Osmanlı belgelerinde Silivri esnafı

Osmanlı belgelerinde Silivri esnafı

22.09.2026 14:32:45

Uzm. Tarihçi Ahmet Can Uysal, Ahilik Haftası dolayısıyla kaleme aldığı yazısında Osmanlı döneminde Silivri'nin üretim ve ticaret hayatını anlattı. Uysal; limanından panayırına, köylerdeki meslek erbabından Yemeniciler ve Mumhane sokaklarına uzanan geçmişiyle Silivri'nin İstanbul'u besleyen önemli üretim ve ticaret merkezlerinden biri olduğuna dikkat çekti.

Silivri Kültür Edebiyat Sanat Topluluğu Sözcüsü Uzm. Tarihçi Ahmet Can Uysal, Ahilik Haftası kapsamında Osmanlı dönemindeki Silivri esnafını ve kentin ticari hayatını konu alan bir yazı kaleme aldı.
İSTANBUL'U BESLEYEN SİLİVRİ
Yazısı şöyle: “Bugün Ahilik Haftası'nı idrak ederken geçmişin hatıralarında, tozlu raflarda kaybolmuş evraklarda ve unutulan insan hikâyelerine değineceğiz. İstanbul'un yanı başında limanıyla, demiryoluyla ulusal ve uluslararası pazara açılan bir Silivri vardı. Silivri; içinde bulunduğu İstanbul Trakya'sı dahilinde Karadeniz'e kadar uzanan buğday tarlaları, üzüm bağları ve köylerindeki küçük ile büyükbaş hayvancılığı ile başkent İstanbul'u besleyen önemli merkezlerdendi.
Silivri limanından İstanbul'a neler giderdi neler? Limanın hemen gerisindeki o taş binalarda yapılan kaymaklı yoğurtlar, Boğluca kenarında otlayan ineklerden elde edilen sütler; dönemin Süleymaniye Konaklarında yaşayan İzzet Efendiye, Kuzguncuk'ta yalısı olan Mustafa Bey'e, Göksu Çayırı'nda pikniğe giden Afife Hanım'ın küçük oğlu Osman'a kadar ün salmıştı. Fener Köyü'nün terzileri, boyacıları, halıcıları; Kurfallı Köyü'nün arabacıları, Alipaşa Köyü'nün bozacıları en meşhurlarıydı. Kılıçlı Köyü'nde buğday tarlaları, Sinekli Köyü'nden odun kömürü, Akören Köyü'nden demircisi, kuyumcusu… Silivri'de neler neler yoktu ki!
SİLİVRİ'NİN TİCARET MERKEZİ: YEMENİCİLER VE MUMHANE
Piri Mehmet Paşa Camii'nin hemen yanında yabancıların konaklaması için eski bir han vardı. Hanın biraz ötesinde Yemeniciler ve Mumhane sokakları, her türlü ticari faaliyetin yürütüldüğü Silivri'nin tahta kalesi (taht-ı kale) idi. Silivri, 1800'lü yıllarda yetmişe yakın meslek erbabının yan yana yaşadığı, üreten ve ürettiğini pazarlayan bir kasabaydı. Köylerde dokunan kumaşlar, Kale Mahallesi'nde yaşayan demirci ustaları, kalaycılar, hallaçlar, kunduracılar, tuzcular ve daha niceleri…
PANAYIRA VAPURLARLA GELİYORLARDI
Sayılan bu mesleklerin kendilerini gösterdikleri yer ise Silivri Panayırıydı. Unutmayalım, Silivri Panayırına Osmanlı zamanında İstanbul'dan vapurlarla gelinirdi. Sahilde sazendeler, hanendeler çalıp söylerken burası belki de İstanbul'un o meşhur Kâğıthane Çayırı'ndaki eğlenceleriyle yarışıyordu. İstanbul'dan gelen olur da Edirne'nin ötesinden gelen olmaz mıydı? Filibe'den, Kırcaali'den, Yanbolu'dan Silivri'ye gelenlerde vardı. Gelenlerin hepsi eğlenceye gelmezdi tabii, kendi ürettiklerini satmaya gelirlerdi. Tavuğundan kazına, zerzevatından yorgan-yastık üreticisine kadar hepsi bu büyük pazarın kurulmasını beklerdi.
Silivri, sadece kendi kendine yaşayan bir yer de olmamıştı. İstanbul'un buğday ve et ihtiyacını sırtlanan, limanıyla gemilerin dolup taştığı stratejik bir üretim üssüydü. Ancak işin en büyüleyici yanı, bu kadar farklı dinin, dilin ve kültürün ortak bir pazar ekosisteminde huzur ve yardımlaşma içinde yaşayabilmiş olmasıydı. Bugün Ahilik Haftası'nı kutlarken; esnafın sadece ticaret yapan değil, mahallenin güvenliği, genci, yaşlısı ve yetimiyle ilgilenen birer kültür elçisi olduğu o eski günleri hatırlamak gerekiyor. Silivri'nin taşında, toprağında ve limanında hâlâ o eski ustaların nefesi var.
“ESKİ ÇARŞI RUHUNU YENİDEN HATIRLAMALIYIZ”
Ne dersiniz; bugünün koşturmacası içinde, geçmişin o dürüst, bereketli ve dayanışmacı çarşı ruhunu yeniden hatırlamaya ve yaşatmaya biraz olsun ihtiyacımız yok mu?”
Haber MERKEZİ

 

YORUM YAP