Psikolojik acı çekme: TSBB

KİŞİ gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma ya da kendisinin veya başkalarının fiziksel bütünlüğüne bir tehdit olayını yaşamış, böyle bir olaya tanık olmuş ya da böyle bir olayla karşı karşıya gelmişse psikolojik bir travma yaşamış olabilir. Kişinin böyle durumlar karşısında verdiği tepki olarak aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme vardır. Bu duyguların yanı sıra travmatik olay sonrasında elde olmadan tekrar tekrar anımsanan ve sıkıntı veren anılar, bunların arasında düşlemler, düşünceler ya da algılar vardır. Olayı sık sık sıkıntı veren bir biçimde rüyada görme de karşılaşılan bir durumdur. Kişi, travmatik olay sanki yeniden yaşanıyormuş gibi davranır ya da hisseder. Travmatik olayın bir yönünü çağrıştıran ya da andıran iç ya da dış olaylarla karşılaşma üzerine yoğun bir psikolojik sıkıntı ve fizyolojik tepki gösterme söz konusudur. Travmaya eşlik eden düşünce, duygu ya da konuşmalardan kaçınma çabaları vardır. Travmayla ilgili anıları uyandıran yerlerden, etkinliklerden ve kişilerden de uzak durma çabası vardır. Travmanın önemli bir yönünü hatırlayamama görülebilir. Kişinin kendisi için önemli sayılabilecek etkinliklere olan ilginin azalması görülür. İnsanlara yabancılaşma, uzaklaşma duyguları, duygulanımda kısıtlık (örneğin; sevme duygusunu yaşayamama), bir geleceğinin kalmadığı duygusu yine bu travmatik olay sonucu görülen durumlardır. Uykuya dalmakta veya sürdürmede güçlük, huzursuzluk, düşüncelerini belli bir konuda yoğunlaştıramama, aşırı uyanıklık hali, aşırı irkilme tepkisi travma sonrası stres bozukluğunu işaret etmektedir.
Bu bozukluktan bahsedebilmek için belirtilerin 1 aydan uzun sürmesi ve kişi için belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da işlevselliğin önemli diğer alanlarında bozulmaya neden olması gerekmektedir.
Ruhsal sorunlara yol açtığı bilinen travma türleri doğal afetler (deprem, sel, yangın), insan eliyle yapılan travmalar (savaş, işkence, tecavüz), kazalar (iş, trafik), beklenmedik ölümler, ciddi-ölümcül hastalıklara yakalanma şeklindedir.
Travma sonrası stres bozukluğu kavramı 1980 yılında ortaya atılmıştır. Kavram yıllar önce travmatik olaya verilen şiddetli ve uyumsuz tepkiler olarak tanımlanmıştır. İlk kez 1952 yılında “travmatik savaş nevrozu” olarak tanımlanmış ve ikinci dünya savaşından dönen askerlerde gözlemlenmiştir. Daha sonra herhangi bir suçun kurbanları ya da doğal afetten sonra hayatta kalan kişiler üzerinde ortaya çıkabileceğine dikkat çekilmiştir. Bazı bilim adamları bunun bir bozukluk olmayıp acı veren bir olaya karşı olarak gösterilen bir tepki olabileceğini söylemiştir.
Bahsedilen travmatik olaylar herkes üzerinde TSBB etkisi yaratmamaktadır. Peki, travmatik olaydan sonra kurbanda TSBB'nin ortaya çıkıp çıkmayacağını ne belirler? Burada kurbanın kişilik özellikleri ve farklı uyum örüntüleri bu durum üzerinde etkilidir. Yaşanan olayın ardından duygularını bastıran (örneğin; tecavüz sonrası öfke duyulması) kişilerin daha fazla TSBB belirtisi gösterdiği görülmüştür.
Kişiyi çok korkutan, dehşet içinde bırakan, çaresizlik duyguları yaratan olayların uzun süren ruhsal sorunlara yol açtığı biliniyor. Ruhsal travmalardan sonra sık görülen rahatsızlıklardan biri depresyondur. Depresyonun en sık görülen belirtileri isteksizlik, halsizlik, moral bozukluğu, uyku ve iştah bozukluğu ve hayattan zevk alamamadır.
Travma sonrasında kişinin olayın etkileriyle başa çıkmak için kullandığı yöntemlerin de sonuçları etkileyebileceği düşünülüyor. Olay olmamış gibi davranan, unutmaya çalışanlarda bu bozukluğun iyileşmesi daha fazla gecikirken; sorunlar için yardım arayan, sorunlarını başkalarıyla paylaşan, hakkını arayan kişiler daha çabuk iyileşiyor. Kişinin elde edebildiği sosyal destek de travma sonrasında iyileşmeye olumlu etkide bulunuyor. Sosyal destek az ise özellikle depresyon belirtileri daha fazla hissediliyor.
Travmatik olayı yaşamış kişileri kurtulmuş (survivor) yerine kurban (victim) olarak tanımlanması bu konuyla ilgili yazılarda rastlanan bir durumdur. Ancak TSBB kurbanları kendilerini kurtulmuş olarak değerlendirme eğilimindedirler. Çünkü bu yolla çevrelerindeki olaylar üzerinde bir kontrol hissi taşımak isterler.

YORUM YAP