“Türkiye’de 1980 sonrası iktidarların dini siyasete alet etme çabaları neticesinde kadını geri plana itme uygulamaları hız kazanmıştır. Türk kadını 1934 yılından daha da gerilere götürülmeye çalışılmaktadır. Siyasete atılması baba, erkek kardeş, akraba veya eş tarafından engellenmekte, oy kullanırken kendi iradesi, aile baskısı neticesinde ipotek altına alınmaktadır.
21. yüzyıl Türkiye’sinde “töre cinayetleri”, ve “berdel” uygulamaları ile kadınlarımız ülke gündemine oturmuş, “Baba beni okula gönder” kampanyaları ile kız çocuklarının okula gönderilme çabaları duyarlı bir takım kişi ve kuruluşların gayretlerine teslim edilmiştir.
77 yıl önce Atatürk’ün kadınlarımıza vermiş olduğu seçme ve seçilme hakkı büyük ölçüde kâğıt üzerinde kalmış, kadınımız ne yazık ki uygulamada ailesinin seçtiğini seçmiş, kendisi ise seçilememiştir.
Kadınlarımızın kendi kaderleriyle birlikte ülkemizin kaderinin de değiştirilmesinde söz sahibi olabilmelerinin yolu siyaset yapmaktan geçmektedir.
Kadınlar, ülkenin geleceğinin belirlenmesinde ve gelişme yolunda atılacak tüm adımlarda görev almalı, yüce Atatürk’ün "Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan, biçim ve kılıkta başarıdan çok, ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır. Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak şekilde ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım." dediği gibi yeniliklerin öncüsü olmalı, siyasal yaşamda etkinliğini artırmalı ve ülke yönetiminde daha fazla söz sahibi olmalıdır.
Haberin devamı 06.12.2011 tarihli Hürhaber Gazetesi’nde…






