TBMM Genel Kurulu'nda, 13 ilin büyükşehir olmasına ilişkin tasarı kabul edilerek yasalaştı. Cumhurbaşkanı da geçtiğimiz günler yasayı onayladı. Yasa, nüfusu 750 bini aşan illerin, büyükşehir belediyesi kapsamına alınabilmesine imkan tanıyor. Mecliste oy çokluğuyla kabul edilen Büyükşehir Yasa Tasarısı önceki gün Silivri CHP'nin de gündemindeydi. CHP İlçe Binasında yapılan Mümin Tuğlu'nun Başkanlık ettiği örgüt toplantısına CHP İstanbul 3. Bölge Milletvekilleri Süleyman Çelebi, Faik Tunay ve Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar, Belediye Meclis Üyeleri Ahmet Yücegök, Cengiz Aksu, Taylan Memiş, Tülay Sinkil, Sevval Çolakoğlu, Şenel Yıldırım, Süheyl Kırkıcı, İl Genel Meclis Üyesi Şerif Sezen, ilçe yöneticileri ve partililer katıldı.
ASLANOĞLU: BÜYÜKŞEHRE DÖNÜŞTÜRME KRİTERSİZ YAPILMIŞ
CHP İlçe Merkezi'nde yapılan örgüt toplantısında konuşan CHP 3. Bölge Milletvekili F. Mevlüt Aslanoğlu, yasanın amacının rant kazanmak olduğunu iddia ettiği konuşmasında kararı Anayasa Mahkemesi'ne taşıyacaklarını ve üniter devlet yapısının bozulmak istendiğini vurgulayarak şunları kaydetti: "Adalet sadece yasayla olmaz. Her şeyde adalet lazım. Türkiye'de 16 büyükşehir vardı. Artık kritersiz olarak yapıldı. Sadece Ankara, İstanbul ve İzmir'de nüfus kriteri var. Ama Erzurum'un neden büyükşehir yapıldığını ben anlamadım. Daha sonra Sakarya ve Samsun yapıldı. 2005'te bir büyükşehir yasası getirildi. Pergel yasası dediğimiz bir yasa. Nüfusu 1 milyonun üzerindeki illerde 50 km'ye çıktı, nüfusu 750 bin – 1 milyon arası olan yerlerde 30 km, 750 binden daha az olan yerlerde 20 km'lik alan büyükşehir sınırları içine alındı. 2009'da ise İstanbul ve Kocaeli konusunda farklı bir uygulamaya gidildi.
"ADALETSİZLİK VAR”
Neden Büyükşehir? İl belediyeleri nüfus başına 1 lira alıyorsa, büyükşehir belediyeleri adam başı 4,5 lira alıyor. Örneğin 330 bindi Erzurum'un nüfusu daha sonra 20 km büyüttüler 450 bine çıktı. Yıllık bütçeden aldığı pay 200 milyar lira. 600 bin nüfuslu bir Şanlı Urfa'nın aldığı pay 80 bin liraydı. Bunda bir adaletsizlik var.
"SEÇİMLERİ ALABİLMEK İÇİN HESAP YAPTILAR”
Arnavutköy diye bir ilçe kuruldu İstanbul'da biliyorsunuz. Ben nasıl seçimi alırım diye hesap yaptılar. Hadımköy'den Bahçehir'den karma yaptılar. Kültürleri ayırdılar. Çatalca'ya 5 km olan yerleri 35 km ilerdeki Arnavutköy'e bağladılar. Gitmek istemiyorlar, insanları yaşamlarından bezdirdiler. Adliyeye gitmek için Gazi Osman Paşa'ya gidecek, askerlik şubesine gitmek için Eyüp'e gidecek. Böyle bir yapı kuruldu.
"SİYASİ YANDAŞLIK VAR”
Burada üniter devlet yapısı bozuldu. Adalet bu ülkede yaşayan herkese lazım olduğu gibi üniter devlet de hepimize lazım. Eskiden valiler, il genel meclisinin yönetim kurulu başkanıydı. Halkın seçtiklerine inanmak zorundayız. Eğer biz halkın seçtiklerine inanmaz ve bugün senin adamın seçildi, yarın benimki diye bakarsak biz demokrasiyi yakalayamayız. Devletin valisi, kaymakamı olarak görmek zorundayız. Bunların elinden yönetim kurulları alındı.
Çok doğru bir şey, yalnız belki, İstanbul buna hazırdı ama Türkiye buna hazır değildi. Siyasi yandaşlık var. Özellikle Doğu ve Güneydoğu'da çok farklı siyasi sonuçlar doğurdu. Bu da bir faulle başladı. Yani devlet iradesi elini çok kısa sürede çekti. Belli bir süre birlikte götürülmesi gerekiyordu. Bir adaletsizlik doğdu. Şimdi size soruyorum Türkiye'deki gelir, belediye payları nüfus başına dağıtılıyor. İl belediyesi 1 alıyor, büyükşehir belediyesi 4,5 alıyor. İstanbul'da dağıtılırken Silivri Belediyesi'ne yine nüfusa göre dağıtılıyor. Peki Silivri Belediyesi'nin oturduğu alan kaç km? 760. Şişli Belediyesi'nin ki 25 km. 2 milyon nüfuslu bir Şişli Belediyesi 9 alıyorsa Silivri Belediyesi ne almalı? Bunda bir yanlışlık var. Şişli Belediyesi sadece çöp topluyor, yol yapmıyor, kanal yapmıyor.
"BU ANAYASANIN İHLALİDİR”
Şimdi gelelim bugüne. Eskiden adaletsizdi şimdi hepten adaletsiz oldu. Bir kere orman köylüsü yok oldu. Orman mahallesi oldu artık Anayasanın teminatı altında olmasına rağmen. Orman mahallesi diye bir kavram yok. Tüm köy tüzel kişiliğine ait olan araziler büyükşehre geçiyor. Antalya, Muğla, Manisa orman köylülerini barındıran yerler.
Eskiden üç kuruş da olsa ormandan bir pay alıyordu bu köylüler. Şimdi ne ekecekler, ne biçecekler, ne yiyecekler? Bir kere bu Anayasanın ihlalidir. Tabi adaletsiz durum yine Türkiye'de, İstanbul 5 milyon m², Konya ise 38 milyon m². İstanbul'un 8 katı. İşte bunların hepsi büyükşehir oldu. Antalya'da Gazipaşa'dan Kaş 560 km. nasıl hizmet verecek? İtfaiye, yol, su hepsini büyükşehir yapacak. Nasıl yapacak?
"İKTİDAR VEKİLLERİ DE BU YASAYI İSTEMİYORLARDI”
İl Genel Meclisleri kalktı. Artık kimse buraya aday olamayacak. Bunda da acele edildi. Bir şeyi yok ederken bir geçiş süreci olmalıydı. Belediyelerin mali açıdan özerk olmasından hepimiz yanayız. Bir belediyenin kaynağı ne kadar çok olursa o kadar hizmet verir. Fakat şimdi siz Mardin'de, Şanlı Urfa'da, Van'da nasıl hizmet vereceksiniz? İktidar partisinin milletvekillerinin çoğu bu büyükşehir yasasından taraf değildi. Eğer özgür iradeyle oylansaydı böyle bir yasa çıkmazdı. Tamamen baskıyla çıkarıldı.
"AMAÇ; KÖY TÜZEL KİŞİLİKLERİNİN MALLARINA EL KOYMAK”
Türkiye'de 1680 belediye kapatıldı, Silivri'de 2009'da olduğu gibi. 16 bin köy mahalle oldu. Antalya, Muğla ve Aydın'da büyükşehir oldu. Buradaki en büyük amaç; köy tüzel kişiliklerinin mallarının ilgili belediyeye gitmesidir. Diyorlar ki bu yasanın getirdiği en büyük amaç; plan bütünlüğü sağlamak. Özeti şu: plan ekonomisine yeni kaynaklar aktarmak. Bunun lamı cimi yok.
Ben 2B'deki fiyatların çok yüksek olmayacağı yönünde kısmen tatmin oldum. Özellikle orman köylüsü açısından. Köylünün satın alma gücünün çok yükseğinde olacağına dair bir endişem yok. Ayın 20'sinde açıklayacaklar.
"REFERANDUMDAN % 90 ‘HAYIR' ÇIKTI”
Manzara bu şekilde. Türkiye'nin üniter devlet yapısını değiştirmek istiyorlar. Referandum bir haktır. Kapatılan 1600 belediyenin yaklaşık 400 tanesi CHP'nin, 800 tanesi iktidar partisinin, diğerleri de dağıldı. Biz 400 yerde referandum yaptık. Bunun 150 tanesi AKP'li belediyeydi. AKP'li belediyeler dahil yapılan referandumda yüzde 90 ‘hayır' çıktı.
"HAKSIZLIK, ADALETSİZLİK VAR”
Karadeniz'de Ordu, Artvin var diğer tarafta da Kars var. Bazı belediyeler karla kışla o kadar çok mücadele veriyorlar ki aldıkları paranın çoğu oraya gidiyor. Ama bazı yerler var ki bu mücadeleye hiç para vermiyorlar. Osmaniye'nin nüfusuyla Artvin'in nüfusu hemen hemen aynı. Osmaniye Belediyesi karla kışla mücadele etmiyor ama bir Artvin Belediyesi o rampaları aşmak için büyük mücadele veriyor. İşte bunlar dikkate alınmıyor. Burada haksızlık var, adaletsizlik var, adil değil.
"SİLİVRİ BAŞARILI BİR ÖRNEK”
Silivri bana göre çok başarılı bir örnek. 8 belediye kapanıp kısa sürede kendi yer bulduysa gelsinler buraya bir baksınlar. Sonuçta biz duyarlı olmalıyız, belediyelerimize sahip çıkmalıyız. Ben Özcan Işıklar'ı sevmeyebilirim ama ona belediye başkanlığı sürecinde saygılı olmalıyım. Diğer seçimde başarılı olmak zorundayız. 2900 belediyeden 1600 tanesi gitti 1300 belediye kaldı. Başarılı olmak ve bir birimize sahip çıkmak zorundayız. Başka yolumuz yok, başka çaremiz yok. Biz milletvekilleri olarak Silivri'nin hiçbir sorununa duyarsızlık göstermedik.
"SİLİVRİ'DE CHP BAYRAĞI GURUR VERİYOR”
İstanbul'u almak zorundayız yoksa Türkiye'de işimiz zor. Bunu birbirimize sahip çıkarak, güvenerek yapabiliriz. Ben sorunu biraz bizde görüyorum. Onun için hiç birimizin birbirimizi kırmaya, dökmeye hakkı yok. Silivri Belediyesi'nde CHP bayrağının dalgalanması hepimize gurur verir.
"ANAYASA MAHKEMESİ'NE GÖTÜRECEĞİZ”
Biz büyükşehre karşı değiliz. Bütün şehre karşıyız. Bütün şehir orman köylerini talan etti, rant üzerine kurulu bir yasa. Biz bunu Anayasa Mahkemesi'ne götüreceğiz. Sonuna kadar ayakta duracağız, yılmayacağız.”
Vekil Aslanoğlu'ndan sonra söz alan Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar, Büyükşehir yasası ve etkilerinden söz ettiği konuşmasında şunları söyledi: "Milletvekili anlayışını, göreve bakışını ve çalışmalarını bize yeniden fark ettiren, görüşümüzü sorup takip ettikleri için Mevlüt Aslanoğlu'na katkılarından dolayı teşekkür ediyorum. Bu yasa konusunda güçlü bir mücadele verdi partimiz ama maalesef sonuç ortada.
"VATANDAŞIN FİKRİNİ YOK SAYIYORLAR”
Daha çok olmalıyız % 40'ları- 45'leri bulacağız bunun başka çaresi yok. Geldiğimiz nokta sadece bir yerel yönetim yasası değişmesi değil. 1580 sayılı yasa Türkiye'de, Teşkilatı Esasiye'den beri ilk defa ülkenin genel yönetimini tarif etti. Bunu daha çok yerelleştirmek yerine yeni düzenleme, halkın iradesini, halkın günübirlik yaşamını, hepimizin acil günübirlik ihtiyaçlarından tutun da geleceğe yönelik bütün kararların verilmesi konusunu hiçbirinizin fikrinin değeri kalmayacak şekilde anlamsızlaştıracak, yok sayacak bir anlayışın ürünüdür.
"AMAÇ; BÜTÜN YETKİLERİN TEK ELDE TOPLANMASI”
5393 sayılı belediye kanunu 1580'in yerine geldiği gün mecliste ilk okuduğumuzda dört tane taslak görmüştük. İlçe belediyelerini de kapatmak istediler taslağın bir tanesinde var fakat böyle bir taslağı getirmeye cüret edemediler. Yani 39 belediyeyi de kapatacaklar İstanbul'da bir tane kalacak. Sonuçta 81 tane belediyenin yanına devlet başkanlığı rejimi geliyor, bir tane de devlet başkanı oldu 82, yanına 30 tane de bakan oldu 112, 112 kişiyle 80 milyonu bir düğmeyle yönetmek istiyorlar.
"KENTLERDE YAŞAM BİÇİMİNİ YOK EDİYORLAR”
Yani gittikçe temsil oranını, katılım oranını, yerelleşmeyi azaltarak bütün yetkileri tek kişiye toplayıp, insanları yalnızlaştıran bir anlayış benimsenmiş. Vatandaşı tapu, mal güvencelerinden yoksun bırakan, hizmeti artık bir lütuf haline getiren, ona yakın olana, biat edene, kul anlayışıyla, sormadan, soruşturmadan, denetleyemeden, ihsan eder gibi, ben devletim için canımı veririm mantığına getirip güvencelerinden yoksun bırakan, yapayalnız bir anlayış yerleştirmek istedikleri. Atomize örgütlülük zaten hak getire. Ne oda kaldı ne sendika hepsini yok ettiler. Şimdi kentlerde yaşam biçimini de yok ediyorlar. 60 km ötede bir mahalleye hizmet götürme anlayışını yapacağız. Fiziki şartlarını bir kenara koyun, yüzlerce sorun çıkabilir.
"YEREL YÖNETİME HESAP SORABİLİRSİNİZ”
Yerinden yönetimini özendirmek, insanların yönetim sürecine katılımını sağlamak, kentleşmek, hemşeri bilincini yükseltmek, sivil toplum örgütleriyle mümkün. Sabah meclisimizde karar veriyoruz öğlen sokağa çıktığımızda hesap veriyoruz ama parlamentoda farklı bir özellik var. Karar veriyorsunuz, resmi gazete, cumhurbaşkanı, bunu okuyan gören insan sayısı belli ama belediye, muhtarlık öyle değil. Muhtar verdiği bir kararı beş dakika sonra köy kahvesinde hesabını vermek zorunda kalan bir yerelleştirme. Bölgesel milletvekili mantığı bile böyle.
"FARKLI BÖLGESEL ÖZELLİKLER AYRIŞTIRILMAK İSTENİYOR”
Yerelleştirmek yerine her şeyi bir kişinin elinde toplayıp, tutup kafasından toplumu bir tarafa çekip götürmek için totaliter bir rejimi federasyonlaştırıp farklı bölgesel özellikleri kaynaştırmak yerine ayrıştırmanın bizi götüreceği yer uçurumlar.
"KÖYLE BELEDİYENİN FARKINI GÖSTERECEĞİZ”
Önceki akşam Gümüşkaya'daydık önümüzdeki haftadan sonra 13 tane köyümüzü teslim alacağız. Gideceğiz diyeceğiz ki ‘biz buradayız', köy ile belediyenin farkını göstereceğiz. Okulu, camiyi, muhtarlığı, köy yollarını gezip bakacağız. Kanunun çıkmasını bekledik, o köylerin yalnız olmadığını söyleyeceğiz. Tepeden yönetimin getireceği sonuçları göreceğiz, özel idareler kalktı. Bu sıkıntıları bilerek çevreden merkeze doğru gelen bir anlayışla çalışmalarımızı yapacağımızı söylemiştik öyle de yaptık. "İyi ki kapatıldı hizmet gördük” diyenler de var. Hepimiz yaşıyoruz, görüyoruz yıllardır yapılamayan hizmetleri, kaynakları ve imkânlarımızı kullandık. Ama biz yapıyoruz diye iyi mi bu kanun? Hayır asla değil, o beldelerin belediyelerin açılmasını, yerinden yönetim yapılmasını hala savunuyorum. Plan yetkilerini denetleyebilirsiniz, onları kontrol altında tutabilirsiniz, onları denetleme yetkisini daha çok ağırlaştırabilirsiniz ama yetkiyi oraya vereceksiniz, yapamayan cezasını çekmeli, hata yapan, halkına kaynaklarını verimli kullanmayan cezasını ya sandıkta görsün ya mahkemede. Ama yetkisini vermekten çekinmemek lazım.
Bazı hizmetler büyükşehirde toplanabilir. Büyükşehire karşı değiliz bazı merkezi yetkiler bir yerde toplanabilir. Ancak getirilen bu yasayla federatif bir yapı, insanı yok sayan onu kul gören, katılımsız, düşünmeden, sorgulamadan biat eden, üretime katılmaktan alıkonan totaliter bir yaklaşımın ayak sesleridir.
"ÇÖZÜM CHP BAŞKA SEÇENEK YOK!”
Bu yasa bunu yok saysa da, biz önümüzdeki haftadan itibaren köylere gidip anlatacağız, insanlarımıza dokunmaya devam edeceğiz, camisinden okuluna kadar, sosyal haklarıyla projeleriyle biz çalışmalarımıza devam edeceğiz çünkü bunun tek teminatı Cumhuriyet Halk Partisi başka seçenek yok.”
TUNAY: SEVGİSİZLİK EN BÜYÜK PROBLEMİMİZ
İstanbul 3. Bölge CHP Milletvekili Faik Tunay, AKP'nin karşısında durabilecek tek gücün Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu vurguladığı konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Cumhuriyet Halk Partisi'nin en büyük problemi, en büyük sıkıntısı bizim içimizdeki sevgisizlik. Maalesef insanları ötekileştirmeye çalışan, en ufak bir hatada taşlayıp, dışlayıp, göndermeyi marifet sayan bir anlayış var. Bu anlayışla biz hiçbir yere gidemeyiz.
Ben farklı bir siyasi gelenekten geliyorum ve buraya isteyerek, arzu ederek siyaset yapmaya geldim, bu saatten sonra Faik Tunay gibilerinin geçmişini sorgulamak etik değil, ahlaki değil, insani değil. Ben her zaman şunu söylüyorum; dededen, aileden Cumhuriyet Halk Partisi'nin mensubu olmak takdir edilecek bir şey ama benim dedem CHP'nin mensubu değilse veya onun üyesi olmamışsa geçmişte ben dedemi inkâr edemem ki. Her seferinde bizim gibilerin karşısına bunu çıkarmak doğru değil.
"YEREL SEÇİMLER BİZİM SON ŞANSIMIZ”
Yerel seçimler geliyor partimiz için çok önemli bir şans, hatta son şans. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin karşısında durabilecek tek güç Cumhuriyet Halk Partisi. Ama bizde maalesef kötü bir alışkanlık var biz birbirimizi sevmiyoruz. Belediyeyi kazanıyoruz yıllar sonra belediye başkanından örgüt temsilcimiz ufak istekte bulunuyor, en ufacık bir istek yapılamadığı zaman o belediye başkanı kötü oluyor. Herkesin içerisinde o belediye başkanını eleştiriyoruz. Bizim birbirimizi sevmemiz, birbirimize sahip çıkmamız gerekiyor.
"BU CUMHURİYET HEPİMİZİN, KAPIMIZI HERKESE AÇMALIYIZ”
Türkiye'nin yapısı 70 milletten oluşuyor diyorsak o zaman; Sünni Alevi'ye, Alevi Sünni'ye saygı duymak zorunda, Türk Kürt'e Kürt Türk'e, Trabzonlu Karslı' ya Mersinli Sinoplu'ya saygı duyacak. Başka türlü olmaz bu cumhuriyet herkesin, kimseyi dışlamak gibi bir anlayışımız yok. Kapımızı herkese açmazsak bu parti 33 değil daha 133 sene muhalefette kalır.”
ÇELEBİ: CHP BİR OLURSA BÜYÜKŞEHRİ ALIRIZ”
İstanbul 3. Bölge CHP Milletvekili Süleyman Çelebi örgüt toplantısında partiye olan inancını dile getirdi ve şu mesajları verdi: "Yaşadığımız sorunlar, Türkiye'nin gidişatı, Cumhuriyetin değerlerine yönelik saldırılar bizi yoruyor. Ben İstanbul Büyükşehir'i alacağımıza inanıyorum bir tek koşulu var CHP'liler birbirinin kurdu olmazsa, birbirinizi çekiştirmezse, gerçekten yoldaşlığı, "biz”i merkezine koyarsa. "Ben varsam parti, belediye iyi ben yoksam kahrolsun” mantığını kınıyorum.
Bizim kavga diye bir derdimiz yok, bizim mücadele alanımız hizmettir. Siyasal hizmetlerimizi, vizyonumuzu halka göstereceğiz. El ele verdiğimizde başaramayacağımız hiçbir şey olmadığını bileceğiz. Birbirimizi sevmek zorundayız, buna mahkûmuz. Yalnız kendi mahallemizi, ilçemizi değil tüm Türkiye'yi kucaklayan bir seferberlik başlamıştır.”
TUĞLU'DAN DUYURU
CHP Silivri İlçe Başkanı Mümin Tuğlu CHP Genel Merkezi'nden gelen duyuruyu katılımcılara okuyarak Ergenekon Davası'nın 13 Aralık günü olan duruşmasına partilileri davet etti. Genel Merkez'den gelen yazı şu şekilde: "Tüm dünyanın gözü önünde Ergenekon olarak adlandırılan ve 21. yy. hukuksuzluğuna imza atan davanın sonuna yaklaşılmıştır. Duruşma savcılığın esas hakkında mütalaasını vermesi için 13 Aralık Perşembe gününe ertelenmiştir. Delillerin tartışılmadığı, savunma hakkının yok sayıldığı bir sürecin sonunda hukukun değil siyasetin emrettiği kararlara hızla yaklaşılmaktadır. Adalet duygusunun olmadığı, hukukun ayaklar altına alındığı bu sürece sessiz kalmayacağız. Silivri toplama kamplarındaki engizisyon intikamcılığına seyirci olmayacağız. Bu nedenle tüm yurttaşlarımızı 13 Aralık 2012 Perşembe günü saat 08.30'da duruşma için Silivri'ye davet ediyoruz. 08.00'da otobüs CHP binasından kaldırılacak.”





