatırlıyorum. Daha önceki konuklarımızla da konuşmuştuk. Bora Balcıoğlu son 25-30 yılın, hatta 40 yılın en yüksek oyunu alarak kazandı; kimsenin ulaşamadığı bir oydu.
Ebru Akgün Pekel: Evet, kesinlikle katılıyorum.
Volkan Başkan'a da yaptıkları için, Silivri'ye kattıkları için teşekkür ediyoruz. Çünkü bundan yine bizim çocuklarımız, yetiştirdiğimiz toplumun çocukları fayda sağlayacak.
Bora Başkan'a da bugüne kadar kattıkları ve bundan sonra katacakları için teşekkür ediyoruz. Önümüzdeki süreçte iki yıl, üç yıl sonrasında belki bir 10 yıl daha devam edecek bir hizmet döneminden söz edeceğiz ama Silivri'ye katılacak her değer çok kıymetli.
“ÖZCAN IŞIKLAR BİRÇOK SİYASETÇİNİN ÜSTADIDIR”
Kamil Bilici: Volkan Başkan'dan şunlar alınabilir diye altını çizdin. Az önce program öncesinde konuşmuştuk; başlıklarımız arasında yok ama dinleyicilerimizle de paylaşmakta fayda var. Özcan Başkan'dan her söz ettiğinde “duayenimiz” diyorsun. Ondan da aldığın şeyler, siyasette örnekler mutlaka vardır.
Ebru Akgün Pekel: Buna sonsuz katılırım. Elimizden tutan isimlerden biridir ve bugün birçok siyasi makama gelmiş insanın da üstadıdır. Bize çok şey öğretti. Öncelikle çok vizyoner bir isim.
Mesela yaptığı hamleleri hatırlayacak olursak; TÜRAM'ı Silivri'ye kazandırması, tarımı sürekli gündemde tutması, ekilebilir alanlar ile teknoloji ve yapay zekâyı birleştirerek üretim modeline dair hâlâ konuşabiliyor olması, ufkunun ne kadar geniş olduğunu gösteriyor.
Biz de bugün İBB'de sohbet ederken “Bizim de TÜRAM'ımız vardı” diye gururla anlattığımız projelerden biri. Hitabeti güçlü bir isim ve ben kendisinden çok şey öğrendim. Konuşurken hep notlar alırdım; o felsefi cümleleri kendime kaydeder, bugün de kullanmaya çalışırım. Bu nedenle kattığı her şey için kendisine teşekkür ediyoruz.
“TÜRAM, MİNİMUM MALİYETLE MAKSİMUM FAYDA SAĞLAYAN BİR PROJEYDİ”
Kamil Bilici: Hakikaten o dönemde İBB desteği de yoktu. İlk döneminde de yoktu, ikinci döneminde de yoktu. Hükümet desteği zaten yoktu; buna rağmen minimum maliyetle maksimum fayda sağlamak noktasında TÜRAM çok mantıklı bir projeydi. Hâlen o günden bugüne Silivri Belediyesi özelinde devam ediyor. Aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin birçoğunda da tarım yeniden ön plana çıkarıldı.
“SİYASİ KONJONKTÜR ÖNCEKİ DÖNEMLERE GÖRE DAHA FARKLI İLERLİYOR”
Bundan sonraki süreci merak ediyorum, onu paylaşmamızı rica edeceğim. Beş yıllık bir periyot için 2024 seçimleri kazanıldı ve bunun yaklaşık iki yılı geride bırakıldı. Bora Balcıoğlu yönetiminde seçim sürecinde verilen sözler vardı; kapalı pazar yerleri ve birçok proje… Ne kadarı gerçekleşti geride bıraktığımız iki yılda? Bundan sonraki üç yılda hedefler nelerdir, nereye ilerliyor Silivri?
Ebru Akgün Pekel: Aslında şöyle; siyasi konjonktür şu süreçte diğer dönemlere göre biraz daha farklı, biraz daha tuhaf ilerliyor diyebiliriz. Bu doğrultuda “Ne yaptı, nasıl yaptı, ne kadar yaptı?”dan ziyade ben hep şunu söylüyorum: Bence bütün billboardlara “Bırakın da çalışalım” yazmamız gerekiyor.
Kötü yorumlar, eleştirel bakışlar, siyasi pozisyonlar, belediye başkanlarının yaşadığı çeşitli süreçler… Bunların hepsi yerel yönetimlerin hareket alanını daraltabiliyor. Herkes bir sakinleşse, tüm belediye başkanlarının verdikleri vaatleri yerine getirebilecek noktada olduğunu düşünüyorum. Bunun A partisi, B partisi olması önemli değil; şu konjonktürde herkesin eli bir şekilde bağlanıyor gibi hissediyorum. Elbette bunu Belediye Başkanı daha iyi anlatır ama ben bir eğitimci olarak baktığımda şunu söylüyorum: Bir çocuğun kaderini iyi bir öğretmene denk gelmek değiştirir.
“EĞİTİME ODAKLANAN BELEDİYE BAŞKANI, İLÇENİN UMUDUDUR”
Silivri gibi kasaba kültürünün güçlü olduğu yerlerde eğitimi tabana alan ve bu alanda emek veren bir belediye başkanına sahip olmak, ilçedeki tüm çocukların umudu için yeterlidir.
Silivri'de verilen kahvaltı destekleri, okula başlayan çocuklara sağlanan materyal destekleri, kız öğrenci yurdunun temelinin atılması, spor alanlarında çocukların desteklenmesi gibi pek çok projeye imza atıldı. Sabah çorbası uygulaması da çok kıymetliydi. Bunun bir siyasi görüşü yok. Zaten belediyeye girdikten sonra siyasetçi diye bir kavram kalmaz; Belediye Başkanı herkesin Belediye Başkanıdır.
Belki prosedürlerde yapılması gereken ya da yapılamayan bazı şeyler olabilir ama hiçbir çocuğun sabah sıcak çorbasını içmesine engel olunmamalıydı. Bu doğrultuda eğitim alanında iki yılda yapılanları, önümüzdeki üç yılın teminatı olarak görüyorum. Bu açıdan baktığımızda Silivri'deki çocukların şanslı olduğuna ve belediye başkanlarının onlar için bir fırsat olduğuna inanıyorum.
“İŞİNİ İYİ YAPAN İNSANLARA SİYASİ GÖZLE BAKMAM”
Kamil Bilici: Silivri'nin gündeminde çok konuşulan birçok konu var. Geçmiş dönemde Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü görevlerinde bulunan, Silivri'nin de yakından tanıdığı Eren Ermiş ismi son günlerde oldukça konuşuluyor. Kaymakamlıktaki görevinin ardından, Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu imzalı bir yazıyla yeniden belediyeye dönmesi bazı tartışmalara ve dedikodulara yol açtı. Siz bu konuda neler düşünürsünüz?
Ebru Akgün Pekel: Ben işini iyi yapan insanlara hiçbir zaman siyasi gözle bakmadım, bakmıyorum da. Şu anki basın ekibimizin de gayet başarılı ve güçlü olduğunu düşünüyorum. Elbette hepimizin olduğu gibi onların da geliştirilebilecek yönleri olabilir.
Ama Eren Ermiş, bu görevi zamanında layıkıyla yerine getirmiş bir belediye çalışanıydı. Şimdi hangi süreçle, nasıl bir görevle geri döndü, detaylarını bilmiyorum ama bulunduğu yere katkı sağlayacağını düşünüyorum. Belediye Başkanımızın yaklaşımı da bu partili, şu partili diye değil; işini iyi yapan insanları bir araya getirmek yönünde vizyoner bir anlayış.
Ben kendi kurumlarımda da benzer şekilde ilerliyorum. Kararları tartışmak kıymetlidir ama bazen yöneticinize güvenmeniz ve aldığı kararı sürekli masaya yatırmamanız gerekir. Bu nedenle Belediye Başkanımızın aldığı bu kararı saygıyla karşılıyorum. Aldığı her karar gibi bu kararın da arkasında ve yanındayım.
“ELEŞTİRİ İNSANI ZİNDE TUTAR”
Kamil Bilici: Aslında görüşten de öte, Silivri'ye değer katma arzusunda olan insanlar çok önemli. Herkesin bir dünya görüşü var ama Silivri ortak paydamız. Kent Konseyi Başkanlığı yaptığım dönemde ben de yoğun eleştirilerle karşılaştım. Bugün yine gazetecilerin ve kamuoyunun gündeme getirdiği eleştiriler var. Bu yoğun eleştirilere nasıl bakıyorsunuz?
Ebru Akgün Pekel: Bence eleştiri insanı zinde tutuyor. Yanlışını görmeni sağlıyor, daha iyi nasıl olabileceğini düşündürüyor. Bilmediğin bir konuysa strateji üretmeye yöneltiyor. Bu zindelik de çoğu zaman başarıyı beraberinde getiriyor.
Ama eleştirinin nasıl yapıldığı çok önemli. Yapılan eleştiri şahsınaysa eyvallah; fakat iş aileye, yakın çevreye, eşe, çocuğa uzanıyorsa burada durmak gerekir. Herkes bir annenin evladı. Bu nedenle eleştirinin dozajı çok kıymetli.
“ELEŞTİRİDE EMPATİ VE VİCDAN OLMALI”
Bora Başkan eleştiriye açık bir isim. Belediye başkan yardımcılığı döneminde de böyleydi, meclis üyeliğinde de böyleydi, bugün de böyle. Gidip “Bunu yanlış yapıyorsun” dediğinizde can kulağıyla dinleyen bir yapısı var.
Ama bu dinliyor diye ailesiyle, eşiyle, çoluğuyla çocuğuyla hedef alınması bana doğru gelmiyor. Eleştiri yapılmalı ama vicdana dokunarak, empati kurularak yapılmalı. Bence eleştiri yapan kişinin de bu hassasiyeti taşıması gerekiyor.
“EKREM BAŞKAN'LA ÇALIŞMAK BENİM İÇİN BÜYÜK ŞANSTI”
Kamil Bilici: Programın sonuna yaklaşıyoruz. Seçim sürecinden bahsettik. Bu sürecin görünmez kahramanlarından biri de Ekrem İmamoğlu'ydu. Silivri'ye iki kez geldi, seçim sürecine ciddi katkı sundu. Bugün yaşadığı süreçle ilgili siz de çeşitli programlara katılıyor, yakından takip ediyorsunuz. Nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ebru Akgün Pekel: Uzun yıllardır Ekrem Başkan'la birlikte çalışma imkânı bulduk. İBB Meclis üyeliğinin ikinci yılındayım ama onun öngörülerinden ve vizyonundan yararlanabildiğimiz süre ne yazık ki kısa oldu. Yine de o süreçte gördüğüm zekâsı, aklı ve yeteneğiyle kendimi şanslı hissediyorum.
Bulunduğu koşullara rağmen Türkiye'ye umut olmaya devam edebilmesi, insanlara kendini sevdirmeyi sürdürmesi ve bulunduğu yerden bile ülkenin gündemini etkileyebilmesi onun ne kadar güçlü bir lider olduğunu gösteriyor.
Yıllardır siyasetin içindeyim; makamın değiştirmediği, etkisi altına alamadığı nadir isimlerden biri. Okul ziyaretlerinde, eğitim alanındaki çalışmalarda öğretmenlerle ve çocuklarla kurduğu iletişim, bilmediği bir konuda “Beni bilgilendirir misiniz?” diyebilmesi çok kıymetliydi. O süreçte kendisinden çok şey öğrendiğime inanıyorum.
Yakın zamanda ülkenin yönetiminde söz sahibi olacak bir lider olduğuna inanıyorum. Kendisine buradan selam gönderiyorum, her an yanında olduğumuzu da ifade etmek istiyorum. Ayrıca Dilek (İmamoğlu) Hanım'ın güçlü duruşu da herkese umut veriyor; ona da selam olsun.

YORUM YAP