Şiddet ve çocuk

Şiddet, çağımızda, günlük hayatımızın her alanında karşılaştığımız, baş edilmesi ve ortadan kaldırılması en zor ve ciddi toplumsal sorunlarımızın başında gelen olgulardan birisidir.

Peki, nerelerde karşılaşıyoruz şiddetle? Nerelerde karşılaşmıyoruz ki!  Nerdeyse yaşamımızın her alanında ve hatta her anında. Mahallemizde,  köyümüzde, kasabamızda, şehrimizde...  Dünya'nın hemen her yerinde.

Şiddet, bizim en huzurlu ve en mutlu olduğumuz anlarda, alt kattaki komşumuzun evind,

Şiddet, üst kattaki komşularımız, çocuklarının doğum gününü kutlarken, yan binadaki komşumuzun dilinde. 

Şiddet, gece yarısı evine alkollü gelen babanın ellerinde,

Şiddet, sokak ortasında güpegündüz gencecik bir genç  kızın gırtlağına dayanan bıçakta,

Bir kamyonetin arkasına zincirlenerek yerlerde sürüklenen bir köpekçiğin acılı gözlerinde,

Sokakta, parkta, tramvayda, belediye otobüsünde,  konferans salonunda,

Okulda, inşaat şantiyesinde, kreşte, fabrikada, tarlada,

Televizyonda, internet ortamında, binlerce, on binlerce hatta milyonlarca insanın gerçekleştirdiği sosyal medya paylaşımlarında,

Televizyon haberlerinde, dizilerde, sinema filmlerinde, çizgi filmlerde... 

Şiddet,  her yerde!

Kimine bizzat yaşayarak,  kimine görerek, duyarak, okuyarak tanık oluyoruz. İnsan insana, insan hayvana ve kimi zaman insan kendisine bile şiddet uyguluyor. Kimi şiddet örnekleri sınırsız, sansürsüz, hoyratça sergileniyor basın ve yayın organlarında. Kimi Şiddet görüntüleri lanetlenirken kimileri de ise alkışlanıp övülüyor ve göklere çıkarılıp yüceltilebiliyor ne yazık ki!

Şiddet bazen doğrudan bize, bazen yakınlarımıza, sevdiklerimize, dost ve arkadaşlarımıza, bazen konu komşumuza, kimi zaman da tüm yurttaşlarımıza zarar verebiliyor. Her şey bir yana şiddet günümüz dünyasında, tüm insanlara ve insanlığa zarar veren en büyük belaların başında geliyor dersek yanlış olmaz.

ŞİDDET NEDİR?

Şiddet, uygulayan kişi tarafından bilinçli olarak karşı taraftan bir çıkar elde etmek, üstünlük göstermek ya da otorite sağlamak gibi amaçlarla yapılan, fiziksel ve psikolojik zarara neden olabilen davranışların tümünü içine alan bir kavramdır.

“Şiddet yetersiz kimsenin son barınağıdır.” der, lsaac Asimov.

Bir Çin atasözü ise “İlk yumruğu atan, fikirlerinin yetersizliğini kabul etmiştir.” şeklindedir.  Şiddet, bilginin, bilincin, düşüncenin ve sevginin yetersiz olduğu anlarda ve durumlarda ortaya çıkan ve güçlenen bir olgudur.

Şiddet eğiliminin ortaya çıkışında genetik bazı yatkınlıkların da rolü olabildiği gibi şiddet içeren davranışların çok önemli bir kısmı insanın yaşadığı çevre ve toplumun içerisinde öğrenilmektedir.  Yani şiddet daha çok öğrenilen bir olgudur.

Şiddetin öğrenilmesinde ailenin ve toplumun etkisi ve katkısı çok büyüktür. Şiddet içeren eylemlere maruz kalan, gören, duyan, tanık olan çocuklar şiddeti bu yollarla öğrenirler. Şiddet, çocuklarda çeşitli ruhsal bozukluklara, buna bağlı olarak da çeşitli davranışsal sorunlara yol açabilmektedir.

AİLE İÇİ ŞİDDET

Çocuğun dünyaya gözünü ilk açtığı, büyüyüp geliştiği, ilk öğrenmelerinin gerçekleştiği, kişiliğinin ve karakterinin, kültürünün oluştuğu yer çocuğun evi ve aile ortamıdır. Ne yazık ki aile içi şiddet dünyanın her yerinde oldukça yaygındır.

Aile içi şiddet sadece çocuklara uygulanan fiziki şiddetle sınırlı olarak ele alınmamalıdır. Aile içi şiddet psikolojik, ekonomik, cinsel ve duygusal ihmal ve istismarı da içeren geniş bir çerçeve içinde ele alınmalıdır.

Şiddetin yoğun olarak uygulandığı bir aile ortamında yetişen çocuk ruhsal olarak büyük travmalara maruz kalır. Çocuğun ruh sağlığı bozulabilir. Bu tür çocukların şiddete karşı bakış açısı sağlıklı bir aile ortamında yetişmiş normal çocukların bakış açısından oldukça farklı olacaktır. Bu durumdaki bir çocuk şiddeti “normal”ve “sıradan” bir eylem gibi görecek ve böyle değerlendirecektir. Çünkü ailesinden ve çevresinden gördükleri, yaşadıkları, tanık oldukları davranış modelleri bu çocuğun “normali” olacaktır.

Aile içinde çocuğa uygulanan şiddet veya diğer aile bireyleri arasında yaşanan şiddet çocuğun davranışlarını pek çok yönden olumsuz etkiler. Şiddet uygulanan çocuklarda aşırı saldırganlık ve öfke, tahammülsüzlük, hoşgörü yoksunluğu, alınganlık ve çeşitli davranış bozuklukları ayrıca uyku düzeni ve beslenme şeklinde de sorunlar gözlemlenmektedir.

Aile içi şiddete maruz kalan çocuk sorunlarını çözme yöntemi olarak şiddeti kullanma yolunu seçmektedir. Hayatındaki en değerli kişiler olan anne ve babası, kardeşleri tarafından şiddet uygulanan bir çocuğun başkalarına sevgi, saygı, hoşgörü ve anlayış göstermesini beklemek ne derece doğru olur?

Temel kuraldır: Etki tepkiyi doğurur. Ailesinden şiddet gören ve sürekli şiddet ortamında yaşayan bir çocuk yetişkin olup bir aile kurduğunda, eşine ve çocuklarına tıpkı ebeveynlerinden öğrendiği davranış modellerini sergileyebilecek ve böylece şiddetin kuşaktan kuşağa aktarılması sağlanmış olacaktır. Bu son derece tehlikeli sonuçlar doğurabilecek, toplumsal barışı da bozan bir sorun olarak hep ortada duracaktır.

Aile içi şiddetten en çok olumsuz etkilenenler ne yazık ki daha çok çocuklar ve kadınlar olmaktadır. Aile içi şiddet, çoğu zaman aileyi çevreye karşı koruma düşüncesiyle gizlenmekte adli makamlara intikal ettirilmemektedir. Durum böyle olunca da şiddetin önlenmesi zorlaşmakta ve devamlı hale gelme tehlikesi ortaya çıkmaktadır.

Şiddete maruz kalanlar aile mahremiyetinin korunması adına yaşadıklarını sineye çekerken, şiddetin uygulayıcıları bu durumdan cesaret alarak şiddet eylemlerini devam ettirmektedir.

MEDYADA VE İNTERNETTE ŞİDDET

Çocuklarımızın şiddetle karşılaştıkları, şiddete tanık oldukları ve en çok etkilendikleri ortamların başında medya kuruluşlarının yaptığı yayınlar ve internet ortamı gelmektedir. Günümüzde çocukların en çok sevdiği yayınların başında gelen bazı çizgi filmler bile ağır şiddet unsurları içermektedir.

Basın ve yayın kuruluşları, internet siteleri, sosyal medya kanalları, ağır şiddet içeren haber yayınları (terör olayları bombalama, cinayet, katliam, trafik kazası, yaralama...), TV dizileri, belgeseller, sinema filmleri (gerilim ve polisiye tarzı filmler) vb. yayınlarla çocuklara sürekli şiddet içeren görüntü ve ses kayıtlarını sunarken onların ruhsal dünyalarında ne gibi hasarlara yol açabileceğini çok iyi hesaplamalıdırlar.  Bu tür yayınların sıkıca denetlenmesi, yayın kural ve esaslarına uymayan kişi ve kuruluşların ağır şekilde cezalandırılması gerekir.

Ebeveynler ise bu tür yayınları çocukların ekran karşısında bulunduğu anlarda izlememeye veya çocuklarını bu tür yayınlardan uzak tutmaya özen göstermelidirler.

Şiddet içeren yayınların çocuklar tarafından rahatça ulaşılabilen ve kullanılabilen platformlarda ve zamanda sunulması, çocukların sağlıklı gelişimi açısından büyük tehlike arz etmektedir. Çocukların izlediği pek çok film veya programda en acımasız dövüş sahneleri, insan öldürme, hayvan parçalama, kan revan içinde kalmış insan ve hayvan bedenleri, parçalanmış ceset görüntüleri  sorumsuzca çocukların gözleri önünde sergilenmektedir. Öyle ki çocuklarımızın bir kısmının izlediği filmler ve oynadıkları oyunlardaki sahneleri yetişkin insanlar bile izlemekten korkmakta ve ruhsal dengeleri bozulmaktadır.

OKULLARDA ŞİDDET

Okullarda,  çocuklar arasında şiddet ülkemizde ve tüm dünya ülkelerinde geçmişten günümüze sıkça görülmektedir. Bu sorun öğrenciler, veliler, öğretmenler ve okul yöneticileri için de karşılaşılan en büyük sorunların başında gelmektedir. Ne yazık ki alınan tüm önlemlere, verilen tüm rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerine rağmen bu sorunun önüne tam olarak geçilememektedir.

Pek çok çocuk,  başka çocuklar tarafından dövülmekte, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalmakta ve çoğu zaman gözyaşları içerisinde kendisine şiddet uygulayan arkadaşı veya arkadaşlarından şikâyetçi olmaktadır.

Şiddet uygulayan çocuklara bunun nedenini sorduğumuzda ya karşı tarafın da kendisine şiddet uyguladığını iddia etmekte ya da bu soruyu cevapsız bırakmaktadır. Bu sorun maalesef hem işlenen müfredat konuları ile hem de özel zaman ayırarak sınıf içerisinde ve okullarımızın rehberlik ve psikolojik danışmanlık servisleri aracılığıyla, şiddeti ve akran zorbalığını önlemeye yönelik verdiğimiz eğitime, ilave olarak uyguladığımız değerler eğitimine  rağmen tam olarak çözülememektedir.

Bunda büyük ölçüde çocukların aile ortamı ve okul dışı yaşantılarından edindikleri olumsuz öğrenmeler, tutum ve davranışlar etkili olmaktadır. Öğrenme ve eğitim sadece okul ortamından oluşmamaktadır. Çocuğun aile ve ev ortamı, oturduğu apartman veya site, yakın akrabaları ve yaşadığı çevre, içinde bulunduğu sosyo-kültürel ortamlar ve genel anlamda toplum çocukta şiddet duygusunun oluşmasında büyük etken olmaktadır.

AKRAN ZORBALIĞI

Şiddetin okullarda en sık görülen biçimi akran zorbalığıdır. Bir çocuğun veya birden fazla çocuğun oluşturduğu bir grubun, kendinden daha güçsüz ve savunmasız olduğunu düşündüğü başka bir çocuk veya çocuk grubunu, bilinçli bir şekilde rahatsız etmesini “akran zorbalığı” olarak tanımlayabiliriz.

Akran zorbalığında çocuklar birbirlerine çok farklı biçimlerde şiddet uygulamaya çalışırlar. Bunlar:

  • Karşısındakine fiziksel şiddet uygulama(tokat ve yumruk atma, tekme atma, çelme takma, itme, düşürme, ısırma, delici veya kesici aletlerle saldırma vb.) uygulama,
  • Sözlü şiddet uygulama(hakaret, küfür, bağırma, aşağılama, alay etme, onur kırıcı sözler sarf etme vb.)
  • Eşyalarına zarar verme,
  • Oyundan çıkarma,
  • Oyuna almama,
  • Sosyal olarak dışlama ve yalnızlaştırma,
  • Tehdit ve şantaj gibi olumsuz ve etik olmayan eylemlerdir.

ŞİDDET ŞİDDETİ DOĞURUR

Akranları tarafından şiddete maruz kalan çocuklarda depresyon ve kaygı bozuklukları ortaya çıkabilmektedir. Bu çocukların bazıları korku ve endişe içerisinde kendi kabuğuna çekilerek iyice edilgen hale gelebilirken bazıları da şiddet ortamından tam tersi yönde etkilenerek saldırganlaşmakta ve çevresindeki akranlarına şiddet uygulamaya başlamaktadır. Yani, şiddet şiddeti doğurmaktadır. Kendisini şiddete karşı savunmasız olarak gören bazı çocuklar süreç içerisinde kendilerini savunma yöntemi olarak şiddet uygulamayı seçebilmektedirler.

Aile içerisinde, akraba çevresinde ve yaşadığı toplumsal ortamda şiddetle tanışan ve şiddeti öğrenen bir çocuk bu davranışı okuluna taşımakta, sınıf ve okulundaki diğer çocuklara karşı uygulamaktadır. Eğer şiddet olgusunu okulda öğrenmiş ise evde kardeşlerine ve yaşadığı çevredeki çocuklara karşı uygulayabilmektedir. Şiddet böylece bir ortamdan başka bir ortama taşınmakta, süreç içerisinde toplumsal hayatın her alanına yayılmaktadır.

Yeri gelmişken size konu ile ilgili bir yaşantımı aktarmak istiyorum.

YAŞANMIŞ BİR ŞİDDET ÖYKÜSÜ:

BABASINDAN ALDIĞINI ARKADAŞLARINA VEREN METİN

İlkokul birinci sınıf okuttuğum bir dönemdi. Okulun açıldığı ilk gün henüz ilk dersimiz başlamadan okulumuzun ana sınıfı öğretmeni yanıma geldi. Bana bir öğrencisinden bahsederek “Geçen yıl okuttuğum Metin adlı öğrenci bu sene senin sınıfında öğrenim görecek. Yalnız, Metin çok sorunlu, aşırı şiddete meyilli, çok zor, çok kavgacı ve hırçın bir çocuk. Kural, kaide nedir bilmez. Bilse de uymaz. Sınıfın altını üstüne getirir. Dövmedik çocuk bırakmaz... İşiniz çok zor, Allah sabır ve kolaylık versin öğretmenim!” dedi.

Öğretmenimizden Metin İle ilgili detaylı bilgi vermesini rica ettim. Ayrıntılı olarak anlattı. Verdiği bilgiler öğrencimin hiperaktivite sorunu olabileceğine işaret ediyordu.

Okulun açıldığı ilk gün öğrencimin farklı bir çocuk olduğu çok belirgin bir şekilde gözlemleniyordu. Hiç yerine oturamuyor, sürekli devinim içinde, sınıfta her şeye, herkese saldırıyordu. Neredeyse tüm arkadaşlarını incitiyor, zarar veriyor, sınıf ortamında sürekli huzursuzluk yaratıyordu. Sınıfta ve okulun her alanında çocuklarla sürekli kavga ediyor, yanına gittiği her çocuğun canını yakıyordu. Şiddete eğilimi hat safhadaydı. Şiddet onun oyun tarzı gibiydi.

Doğal alarak ailesini okula davet ederek görüştüm. Okul ve evdeki yaşantısı, tutum ve davranışları hakkında bilgi edinmeye çalıştım. Anne ve babası evde de durumun farksız olduğunu, çocuklarıyla baş edemediklerini ve çaresiz kaldıklarını dile getirdiler. Ailesinin belirttiğine göre ana sınıfındayken sınıfta kırmadık sandalye, masa, pencere, cam bırakmamış. Öğretmenini ve arkadaşlarını canından bezdirmiş.

Yapılması gereken rehberlik işlemlerini belirledikten sonra okul idaresi ve aile ile sıkı bir işbirliği içerisinde çalışmaya başladık. Öğrencimin ebeveynlerini muhtelif zamanlarda görüşmeye çağırarak sınıf içerisindeki tutum ve davranışlarını izah ettim. Almamız gereken tedbirleri sıraladım.    

Özellikle çocuklara uygulanan şiddetin doğurduğu olumsuz sonuçlar hakkında kendilerini bilgilendirdim. Öğrencimize daha yumuşak ve daha naif davranmalarını, hoşgörü göstermelerini, ona özel zaman ayırmalarını, değer vermelerini ve yakından ilgilenmelerini rica ettim.

Bir gün Metin'i yanıma çağırıp elinden tuttum ve okulumuzun bahçesindeki bir ağacın altına birlikte oturduk. Biraz sohbet edelim istedim. Metin çok zeki bir çocuktu aslında. Hani derler ya “Dünyadan haberi vardı.”

“ONLAR BENİ NEDEN SEVMİYOR?”

Kendisini çok sevdiğimi, aslında arkadaşlarının da çok sevdiğini ama kendisinden korktuklarını bu nedenle kendisiyle arkadaş olmak istemediklerini ve oynamak istemediklerini söyledim. Başını öne eğip bir süre sustu. “Öğretmenim ben de seni çok seviyorum. Arkadaşlarımı da seviyorum. Ben onların canını yakmak istemiyorum. Onlar beni neden sevmiyor? Ben çok üzülüyorum. Benim hiç arkadaşım yok!” dedi.

Annen e babanla aran nasıl?  Seninle ilgileniyorlar mı?  Ödevlerini yapmana yardımcı oluyorlar mı?  Evde onların istemedikleri davranışları yaptığında sana nasıl davranıyorlar? Anneni ve babanı seviyor musun? gibi sorular yönelttim kendisine. Mahcup ve suskun bir yüz ifadesiyle bir süre bekledi. (Bu ifadeyi aylardır yüzünde ilk kez görüyordum. Normal ifadesi hep güler yüzlüydü. Arkadaşlarıyla en şiddetli şekilde kavga ederken bile hep yüzü gülerdi. Çok sevimli bir çocuktu aslında. Meslek hayatım boyunca beni en çok yoran öğrencim olmasına rağmen yine de çok seviyordum kendisini.)

“BABAM BENİ HER GÜN DÖVÜYOR!”

Sonra konuşmaya başladı üzgün bir ses tonuyla: ”Annemi çok seviyorum. Çünkü o bana çok kızmıyor. Ama babamı hiç sevmiyorum. Çünkü bana hep bağırıyor, kızıyor. Sonra beni her gün çok dövüyor. Yüzüme çok tokat atıyor, etlerimi sıkıyor. Canımı yakıyor. O zaman benim canım da yaramazlık yapmak istiyor...”

Öğrencime teşekkür ettim verdiği bilgilerden dolayı. Kendisine yardımcı olmak istediğimi belirttim. Sınıftaki çiçekleri sulama görevini kendisine vermek istediğimi söyledim. Sevinerek kabul etti. “Çiçekleri ben sulayacağım!” diye avazı çıktığı kadar bağırarak ve koşarak sınıfa koştu. Babasına selamımı söylemesini, sinirlendiği zaman kendisini dövmesinin yanlış olduğunu, çocuklara sevgi göstermek gerektiğini, çocukların da anne ve babalarının uyarılarına dikkat etmesi gerektiğini, evde ve okulda kurallar olduğunu ve bu kurallara neden uyulması gerektiğini anlatmaya çalıştım.

Öbür gün Metin koşarak yanıma geldi. “Babamla konuştum öğretmenim. Selamınızı da söyledim. Benim gibi küçük çocuklar dövülmez, sevilirmiş dedim. Öğretmenim bana kızmamanı, bağırmamanı, dövmemeni söyledi dedim.” dedi.

Ben de saçını okşayarak “Aferin sana, baban ne söyledi yavrucuğum?” diye sordum. Bu soru üzerine yüzünde yine o üzüntülü mahcubiyetle: “Başlarım öğretmenine, o karışmasın bizim işlimize!” dedi. “Sonra” dedim. Aniden sağ eliyle yanağına bir tokat patlatarak, “Bir tane tokat çaktı babam bana, aha işte böyle!” dedi.

Tahminim doğru çıkmıştı. M. evde sürekli şiddete maruz kalıyor, şiddet çocuk için normalleşiyor ve o da arkadaşlarına şiddet uyguluyordu.

ÇOCUKLARIMIZI ŞİDDETTEN UZAK TUTMAK İÇİN NELER YAPMALIYIZ?

  • Aile içi şiddetin önüne geçilmeli, çocuk sevgi ve hoşgörü ortamında, şefkatle ve özgüven duygusu geliştirilerek yetiştirilmeli ve gerekli temel eğitim verilmelidir.
  • Hakları çocuğa öğretilmeli ve başkalarının haklarına da saygı duyması gerektiği, bu hakların neler olduğu, sosyal ve toplumsal davranış kuralları gibi konularda bilinçlendirilmelidir.
  • Toplumsal hayatta ve okul yaşamında bir sorunla karşılaştığında ya da akran zorbalığına maruz kaldığında neler yapması, nasıl hareket etmesi ve kimlerden yardım istemesi gerektiği konularında doğru yönlendirilmelidir.
  • Karşılaşabileceği tehlikeli durumlar konusunda, kendisine zarar verebilecek kişiler konusunda bilgilendirilmeli ve bu durumlar karşısında neler yapması gerektiği uygun bir dille anlatılmalıdır.
  • Televizyon programlarının yayın akışlarını takip etmeli, çocuklarımız için uygun olan yayınları önceden belirlemeli, seçici davranmalıyız. Sabah uykudan kalkar kalkmaz televizyon başına geçen çocuğumuzun kontrolsüz bir şekilde gece yarılarına kadar gözünü kırpmadan televizyon karşısında vakit geçirmesi hem beden hem de ruh sağlığı açısından büyük zararlara yol açmaktadır.
  • Aynı şekilde çocuklarımızın okuduğu kitapların, gazetelerin, dergilerin içeriğini ve hitap ettiği yaş grubunu dikkate almalıyız. Çocuğumuz için faydalı olup olmadığını önceden belirlemeliyiz.
  • Belirli bir gelişim ve olgunluk düzeyine erişmeden sosyal medyayı kullanması veya sosyal medyanın etkisinde kalmasına izin vermemeliyiz.
  • Çocuklarımızı şiddet içeren bilgisayar oyunlarından uzak tutmalı, bilgisayar başında geçirdiği zamanlarda neler yaptığını, ne tür oyunlar oynadığını gözlemlemeli, çocuklar için uygunsuz olan internet sitelerine girmelerine engel olmalıyız.
  • İnternet ortamında yaşanabilecek olumsuzluklar ve tehlikelere karşı çocuklarımızı bilgilendirmeli, yaratacağı olumsuz sonuçlardan haberdar etmeliyiz. İnternet kullanımında gerekli kontrolü sağlayıcı teknik önlemleri almalıyız.
  • Çocuklarımızı bilişim teknolojilerini kullanarak yapılan “siber zorbalıktan” da uzak tutmak için gerekli önlemleri almalıyız. Kontrolsüz şekilde interneti kullanan kimi çocuklar kötü niyetli kimseler tarafından kandırılabilmekte ve zorbalığa maruz kalmaktadır.
  • Oyuncak seçimine ve oynadığı oyunlara dikkat etmeli, Şiddeti çağrıştıran, şiddet aracı olarak kullanılan silahların oyuncakları yerine ruhsal ve bedensel gelişimine, öğrenmesine katkı sağlayacak oyunlar oynaması ve oyuncaklar edinmesine yardımcı olmalıyız.
  • Çocuklarımızı her türlü şiddet ortamından uzak tutmalı, sevgiyi, hoşgörüyü, yardımlaşmayı, nezaketi, erdemi ve etik değerleri öğretmeli ve içselleştirmesini sağlamalıyız.
  • Çocuklarımızın teknolojik ürünlerin, televizyonun, internetin sanal dünyasının esiri olmasına engel olmalı, doğada daha fazla vakit geçirmesini sağlamalıyız.
  • Sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif etkinliklerin yapıldığı ortamların içerisinde yer almasını için gerekli duyarlılığı göstermeliyiz.
  • Çocuklarımıza şiddet dili yerine sevgi, barış ve hoşgörü diliyle hitap etmeli, davranışlarımızla da iyi birer model olmalıyız.

Çocuklarımızı her türlü fiziksel ve psikolojik şiddetin etkisinden korumalı, ihmal ve istismar edilmelerine engel olmalıyız. Unutulmamalıdır ki bir ülkede çocuklara verilen her türlü zarar o ülkenin geleceğine verilen zarardır.

Çocuklarımız ve hepimiz için savaşsız, şiddetsiz, sevgi ve hoşgörü ile dönen bir dünya, güzel günler, umut dolu yarınlar diliyorum.

YORUM YAP