Silivri Belediye Meclisi'nin son oturumunda Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu'nun muhalefetin eleştirilerini yanıtlarken söylediği bir cümle dikkat çekti: “Siz önceki dönemin beş yılın toplamını benim iki yılımla kıyaslıyorsunuz.”
Aslında bu cümle Silivri siyasetinde iktidar ile muhalefet, önceki ve şimdiki yönetim düzeyinde mevcut durumu çok net özetliyor. Çünkü bugün yapılan eleştirilerin önemli bir kısmı (tamamı değil kesinlikle), önceki dönem Belediye Başkanı Volkan Yılmaz'ın beş yıllık görev süresiyle Balcıoğlu'nun henüz iki yılı dolan döneminin karşılaştırılması üzerine kurulu. Balcıoğlu'nun itirazı tam da bu noktada.
Volkan Yılmaz'ın belediye başkanlığı dönemi tamamlandı. Beş yıl boyunca yapılan projeler, yatırımlar ve hizmetler bugün bütün olarak görülebiliyor.
Bora Balcıoğlu ise görev süresinin henüz başında sayılır. İki yıl geçti, önünde üç yıl daha var.
Söylediği şey aslında basit ve oldukça can alıcı bir tespit: Beş yıllık bir dönemin tamamını, iki yıllık bir dönemle kıyaslamak doğru bir ölçü olmayabilir.
Yerel yönetimlerde en sağlıklı kıyas genellikle bir dönemin tamamı bittikten sonra yapılır. Bugün Volkan Yılmaz'ın beş yılı ortada. Balcıoğlu'nun ise henüz iki yılı geride kaldı. Dolayısıyla gerçek karşılaştırma ancak görev süresi tamamlandığında yapılabilecek.
Balcıoğlu'nun mecliste kurduğu o cümle bu yüzden önemli: “Siz beş yılın toplamını benim iki yılımla kıyaslıyorsunuz.”
Başkan Bey siteminde ve tespitinde çok haklı olabilir. Ancak siyasette de, hayatta da başka bir gerçek daha vardır. Tren yoldan çıktıktan sonra yapılan uyarıların bir anlamı kalmaz. Bu yüzden bugün kendisine yöneltilen eleştiriler, her ne kadar sert gelse de aslında en çok onun için önem taşıyor.
Muhalefetin kaybedeceği bir şey yok. Ama o eleştiriler doğru şekilde değerlendirilmezse yarın telafisi olmayan kayıplar verebilir.
Çok güzel bir söz vardır: Size duymak istediğiniz şeyleri değil, bilmeniz gerekenleri söyleyenleri dinleyin. Kolay olan her şartta kararlarınızı alkışlayanlarla yürümektir ama bu yol çoğu zaman gelişim sağlamaz sizi hedeflerinize değil hayal kırıklığına götürür.
Sorgulayan, eleştiren ve bazen rahatsız eden sesler ise siyasetçinin daha iyi çalışmasına vesile olabilir. Niyetleri iyi olsun ya da olmasın, sonuç çoğu zaman faydalıdır.
Bizde ise tam tersi bir alışkanlık vardır. Siyasetçiler genellikle hatalarını söyleyenleri güvenilmez bulup kendisinden uzaklaştırır, her yaptığını onaylayanları ise güvenilir kabul edip kendisine yaklaştırır. Gerçekle arasına duvar örmek misali…
Bir makam sahibine gerçek düşüncelerini açıkça, samimiyetle söyleyen insan sayısı çok azdır. Eleştiriyi yüzüne karşı dile getirenlerin kıymeti çoğu zaman ancak büyük kayıplardan sonra anlaşılır.
Ve dikkat edin gerçek olmayan övgü kadar sırıtan bir şey yoktur. Ruhunu ve aklını iktidara yaranmaya adayan insan kadar “ölü” başka şey de kolay kolay bulamazsınız.
Bir siyasetçinin, yöneticinin etrafındaki en büyük risk, eleştirenler değil; her yapılanı doğru bulanların çoğalmasıdır.
Özetle; kıyas meselesi bugün bir tartışma olabilir. Ama doğru eleştiriyi doğru zamanda dinlemek, yarının kıyasını belirleyecek en önemli faktördür. Ve siyaset, alkışın çok olduğu yer değil; gerçeğin en çok duyulabildiği yer olabildiğinde anlam kazanır.






