Anatolia

Liyakat

Liyakat, Türk Dil Kurumuna göre “bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu ” olarak tanımlanıyor.
Liyakat, Latince “kazanmak, hak etmek” anlamına gelen mereo kökünün, Yunanca güç, iktidar anlamına gelen kratia sözcüğü ile birleşiminin “meritokrasi” olarak Türkçeleştirilmiş haliyle karşımıza çıkıyor.
Yeterlilik ilkesi olarak da adlandırabileceğimiz liyakat, verilen görevi başarı ile yapabilme yetisi olarak tanımlanabilir. Göreve kabul edilme ve yükselmelerde “bilgi, görgü ve diplomayı” esas alan bir anlayıştır.
Liyakat; toplumda değerlerin ve hak edenlerin üst kademelerde yer bulmasını öngörmekte ve hem kamu sektöründe hem özel sektörde idare erkinin, kayırma olmadan, bilgi, başarı ve yetenek kıstaslarına göre şekillenmesine olanak tanımaktadır.
T.C. Anayasası'nın 70. maddesine göre ise “Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez” der.
Hz. Muhammed (S.A.V) bundan 1500 yıl önce “İş ehline verilmezse kıyameti bekle'' derken sadece kendi ümmetini değil tüm insanlığı uyarmıştır.(Kuran-ı Kerim ayet ile emrederken)
Kimseyi suçlamaya gerek yok, yola çıkan sen, ben, biziz… Hiç birimiz bize sunulan makamı sahip olduğumuz bilgi ve donanım kapasite, insani ilişki aldığımız eğitim ile doldurabilecek miyiz diye düşünmüyoruz. Kıyaslamalarımız doğru olan ile değil daha kolay olan yanlış örneklemelerde…
Hiç kimse uzmanlık alanında iş yapmıyorsa bekçi de, şoför de yeri geldiğinde aynı işi yapabiliyorsa hiç kimse uzmanlık alanında çalışmıyorsa ben neden yapmayayım diye düşünülüyor çünkü liyakat sahibi olmadan makam sahibi olmak kolay olan…
İnsanoğlu kolay da alışılıyor üstelik belirli bir süre sonra her yerde oturabileceğini düşünüyor (daha üst makamları hak ettiğini) cahilliğin vermiş olduğu özgüven ile makamın sundukları o kadar keyif verici hale geliyor ki… Etrafındakilerin de beğenmez, kendini sorgulanmasına izin vermemek için sürekli etrafındaki kişileri sorgulayan, insan davranışları ile karşılaşabiliyoruz…
Baktığını göremeyen bir insan yaşadığı sorunun da adını koyamaz…
Sürekli alt çalışanlarına “Sen kimsin ki” yakıştırması yaparak bir nevi onları pasifleştirmesi, ülkemdeki makam sahibi insanların en büyük sorunsalıdır. (Harvard Üniversitesi mezunu, birkaç dili ana dili gibi konuşan, bilimsel makaleleri olan birine, TV'deki tartışma programına katılan konuşmacılardan birinin “İnternetçi arkadaş” demesi gibi. )
Bilmeliyiz ki o mevkie gelmesinin sebebi liyakate sahip olduğu için değil, talimatları arıza çıkartmadan yerine getirecek bir kişilik yapısına sahip olduğu içindir. Talimatlar o gün öyle uygun görülmüştür…
Yarın senin için nelerin olacağını kim bilebilir ki… O yüzden önemli olan koltukta oturmak değil koltuğun ağırlığını verebilmektir.

YORUM YAP