Hürhaber köy ve mahalle ziyaretlerini sürdürerek halkın nabzını tutmaya devam ediyor. Son olarak Küçük Kılıçlı Mahallesi’ne ekibiyle birlikte gelen gazetemiz İmtiyaz Sahibi İlhan Uygun, vatandaşlardan sorunları ile beklentileri hakkında bilgi aldı. 5216 sayılı kanunla 2004’te köy kimliğinden çıkarılarak mahalle statüsüne alınan Küçük Kılıçlılar, köy olarak kalmanın daha iyi olacağı düşüncesindeler. Mahalle oldukları için devletten hayvan desteği alamadıklarını belirten vatandaşlar mahallelerindeki genel sorunlar hakkında görüşlerini Hürhaber’e şöyle aktardılar:
"YEM, SAMAN ÇOK PAHALI”
Halit Aydın: Çiftçilik maliyetleri çok yüksek. Eski randımana göre hep aynı yerinde oturuyor, girdiler çok yüksek. Ben hayvancılık da yapıyorum. Eskiden 40 hayvanım vardı şimdi 15 kaldı. Yem, saman çok pahalı. Okullara süt dağıtımı olduğu için bu aylarda daha iyi durumdayız. Kooperatifleşmeye büyük destek olması lazım. Doğuya bizden fazla destek gidiyor. Trakya bölgesinde herkesin tapusu belli ama Doğu’da aşiret ağaları var bütün desteği onlar koparıyorlar. Şimdi ay çiçeği, kanola ekiyoruz. Her bir şey topraktan yetişiyor, bizi mahalle yapıp her yeri beton yığını yapacaklar.
Bu halk o zaman ne yiyecek? Bir de belediye konutlarında bir blok 1999 depreminden, Sait Girgin zamanından beri atıl olarak duruyor. Oraya bir sağlamlaştırma gibi bir şey çıkmadı. Orada birkaç kişinin rantı için öyle duruyor. Metin Karakaş da sorunu çözmek için söz verdi, ama yapılan bir şey yok.
"ALT YAPI ÇALIŞMASI GEREKİYOR”
Bülent Eskici: Küçük Kılıçlı Ak Parti Mahalle Başkanıyım. Yıllardır şoförlük yapıyorum. Bu yolun köyün içinden geçmesi bizi çok tedirgin ediyor, dışarıdan geçse daha iyi olurdu. Yolun değişmesi için şu anda hiçbir problem yok. Köyümüzde büyük bir sıkıntının olduğunu düşünmüyoruz, şuan doğalgazdan yana sıkıntımız var. Bunun da sözünü biz zaten Ak Parti İlçe Başkanı Metin Karakaş’tan aldık. En kısa zamanda gelecek. Alt yapımız da çok iyi değil, yenilenmesi gerekiyor. Burada alt yapı zaten yok, sadece su kanalı var. Herkesin kendine özel fosseptik çukuru var.
"TARLALARI SATARAK GEÇİNİYORUZ”
Ahmet Girgin: 79 yaşındayım. Tarım ağlıyor, ben artık yapmıyorum, bıraktım. 10 senedir tarlaları satarak geçiniyoruz, bu parti geldiğinden beri. Yolun ben de köyün dışından geçmesini istiyorum. 1000’lik planlarda belediyeden böyle bir düzeltme yapılmasını istiyoruz. Tarımın çok masrafı var, çıkan ürün kurtarmıyor. Devlet destek veriyor ama faizle.
"BİZ YAPICI MECLİS ÜYELERİYDİK”
ANAP Eski Belediye Meclis Üyesi Güven Girgin (Silivri Belediyesi Geçmiş Dönem Belediye Başkanlarından Sait Girgin’in oğlu): Benim babam güzel bir belediye başkanlığı yaptı. Silivrililer hala konuşur. Halka sorarsan en iyi belediye başkanı kim diye ‘Halim Uluşahin ve Sait Girgin’ derler. Ben 2002’de geldim Küçük Kılıçlı’ya. 2003’te de burası mahalle oldu. Yol geçtiği için burası bölünmüş. Ben bilmiyorum ama rivayete göre yol buradan geçmeyecekmiş, yukardan geçecekmiş köyün ileri gelenleri, ‘köyün içinden geçsin’ demişler. Bana göre çok büyük hata yapmışlar, keşke yukarıdan geçseydi. Ben tarihi severim ama geçmişe bağlı yaşamak istemem. 1994 yılında Anavatan Partisi’nden meclis üyesi oldum. Hatta belediye başkan adaylığıma Mesut Yılmaz bile okey verdi. Ama sonra ben ‘yapamam’ dedim. Benim yerime Ferit Pala oldu. Ferit Pala çok saygılı ve efendi bir insandı. Ali Aslan, Aydın Keskinocak ve ben çok iyi görev yaptık. Zaman zaman Selami Başkan’ı sıkıştırdık. Muhalefet de yaptık yerine göre de onlarla birlikte de olduk. Biz yapıcı meclis üyeleriydik. Hala belediyeye giderim, kardeşlerim ‘Abi siz neredesiniz, sizin gibi insanlar gelmedi’ derler. Şimdiki meclis üyeleri de bunu bilsin. O günkü meclis bence en iyisiydi. Biz hep birlikte hareket ediyorduk.
"MAHALLE OLMAMIZA KARŞI ÇIKTIM”
Biz mahalle olduk ama daha mahalle hizmetini görmedik. Ben buranın mahalle olmasına hep karşı çıktım. Çünkü köy diye geldim buraya. Bir sene sonra mahalle oldu, bilseydim rahatsız olmazdım. Şuanda yine köy havasındayız ama ileride ne olacağını bilmiyoruz. 1\5000 planları falan çıktığında belki de buralara apartmanlar dikilecek.
"HERKES KENDİ FİKRİNDE ÖZGÜR”
Biz kardeşler olarak başka partilere gönül vermiş olabiliriz. Ama ben her zaman için babamla iftihar ederim. Herkes kendi fikrinde özgür. Muhtarımız bizim desteklediğimiz bir kardeşimiz. Ama muhtarlığın artık bir anlamı, yetkisi kalmadı. Meclis üyelerimiz de görevlerini yapıyorlar; İnci Aydar kardeşim diye de bunu söylemiyorum. Ben müzisyen olduğum için insanları çok seviyorum. Benim için hepsi görevini yapan insanlar.
"BİZİM HÜKÜMETLERİMİZ DOĞUYA HİZMET GÖTÜRMEMİŞ”
Ben hükümetin yaptığı güzel şeyleri destekliyorum, aklıma yatmayanları da beğenmediğimi söylüyorum. "Kürt” deyince insanlar bir tuhaf oluyorlar. Halbuki biz yıllarca birlikte savaşmışız. Benim Silivri’de, Kürt asıllı çok sevdiğim dostlarım var. Ben Anadolu’da öğretmenlik yaptım. Şunu kabul edelim, bizim hükümetlerimiz doğuya hiç hizmet götürmemiş.
AYDAR: BEN VE ÇOCUKLARIM ASLA BABAMIN MAKAM ODASINA GİRMEDİK
AK Parti Meclis Üyesi İnci Aydar (Silivri Belediyesi Geçmiş Dönem Belediye Başkanlarından Sait Girgin’in kızı): Babamın zamanında ben tam siyasetin içinde değildim. Çocuklarım vardı, Ziraat Bankası’nda çalışıyordum, çalışma hayatım vardı, siyasetle hiç ilgilenmiyordum. Şuan ne kadar siyasetin içindeyim o da tartışılır. Ben babamın döneminde saygının çok olduğuna inanıyorum. Bir de şöyle bir şey var şimdi herkes siyasetin içinde. Ben babamla oturup siyaset üzerine konuştuğumuzu bilmem. Annem de öğretmen, tahsilli bir kadın, Çapa’nın ilk mezunlarından değerli bir öğretmen. Ama babamla siyaset konusunda konuşmazdı. Babama hep destek olur, her programa el ele katılırlardı. O zamanlar kaymakam da, garnizon komutanı da başkan da programlara eşiyle katılırdı. Kural buydu. Benim annem siyaset için ne kimseyle konuştu ne de tartıştı. Belki de öğretmen olmanın verdiği bir şeydi. Herkesi kucaklıyordu. Çocuklar, bizler hiç girmiyorduk. Babam başkan oldu, ne eşim ne de ben babamın makam odasına gitmedik. Çocuklarımda ben de kesinlikle protokolde oturmadık. O zaman etik olarak kural buydu. Ben hala böyle düşünüyorum.
Çocuklar ve eşler tabi ki destek olacaklar ama bir başkan eşiysen herkesi kucaklayacaksın. Esma Hanım’ı tenzih ediyorum o çok iyi bir insan. Ama daha önce siyasetle alakan yok ama eşin başkan oluyor pat diye siyasete giriyorsun, bu bana tuhaf geliyor.
"KÖYLER KÖY KALSIN”
Köylerin köy olarak kalmalarından yanayım. Köyü çok seviyorum. Silivri’den kaçıp buraya gelmek bana müthiş bir rahatlık veriyor. Muhtarlar şuanda kat verilsin diye arzu ediyorlar. Kendilerine göre de bazı mazeretler söylüyorlar. Haklı da olabilirler ama ben köy yerinde kesinlikle katlı evleri düşünemiyorum. Avrupa’da gitmediğim yer kalmadı, özellikle köylerine gidiyorum. 2 kat bile yok. Köye bir şey yapmak isteniyorsa oraları geliştirsinler. Bizde illa yüksek binalar dikecekler.
"TEMİZ OLMAK İÇİN GAYRET GÖSTERMİYORUZ”
Köylerdeki temizliği Büyükşehir Belediyesi yaptığı için insanlar artık hiçbir şeye el sürmüyorlar. Tretuvarlar ot doluyor ondan sonra Büyükşehir gelip temizliyor. Kendimizden temiz olmak için bir gayret göstermiyoruz. Önceden herkes kendi evinin önünü, duvarını temizlerdi. Ama ben gerçekten köylerin köy gibi kalmasını insanların orada huzur içinde oturmasını isterim.
Yol konusu özellikle o araçların hızla geçişi ve çıkardıkları ses çok rahatsız edici. İnsanlar hayvanlarına bakamayacaklar artık. Önceden çıkartıp dolaştırıyorlardı. İnsanlar uyandılar artık şimdi yasak olduğunu biliyorlar, geçirmiyorlar tarlalarından. Pisliyor tarlamı diyorlar. Bu sefer hayvanlar ağırda kapalı kalıyor. Bu da ne kadar sağlıklı?
"KARAYOLLARINI ANLAMIYORUM”
Yolumuz çok önemli. Bu konuda gerçekten çok mücadele verdim. Kamyonların kesilmesi bir şey sağlamadı. Köye giriyorlar bir frene bassınlar. Dümdüz geçiyorlar. Ben çok kez yola fırlayıp el hareketlerimle ‘Utanmıyor musunuz!’ diyorum. Köy orası her şey çıkabilir. Toplum olarak bizim çok eksiğimiz var. Set de koyduramıyoruz, "Yasak” diyorlar, Karayolları izin vermiyormuş. Onu da anlamıyorum, o yol ne zaman geçecek bize hep bunu soruyorum. Belediyeye geçince set koyabilirmişiz. Karayollarına gittik tabela koyalım dedik. Neyse ki ışık koydular. Tabela da koyalım dedik "Kanunen tabela koyamıyoruz, dikkat çeker kazaya sebep olur” dediler. Bir sürü lokanta tabelası var, ben giderken lokanta arıyorsam onu okurum. Bu kazaya sebep olmuyor ama "Köye giriyorsunuz dikkat” gibi bir yazı kazaya sebep oluyor. Kanunlarda açıklar var. Ama ben köyümü her haliyle seviyorum.
"ATIL VAZİYETTEKİ OKULUMUZ DEĞERLENDİRİLMELİ”
Bir hayalim var ama onu daha başaramadım. Milli Eğitime de söyledim sıcak baktı ama havada mı kaldı bilmiyorum. İnşallah kalmaz. Köyde boş bir okul var, orayı diyorum değerlendirelim, orada kadınları oyalayacak, eğitecek bir şey yapalım. Otizmli çocuklar için bahçe çalışması yapabilecekleri bir yer de olabilir. Çünkü o çocukların bahçede çalışabilecekleri bir alana ihtiyaçları var ve Küçük Kılıçlı 5 dakikalık bir yol. Evinden okula götüren bir servis onları oraya da götürür. Köy havasını alsın çocuklar. O binanın atıl olarak kalmasına çok üzülüyorum.
ESEN İBAK’IN SİLİVRİ’YE YAPILMASINI BEN SAĞLADIM”
Esen İbak Engelliler Okulu’nu kurduk. Bence çok güzel bir projeydi ve Silivri’de ilk yapılan engelliler okuluydu. Onun da burada olmasını ben istemiştim. Esen Hanım Bakırköy Belediyesi’yle anlaşmıştı. Ben Selami Bey’in bunun için yer vereceğini söylemiştim. Çorlu’da bir tane vardı ama kapalıydı, iyi çalışmıyordu hala da iyi randıman vermiyor zaten. Selami Bey, "Temelini de biz yaparız” dedi. Silivri’de zannediyorum radyan temel ilk oraya yapıldı. Okul bir ara durur gibi oldu, sonra Hüseyin Başkan geldi ve duvarlarını yaptırdı. Sonrasında gelen Özcan Başkan da okulla çok ilgilendi. Orası benim göz ağrım ve orayı gerçekten çok seviyorum. Okulumuzun noksanlıklarıyla mücadele ederek en büyük güçlüğü ilk müdürümüz çekti.
"DEVLET ÜNİVERSİTESİ SİLİVRİ’YE GELMELİ, ÖZEL DEĞİL”
Marmara Üniversitesi’yle Silivri’ye üniversite çalışması yaptık. Bu konuda Ak Parti ve Belediye arasında kalmadım. Bu konuyu Metin Başkan’a götürdüğümde "Abla ne demek üniversite konusu olunca bu sorulur mu, ne gerekiyorsa onu yap” dedi. Ve bu benim çok hoşuma gitti. Ben bu Marmara Üniversitesi projesinin yapılmasını istiyorum. Silivri’ye bir devlet üniversitesinin gelmesi gerektiğine inanıyorum. Özel üniversitelere kesinlikle karşı değilim. Özel üniversite farklı bir şey. Diyelim ki Edirne’den, Van’dan biri çocuğunu üniversitede okutacak, devleti de kazanmadı. Çocuğu nerede okumak ister? Büyükşehirde okumak ister. Eğer babası parayı veriyorsa o çocuk İstanbul’un içinde olmak ister. Devlet üniversitesi öyle değil, çocuk nereyi kazanırsa tıpış tıpış gider orada okur. Çünkü parasız okuyor. Ben tekrar irtibata geçeceğim. Bu konuda kimsenin parti gözeteceğine inanmıyorum. Kadir Has’ı düşünün kaç tane öğrencisi Silivri’ye geliyor? Gelenler zaten zengin çocukları arabalarıyla gelip 1 saat derse girip çıkıp gidiyorlar. Kaç tanesi Silivri’ye geliyor alış veriş yapıyor ya da geziyor? Özel böyle bir şey. Devlet farklıdır o yüzden inşallah burada bir devlet üniversitesi olur diyorum.
"FESTİVALLERİ ONAYLAMIYORUM”
Ben Silivri’nin bir sanat kenti olmasını çok isterdim. Ve Trakya insanı sanata çok yatkın. Sanatla uğraşan insanlar art niyetli olmazlar. Sanat derken, festivalden bahsetmiyorum. Ben o festivalleri çok da tasvip etmiyorum. Geçen dönem de etmiyordum, şimdi de etmiyorum. Festivaller belediyelerin şov yeri oluyor. Babamın döneminde festivallerde Silivri’de kim ne marifeti varsa çıkıp gösterirdi, insanlar pastalar, börekler yaparlardı. Her yerde oyunlar sergilenirdi. Büyük paralar vererek sanatçı getirmeye gerçekten gerek yok. O sanatçıyı sen çok arkadan seyredeceğine zaten her gün televizyondan takip edebiliyorsun. Yazık değil mi belediyenin paralarına? Ben festivale karşıyım. Yunanistan’da da festivale gittim insanlar kendileri tiyatro yapmışlar oynuyorlardı. Gelenler kibar kibar geldiler oturdular.
Orda benim dikkatimi çeken bir şey vardı. Her taraf açık, çiçeklerle süslemişler kapı gibi bir yer yapmışlar. Ama diğer tarafta duvar falan hiçbir şey yok. İnsanlar el ele gelip o daracık iki kişinin geçeceği kapıdan geçtiler. Olmayan kapıdan geçtiler. Hayran kaldım. Bu bir kültürdür. Bir tane çocuk yoktu, ortalıkta koşuşturan. Biz de festival olunca, yer yerinden oynuyor, yollar değiştiriliyor. Çok üzülüyorum, biz böyle bir toplum değiliz. O yüzden ben festivale karşıyım. Çoğu insanın da benim gibi düşündüğüne inanıyorum.
"ÖZCAN BEY’İN BİR LAFI BENİ ÜZDÜ”
Bir de kültür evi Silivri’nin en güzel evi. Üzüldüğüm bir konu var o ev (Onatel Ailesinin belediyeye bağışladığı) sanat evi olarak kullanılmadı ki protokolde böyle yazılı. Sanat evi, müzik evi derken, ders veren yer değil. Çünkü bir resim dersi etrafı kirletir. Orada atölye olmaz. Özcan Bey bana bir laf söyledi çok üzüldüm; "Üç beş kadın resim yapacak, egosunu tatmin edecek diye orayı onlara mı bırakalım”. Keşke bu Silivri’de gerçekten üç beş kişi olsa da yapsa. Sanatçı zaten egoisttir. Başkanların egosu yok mu? Herkesin var.”
Esra TATAR






