Doğumuyla birlikte insanoğluna tanımlanan yaşam süresi yaklaşık 80 yıldır, ancak bu süre yaşam şartları ve kişinin bu süreyi nasıl kullandığına bağlı olarak değişebiliyor.
Bir Acem hikâyesine göre; Vezir çarşıda dolaşırken bir an ölümle göz göze gelir. Çok korkar ve buradan uzaklaşmak akşam olmadan Semerkant'ta varmak için halifeden izin ister. Halife en güvendiği vezirini kırmaz en hızlı atını verir. Hızla yola çıkarken ikna olmayan halife tebdili kıyafet çarşıya çıkar ve bir köşede ölümü görür tanır. Yanına gidip “Benim vezirim genç, namuslu, dürüst biridir ama neden böyle baktın?” diye sorar. Ölüm, “Onu burada göreceğimi beklemiyordum, çok şaşırdım, çünkü onunla randevumuz Semerkant'taydı” der. Bu hikâyeye bakılırsa son randevu şaşmaz denebilir.
O halde basit bir matematik hesabıyla herkes kendine tanımlanan sürenin kaçta kaçını nasıl kullandığı kalan zamanını nasıl değerlendireceği hakkında bir fikir jimnastiği yapabilir.
Son randevu şaşmadığına göre tartışılması gereken konu yaşamak mı? Sağ kalmak mı? İşte bütün mesele bu. Sağ kalmak elbette küçümsenecek bir mesele değil. Bazen insanın bütün gücü yarına çıkmaya yetebilmektir.
Böyle zamanlarda hayatta kalmak büyük başarıdır ama sadece nefes alıyor, kalbi atıyor işe gidiyor, eve dönüyor, alışveriş yapıyor, fatura ödüyor, insanlarla konuşuyor hatta zaman zaman gülüyor, çocuklar büyüsün, borçlar bitsin, emekli olayım sonra yaşarım diyor diye gerçekten yaşıyor mudur yoksa yarına çıkmak için sağ kalmaya mı çalışıyordur?
“Nasılsın?” diye sorulduğunda herkes otomatik olarak “İyiyim” diyor ama gerçekten istediği hayatı yaşıyor mu acaba?
Çocukluğu boş ver, gençlik zaten orada kaynadı, okul, askerlik sonra iş bul çalış, evlen çalış, çocuk büyüt çalış, sonunda bir ev bir de emeklilik için çalış…
Yerel genel siyasi, ekonomik, sosyal, sportif, sağlık, beslenme, barınma problemleriyle uğraşarak hayatta kalmaya çalış…
Sorarlarsa “İyiyim” de! İyiyim demek için çok çeşitli nedenler olabilir. İyikilerimiz daha fazladır ama keşkelerimiz de yok değildir.
“Milli Piyangodan büyük ikramiye çıksa ne yapardınız?” diye sorulanların çoğu “Dünya turuna çıkarım” diyor. Soruyorsunuz yaşadığı yerin tarihinden kültüründen etkinliklerinden aktivitelerinden haberi yok. Köyünden bölgesinden dışarı çıkmamış, tiyatroya, konsere, maça gitmemiş, hayatı amorti ikramiyeleriyle geçmiş, kendi başardığı işleri teselli ikramiyesi kabul etmiş. “Keşke gitseydim, keşke yapsaydım, keşke görseydim, keşke alsaydım” dediği birikmiş yarım kalmış bir sürü hayalleri var. Peki, gerçekleştirecek zaman var mı?
Bunun için yarına çıkmak yani sağ kalmak lazım, çünkü biz her işimizi yarına bırakıyoruz, erteliyoruz, yaşamı da bu yüzden ıskalıyoruz.
Yaşın kadar yaşamadığını anladığında üzüntü, ardından yaşla birlikte artan kontroller ilaçlar tedaviler ve bir dayanma sağ kalma mücadelesi başlar.
Sağ kalmak bizi yarına taşır, yaşamak ise yarına neden çıkmak istediğimizi hatırlatır.
Ancak son randevu yarını bekler mi bilinmez?
Onun için kaç yıl kaybetmiş olursanız olun hayatınızın geri kalanını iyi kullanın, kendinize iyi gelen şeyleri yapın. Bir gün herkesin hikâyesi yarım kalacak, mesele geride nasıl iz bıraktığınızdır…






