Ufuk Bek

Ben böyleyim

Başka insanlarda da olur mu bilmem ama bazen ben, yanlış bir ülkede doğduğum kanısına kapılırım. Daha gelişmiş bir Avrupa ülkesinde ya da ABD de doğmuş olsam yaşamım daha iyi olabilirdi, diye düşünmeden duramam. ( ‘Hepimiz için öyle olurdu zaten'…dediğinizi duyar gibiyim) Birçoğumuz için de öyle olabilirdi tabi ki. Hepimiz yurdumuzu çok seviyoruz, kendi vatanımızdan uzakta yaşamaya dayanamıyor, birkaç yıl ayrı kalsak ülkemiz, şehrimiz, yaşadığımız köy, kasaba gözümüzde tütüyor. Bundan hiç kuşkum yok. Söylemek istediğim “iyi ülke, kötü ülke” meselesi değil, bizim ülkemizle o ülkeler arasındaki “yaşam anlayışı” yani toplumsal bakış açısı farkı.
Niye böyle bir düşünceye kapılırım, bilmiyorum. Ancak, zaman zaman karakteristik yapımla ilgili davranışlarım küçük ipuçları verir bana. Şöyle ki: Karşımdaki insanın doğru söylediğini farz ederim. (Tıpkı ABD ve gelişmiş ülkelerdeki gibi, kişinin beyanını esas kabul ederim.) Sonrası onun bileceği iş; eğer yalan söyleyip beni aldatıyorsa ve bundan bir çıkar sağlıyorsa, bu onun sorunudur. Yasalarla başı derde girmese bile, -eğer inanıyorsa- Tanrı'ya hesap verecektir nasıl olsa; en azından vicdanı rahatsız olacak, söylediği yalan, yaptığı yanlış huzurunu kaçıracaktır. Başını yastığa koyduğunda, ya da ayna karşısında kendi yüzüne bakarken bile olsa, kendisiyle hesaplaşmak zorunda kalacaktır önünde sonunda. Kimilerine göre saflık olarak değerlendirilebilir belki ama benim bakış açım budur.
Bu düşüncemi destekleyen, daha doğrusu böyle düşünmeme sebep olan başka bir şey de, yıllar önce bir büyüğümün söyledikleri. Futbolcu olmak için çok çalışıp didindiğim yıllar… Silivrispor (A) takım forması giymeye yeni başlamışım, serde gençlik var; çok heyecanlı ve bir o kadar da arzuluyum, takımım için sahada basmadık yer bırakmıyorum. Bunu gören tecrübeli Adnan Kaptan, beni çok seviyor ve destekliyor, zaman zaman kenara çekip öğütler veriyor.
Yine öyle bir yaz günü, kulüp lokalinin bahçesinde otururken, şöyle diyor bana:
-“Ufuk, sen bu futbolla Türkiye'de başarılı olamazsın.”
Bir an şaşırıp, ne hata yaptığımı düşünmeye çalışırken, belli belirsiz bir sesle, “Neden Adnan Abi?” diyorum, neredeyse ağlayacağım. Neyse ki Adnan Kaptan konuşmasına kaldığı yerden devam ediyor:
-“Çünkü sen takımın için oynuyorsun, kendini göstermek, ön plana çıkmak için hiçbir şey yapmıyorsun…”
‘Doğru olan bu değil mi ağabey'… diyeceğim de, araya girmeme izin vermeden kaldığı yerden devam ediyor konuşmaya… ---“Oğlum, bizde futbolcu az pas verip çok çalım atarsa, gol pozisyonunda arkadaşına pas vereceği yerde kendisi şut -ya da gol- atarsa dikkat çeker, iyi futbolcu diye anılır. Sen bunların hiçbirini yapmıyorsun ki; sen Avrupalı gibi düşünüyor, onlar gibi oynamaya çalışıyorsun, bu yüzden ancak Avrupa'da başarılı olursun, Türkiye' de işin zor, kolay kolay yükselemezsin!”
Yıllar yılları kovaladı, ben profesyonel futbolcu olmayı başardım. Galatasaray ve İstanbulspor formalarını giydim; her iki takımla da şampiyonluklar kazandım, kupalar kaldırdım. Velhasıl kelam, Adnan Kaptan'ın söylediklerinde ne kadar haklı olduğunu da zaman içinde yaşayarak anladım.
Ancak, insan neyse o; ilmek ilmek ruha işlenen ve yıllar içinde oluşan karakteri yakasını bırakmıyor bir türlü. Benim için de durum böyle. Kişiliğimle barışık bir insan oldum çıktım. Karakterimle kol kola, bir arkadaş gibi yaşamayı öğrendim. Çok yerde Doğrucu Davut'luğu elden bırakmadım; çoğunun sus pus olduğu yerde sesimi yükselttim, doğruları dile getirmeye çalıştım, bunun cezasını (!) çektim, zararlarını gördüm…
Artık yaş kemale erdi. Altmışına merdiven dayamış bir yetişkin olarak, dünle bugünü kıyasladığımda, pek değişmediğimi görüyorum. Ne olursa olsun artık kabul etmeliyim, Ayten Alpman'ın o eşsiz sesiyle, yıllar önce söylediği gibi; “Ben böyleyim.”

YORUM YAP