KÖROĞLU GÜNÜN ANLAM VE ÖNEMİNE DEĞİNDİ
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Silivri Şubesi Başkanı Tamam Köroğlu, günün açılış konuşmasında “Özellikle tek Tanrılı dinlerde, Muharrem Ayı’na o ayda meydana geldiğine inanılan olaylar nedeniyle bir kutsallık verilir. Genel inanca göre: Adem Peygamberin tövbesi bu ayda kabul edilmiş. Musa Peygamber Kavimini Firavun’un şerrinden bu ayda kurtarmış. İbrahim Peygamber, Nemrut’un ateşinde yanmaktan bu ayda kurtulmuş. Eyüp Peygamber dertlerine şifayı bu ayda bulmuş. Alevi-Bektaşi inancında Muharrem Ayı’nın önemi ise: Hazreti Hüseyin’in ailesi ve yakınlarının 10 Ekim 680 yılında Kerbela’da katledilmeleri ve Hz. Hüseyin’in zalimin zulmü karşısında gösterdiği direnişten gelir. Kerbela Irak’ta Bağdat’ın güney batısında Hazreti Muhammed’in torunu Hz.Ali ve Fatma’nın oğlu İmam Hüseyin’in ailesi ve yakınlarının şehit edildiği ve türbesinin bulunduğu yerdir. Kerbela’da yaşanan katliam her yıl Alevi, Şii ve bir kısım Sünni Müslümanlar tarafından anılır. Katliamın gerçekleştiği Muharrem Ayı’nda 14 masum Paklar için üç gün oruç tutulur. Sonra yası mateme başlanır. Yas-ı matem orucumuz 12 gündür, Kurban Bayramı’nın 1. Gününden başlayarak, 20 gün sayılır. 20. Günün akşamı muharrem orucu için niyet edilir. Sahura kalkılmaz, iftar sofrası da olmaz. Etsiz ve mütevazi sofralar hazırlanır. Güneş batıp, karanlık olunca oruç açılır. 12 gün tutulduktan sonra 13. gün kurbanlar tığlanır. Muharremin 13. Günü kesilen kurban, Hazreti Hüseyin’in oğlu Zeynel Abidin’in Kerbela katliamından kurtuluşundan duyulan sevinci belirtir. Bu katliam İslam’da mezhep ayrılığının temelini oluşturur. Aşure: erdemli, ilkeli, dürüst, şefkatli, mert ve yiğit bir kahramanın, zamanın zalim diktatörü tarafından çocuklarına varıncaya kadar bütün yakınlarıyla birlikte şehit edildikleri günün adıdır.
Kaynayan aşuremiz ise özgürlüğün, hafifliğin, ilkelere bağlılığın neticesini, sabrın anlamını ve paylaşımın lezzetini öğretir. Aynı zamanda Peygamberimize olan bir vefa borcudur. Alevilik Semavi dinlerden biridir. “Dünya benim ırkımdır, halkı benim halkımdır” diyerek, bütün insanları aynı gözle görürüz. “Tanrıyı görmekse maksadın, aç gözünü bak insana” diyerek, insanları kutsal olarak gördüğümüzü belirtiriz. İnsan merkezli bir dünya görüşümüz var. “Her ne ararsan kendinde ara” diyerek insanın en yüce varlık sayarız. “İncinsen de incitme” sözleriyle bu düşünceyi pekiştiririz. İnsanlar vardır, varlığı ve düşünceleri, yaşadığı zaman dilimiyle sınırlı kalır. İnsanlar vardır yaktığı ateşin yaydığı ışık yüzyıllar ötesini aydınlatır. İşte bunlardan birkaç örnek: Hazreti Hüseyin Emevi saltanatını kabul edip Yezit’e biat etseydi Kerbela onun olurdu. Ama o haksızlıklara direnen, Hz. Hüseyin olmazdı. Pir Sultan isteseydi Sivas’a vali olurdu. Haksızlıklara direnen, kimseye boyun eğmeyen bugünlere kadar gelen Pir Sultan olmazdı. Abdal Musa isteseydi Bursa onun olurdu. Ama o unutulmayan bugünlere kadar adı gelen Abdal Musa olamazdı. İşte biz önderlerimizden inanç ve doğrulardan ödün vermeden yaşamayı öğrendik” dedi.
Haberin devamı 12.12.2011 tarihli Hürhaber Gazetesi’nde…






