“Daha güvenli binalarda oturma şansımız var”

“Daha güvenli binalarda oturma şansımız var”

29.01.2020 09:49:00

Silivri SİAD ve Küpe FM işbirliğinde hazırlanan “İş Dünyası” programı, dün İnşaat Mühendisleri Odası Silivri Temsilcisi, SİAD Yönetim Kurulu ve Basın Komisyonu Üyesi, Silivri Dayanışma Platformu üyesi ve Simge Mimarlık İnşaat Limited Şirketi Kurucusu Mustafa Yazıcı ile devam etti. Yazıcı, Turhan Alyakut'un sorularını yanıtlayarak firmasını tanıttı ve hizmet verdiği sektöre ilişkin düzenlemeleri, uygulamaları ve son durumuna ilişkin bilgi paylaştı. Sohbet şöyle sürdü:

“İDEALİM MÜHENDİSLİK OKUMAKTI”
Turhan ALYAKUT: Sizi tanıyabilir miyiz? İnşaat Mühendisliği mesleğini nasıl tercih ettiniz, şirketinizi nasıl kurdunuz, bugünlere nasıl geldiniz?
Mustafa YAZICI: 1063 doğumluyum. 1981 Yılında üniversite sınavına girdim. Yakın çevrem inşaat mühendisi değildi, mimarlar vardı, değişik meslek dallarındaydılar ama çoğu mühendisti. Lise yıllarından itibaren idealim hep mühendislik okumak oldu. O dönemde üniversite sınavı iki etaplıydı ve ilk uygulaması bizim zamanımızda yapılmıştı. Dolayısıyla ben ilk sınavı kazanıp ikinci sınava girmeden tercih listemi YÖK'e vermiştim. Sistem bu şekilde işliyordu, daha sonra puanınıza göre yerleştiriliyordunuz. Diğer meslek dalları; elektrik-elektronik, makine gibi başka kollar da vardı ama benim puanım İTÜ İnşaat Mühendisliği programına karşılık geldi. Mühendis olmak istediğim için de okula seve seve kaydımı yaptırdım. Bu günlere kadar geldik.
1994 Yılında Silivri'ye geldim. Konutlar Bölgesinde yapılan 420 konutluk bir kooperatifin şantiye şefi olarak geldim. İnşaat teslim edildikten sonra da Simge Mimarlık İnşaat Limited Şirketimi kurarak Silivri'deki meslek yaşamıma başladım. O günden beri burada hem ikamet ediyor, hem meslek hayatımı devam ettiriyorum.

“YARINLARIMIZDA SIKINTI YARATACAK”
Turhan ALYAKUT: İTÜ, en iyi teknik eğitim veren üniversitelerden biri. Günümüze baktığımızda İnşaat Mühendisliği her üniversitede var. Bu kadar çok İnşaat Mühendisliği bölümünün olması sektör açısından avantaj mı, yoksa eğitim kalitesini düşürür ve benzeri kaygılarla bir dezavantaj mı?
Mustafa YAZICI: Sektör olarak baktığınızda eğitim kalitesinin düşüklüğü, fiziki donanım yetersizliği, malzeme laboratuvarlarından yoksun bir teknik üniversite hayatı, mühendislik diploması alan bir gencin tecrübesizliğini de katarsak topluma verebileceği çok fazla bir şey yok. Bu donanımlara sahip olan üniversitelerden çok daha avantajlı oluyorlar. Çok fazla bölüm açılmasını ben de yadırgıyorum. Öğretim elemanı eksikliği noktasında da büyük sıkıntılar var. 1981-1985 yıllarında bütün derslerimize profesörler girerlerdi. Hatta bazı derslerimizde yanlarına iki asistanlarıyla birlikte gelip bize alıştırma soruları sorarak çalışmalarımıza da denetleyici pozisyonunda görev alırlardı. Şimdi bakıyorum doktora öğrencileri veya doktorların bölüm başkanları olduğu, dekan yardımcısı olduğu üniversitelerimiz var. Ciddi sayıda da İnşaat Mühendisliği kontenjanları var. Bunlar yarınlarımızda sıkıntı yaratacak.

“MEZUNLARA ODA OLARAK
DESTEK VERMEYE ÇALIŞIYORUZ”
İnşaat Mühendisleri Odası'nın yaptığı çalışmalar burada devreye giriyor. Biz meslek içi eğitime çok önem veriyoruz.
Biliyoruz ki üniversiteden mezun olur olmaz herkes aynı etkinlikte değil, bunların bir an önce meslek içi eğitimlerle belirli bir seviyeye getirilmesi gerekiyor. Bu konuda da ciddi kurslar, meslek içi eğitim seminerleriyle destek vermeye çalışıyoruz.

“ŞİMDİKİ ÖĞRENCİLER ÇOK ŞANSLI”
Meslek hayatına İnşaat Mühendisliği dalında devam etmek isteyen arkadaşlarımız kendilerini yetiştirme noktasında çok şanslılar, artık çok fazla internet kullanımı yaygın olduğunu da düşünürsek ulaşabilecekleri yayın var. Bizim zamanımızda hocalarımızın yazdıkları kitaplar ve ders notları vardı onlardan çalışırdık. Şimdi önlerinde çok büyük bir internet ağı ve çok geniş yerli yabancı katkıların sunulabileceği kaynaklar var. Şu anki İnşaat Mühendisliği öğrencilerinin bu kaynaklardan mutlaka faydalanmaları ve bunu da pratikle güçlendirmeleri gerekiyor.
Toplum açısından da şöyle bir avantaj söz konusu olabilir; Mühendislik formasyonu edinmiş analitik düşünebilen genç sayısının artması, eğitim düzeyini de düşündüğümüz zaman bireylerin bu şekilde davranma yeteneği kazanmaları da toplumun ilerlemesi açısından avantaj. Mezun olduktan sonra muhakkak teknik becerilerinin geliştirilmesinde hem devletimizin hem sivil toplum kuruluşlarının ve odaların gerekli desteği vermesi gerekiyor.

“GEÇMİŞTE İL SIRADAYKEN, GÜNÜMÜZDE TERCİH SIRASI GERİLERE KAYDI”
Turhan ALYAKUT: Meslek statüsü açısından baktığımız zaman geçmişle bugün arasında İnşaat Mühendislerini nasıl değerlendirirsiniz?
Mustafa YAZICI: Biraz benden de eskiye gidersek İTÜ İnşaat Fakültesi üniversitenin ilk kurulan fakültelerinden biri. Dolayısıyla 1950'lerde sanırım en büyük hocalar, hep İnşaat Fakültesi'nden çıkmış çünkü diğer bölümler zaten daha mevcut değilmiş. Tabi İkinci Dünya Savaşı'ndan çıkılmış, imar çalışmalarına çok fazla yoğunluk verilmesi düşünülmüş. Bunda bir gelecek olduğu görülünce o zamanki gençler, İnşaat Fakültesi'nde okumayı birinci tercih sıralarına koymuşlar.
Bugüne geldiğimizde yavaş yavaş İnşaat bölümünün fakülte olarak ve mühendislik olarak tercih sırasının daha gerilere kaydığını söyleyebiliriz. Gelir sınıfı olarak da benim takip ettiğim literatürdeki bilgiler ışığında şunu söyleyebilirim ki İnşaat Fakültesini yazan öğrenciler genelde orta ve alt gelir sınıfına ait ailelerden geliyorlar. Çoğu Anadolu kökenli.

“MAALESEF MESLEKİ ETİK SORUNU TÜM SEKTÖRLERDE VE TOPLUMUN TÜM KESİMLERİNDE VAR”
Turhan ALYAKUT: İşverenler gerçekten çalışanın mesleki etik konusundaki duyarlılığını önemsiyor mu, yoksa başka kaygılar mı öne çıkıyor?
Mustafa YAZICI: Türkiye'de etik konusu sadece İnşaat Mühendisliğinin sorunu değil. Etik konusunun yaygınlaşarak hemen hemen bütün kesimlerini içine aldığını görüyorum. Hepimiz üzülüyoruz diye tahmin ediyorum. Her sektörde etik ve ahlakla ilgili sorunlar gittikçe yaygınlaşıyor. Mesela İnşaat sektöründeki sıkıntıları tabi ki biliyoruz. Yıkılan binaları gördükçe içimiz sızlıyor, ama aynı şekilde gıda, ilaç gibi sektörlerde de ve bunları besleyen birçok yan dal sektörlerde de etikle ilgili sorunlarımız var. Ailesinin yemeyeceği gıdayı paketleyip satan bir firmayla, içinde oturmayacağı bir binayı yapabilen bir müteahhit nasıl aynı sınıfa giriyorsa depremlerde hasar görmüş binasının ayıplarını sıvayla veya işte bir takım yarım yamalak güçlendirmelerle hallettiğini düşünüp, bunu satmaya çalışan bir mal sahibi de etik davranmıyor. Dolasıyla bu sorun toplumun her kesiminde yaygınlaşmış durumda. Bu da bana sanki “üzüm üzüme baka baka kararır” atasözümüzü hatırlatıyor.

“GÖNÜLLÜLÜK SİSTEMİNİ KURUP, GELİŞTİRİP, KULLANIMA SOKABİLECEK DÜZEYE GİTERMEMİZ DEPREM SONRASINDAKİ SIKINTILARIN ÖNÜNE GEÇEBİLİR”
Turhan ALYAKUT: Konu kendiliğinden depreme geldi. Bir kez daha hepimize çok geçmiş olsun. Tabi acıların en büyüğünü orada yaşayanlar hissediyor. Silivri Dayanışma Platformu üyesi olarak toplum çalışmalarınıza devam ediyorsunuz. Yaşanan son depremle ilgili platform olarak geliştirdiğiniz bir proje var mı?
Mustafa YAZICI: Silivri Sivil Dayanışma Platformu veya Silivri Sivil İnisiyatifi de diyebileceğimiz bu çalışmada eğitimci, sağlıkçı gibi her kesimden arkadaşımız var. Dolayısıyla Silivri'nin karma bir yansıması olarak düşünülebilir. Ben de deprem vasıtasıyla bu komisyonun üyesi oldum. Zaten deprem bugünün değil, yılların sorunuydu ama maalesef alevlendiği zaman ilgimizi çekiyor. Deprem öncesini planlamamız lazım. Platform olarak plan tadilatı yapma, kentsel dönüşüm noktasında insanlara bir yol gösterme anlamında bir çalışma pek mümkün değil. Dolayısıyla bizim şu an için yaptığımız depremden sonra oluşabilecek sıkıntıları göğüsleyebilecek sivil ve gönüllü kadroları olacaktır. Biz bunu oluşturmaya çalışıyoruz. Devlet zaten kendi kadrolarıyla AFAD, Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma olsun mutlaka kendi planlamasını yapıyor, bu noktada da eksik bırakmamaya çalışıyor ama gönüllülük esası da bütün dünyada çok önemli bir konu. Bu sistemi kurmamız, geliştirmemiz, kayıt altına almamız ve hemen kullanıma sokabilecek düzeye, iletişim ağına getirip, depremi hazır bir şekilde beklememiz önemli. Böylece birçok sıkıntının önüne geçebiliriz. Şu anki yaptığımız çalışmalar bu noktada.
İsterdim ki İnşaat Mühendisleri Odası olarak diğer kurumlarla birlikte deprem öncesinde kentsel dönüşüm konusunda ne yapılabilir, bunu nasıl hızlandırabiliriz, bunu konuşabilecek bir platform oluşabilseydi.

“BAZEN GEÇ KALINIYOR VE SIKINTILI YAPILAR ORTAYA ÇIKIYOR”
Turhan ALYAKUT: Biz hep bir olay olduktan sonra sorunları düşünüyor, planlıyor ve sorunları çözmeye uğraşıyoruz. Oysaki öncesine döndüğümüz zaman bu tür sorunların yaşanmaması için örneğin Yapı Denetim Sistemi'nin daha işlevsel, daha doğru çalışıyor olması bu sonuca gelmemizi engelleyebilir mi?
Mustafa YAZICI: Tarafları; işveren, müteahhit ve Yapı Denetim firması dersek, dördüncü kişi de bu işin sigortasını yapan sigorta firmaları olacaktı. O noktada maliyetin arttırılacağı ve riskin çok fazla olmasından dolayı sigorta firmaları bu işte yer almaktan imtina etti. İşin o kısmı çıkarıldı, sadece işveren, Yapı Denetim firması ve müteahhit kaldı. Onda şöyle bir sorun vardı; müteahhitler Yapı Denetim Firmasını kendileri seçiyordu. Bu, bir kısır döngüydü. Zaman içinde karşılıklı bir ilişki gelişiyordu. Bu ilişkide etik kuralları, ahlaki ve teknik detayları öne çıkaran firmalar yok mu, mutlaka var. Kendilerine yapılan herhangi bir baskıda işi almayıp, bu tür baskıları yapmayacak müteahhitlerle çalışmayı tercih edenler mutlaka var. Bu genele teşmil edecek bir durum değil.
Uzun süre Yapı Denetim kanununa itiraz ettik. Dedik ki bir havuz sistemi oluşturulsun, kimse kimden iş alacağını bilemesin. Fiyatı fikslensin, pazarlıklar ortadan kalksın. Firma ruhsatı almaya yaklaştığı anda Yapı Denetim de havuzdan otomatik olarak belirlensin ve sözleşmeyi imzalasınlar. Birbirlerini tanımaları gerekmiyor. Yıllar sonra bu noktada adım atıldı. Onda da şöyle bir sorun çıkıyor; Yapı Denetim Firmaları İstanbul bütününde hizmet verdikleri için karşı taraftaki bir firmanın gelip de Silivri'de ufak bir villa projesinde Yapı Denetimliği üstlenmesi maliyet açısından onlara sıkıntı yaratıyor. Dolayısıyla bunun da dikkate alınması lazım. Bölgelerin de belki biraz daraltılmaları söz konusu olabilir. İstanbul, birkaç bölgeye bölünüp oraya hizmet verenlerin isimlerini veya firma isimlerinin belirlenmesi lazım. Bu uzaktaki gidiş gelişten dolayı aksaklıkların oluşması ve bunun da denetime yansımasının önlenmesi sağlanabilir. Yapı Denetim firmalarını genel anlamda sağlıklı buluyorum. Sanırım çok düşünülmeden hareket ediliyor veya bazen geç kalıyor, dolayısıyla bu arada sıkıntılı yapılar ortaya çıkıyor. Bu da bizi ileriye taşımaktan uzak kalıyor.

“İMAR BARIŞI, TEKNİK KADROLAR VE ODALAR TARAFINDAN ÇAĞDAŞ VE AKILCI BULUNMADI”
Turhan ALYAKUT: İmar Barışı ve Kentsel Dönüşüm, sadece İstanbul için söylemiyorum, uygulanan bütün yerlerde bir işe yaradı mı? Yapı stoku iyileştirebildi mi?
Mustafa YAZICI: İmar Barışı çıktığı andan itibaren teknik kadrolar ve odalar tarafından çağdaş ve akılcı bulunmadı. Bir çeşit imar affına denk geliyordu ve sıkıntıları çok fazlaydı. Bu süreçte İmar Barışın çıkıp da paraların yatması süreci gibi 1-1.5 sene uzayınca bu arada kaçak binaların yapılıp onların da sanki eskiden yapılmış gibi devreye alınmasına bir zemin ve zaman alımına yol açtı. Dolayısıyla böyle binalar veya binaların üstüne katlar atılmaya başlandı. Bu sıkıntıları hep beraber yaşadık.

“BİZİM AÇIMIZDAN KORKUNÇ BİR DURUM”
İmar Barışı'nda içeriye bir belge veriyorsunuz, daha doğrusu internet üzerinden bir başvuruda bulunuyorsunuz. Binanızın güvenliğinin kabulünü mal sahibi olarak beyan ediyorsunuz. Bu da çok sağlıklı bir şey değil. Mal sahibi değişik konularda ihtisas sahibi olabilir ama herkesin inşaatçı veya teknik eleman olması söz konusu değil. Zaten söz konusu olsa bile binanın deprem güvenliğinin araştırılması ayrı bir iş. Mal sahiplerinden bu şekilde bir beyan istemek ve kabul etmek binalarının kaçak katlarının da depreme dayanıklı olduğunu söylemeleri bizim açımızdan korkunç bir durum. Böyle birçok yapı belki de iskân aldı, kat mülkiyetine geçti. Bunların akıbetinin de ne olduğunu sanırım, kısa zamanda inşallah olmaz ama deprem sırasında yaşayacağız ve göreceğiz. Tamamen yanlış bir uygulamaydı.

“KENTSEL DÖNÜŞÜM, MÜTEAHHİTLERE İŞ KAPISI AÇIYORMUŞ İZLENİMİ UYANDIRDI”
Kentsel Dönüşüm noktasında ise çok fazla yol alamadık. Çıkış noktası tam olarak insanları ve konuya yakın çevreleri tatmin etmedi. Müteahhitlere iş kapısı açıyormuş izlenimi uyandırdı. İtirazlar oldu, mahkemeler yıllarca sürdü. Fikirtepe örneği ortada. Ekonomik durum çok fazla desteklenmedi. İlk başta çıkan yasada sanki daha fazla imkan vardı. Şu an finansal durumlar gittikçe kısıtlandı. Bir işle ilgili Silivri'deki bütün devlet bankalarını dolaştım ve öğrendim ki kentsel dönüşüm kredisi daha kullandırmamışlar ki bu kredi çıkalı epey oldu. Burada ya bir talep eksikliği var, ya verilen miktarda, ya finansal desteğin vadesinde bir sıkıntı var yada kredi oranında bir sıkıntı var. Bu desteği çıkaranların yerine ben olsam oturur düşünürdüm. Bu kredi niye kullandırılmıyor? Kentsel dönüşecek yapı mı yok? Binalarımız sağlam mı ki insanlarımız buna başvurmuyorlar? Yoksa bunun alt yapısında başka sıkıntılar mı var? Bu da finans ayağının da sıkıntılı olduğunu gösteriyor. Ada veya parsel bazında yapılması yıllarca tartışıldı.

“DAHA GÜVENLİ BİNALARDA OTURMA ŞANSIMIZ VAR”
Ciddi kişiler tarafından oturup, planlanıp bir yere getirilip, karar verilip millet ve devlet olarak bir uzlaşmaya varılmalı. Ondan sonra ciddi anlamda finansal olarak desteklenip uygulanmalı. Teknik anlamda bunu yapabilecek inşaatçı kadrolarımız var. Planlama, genel kabul ve finans ayağı desteklendiği andan itibaren çok kısa sürede daha güvenlikli binalarda oturma şansımız da var.

“DEPREM ÇALIŞTAYI'NA BEKLİYORUZ”
Turhan ALYAKUT: Bu kısıtlı süre içinde çok önemli bilgiler verdiniz. Veda etmeden önce son kez sözü size veriyorum.
Mustafa YAZICI: Bu imkânı verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Silivri'de yaşayan halkımıza da Deprem Çalıştayı'mızdan bahsetmek istiyorum. 1 Şubat 2020 tarihinde Silivri Belediyesi Tiyatrosu Önder Yılmaz Sahnesinde depremle ilgili bir çalıştayımız olacak. Hocalarımız, Silivri Belediyesi AFAD sorumluları, Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi katılacak. Bu çalıştay sonrasında ilçemiz halkından AFAD gönüllülerini tespit edeceğiz. Eğitimlerinin verilip yaygınlaştırılması ve özellikle Mahalle Timlerinin oluşturulması noktasında Kaymakamımızın da bize motivasyon verdiği, Belediye Başkanımızın da desteklediği bir çalışma içine girildi. Tabi ki bu arada Silivri'deki deprem gerçeğini de, sıkıntılarını da ilçemiz yetkilileriyle değerlendirme fırsatımız olacak. İlgili olanların katılıp dinlemelerinde fayda var. Bütün hassasiyetimiz ileriye dönük olacak. Bundan sonra hem platform hem oda olarak gerekli katkıyı vermeye devam edeceğiz. Çok teşekkür ediyoruz.

Renginar SALİ

YORUM YAP