İki yıl… Az bir zaman değil. Hele siyasette hiç değil. Volkan Yılmaz'ın iki yıllık sessizliği, “kırgın bir vedanın” sessizliği gibi okunabilirdi. Ama görünen o ki bu sessizlik, geri çekilme değil; izleme, ölçme, not alma süreciymiş. Şimdi konuşurken de “Ben geri döndüm” demiyor; daha çok “Ben buradaydım, izledim ve şimdi gördüklerimi söylüyorum” diyor.
Bu yazıda, Yılmaz'ın çıkışlarından satır aralarında ne var; onu anlamaya çalışacağım.
“SİLİVRİ'NİN RANTI SİLİVRİ BELEDİYESİ'NE AKMIYOR” NE DEMEK?
Bu cümle, yalnızca ekonomik bir eleştiri değil. Bu, bir yönetim felsefesi eleştirisi.
Volkan Yılmaz'ın bütün anlatısı şu ana eksene oturuyor: “Para var ama hizmet yok; kaynak var ama karşılık yok.”
Bir başka ifadeyle, tartışmayı “belediye borçlandı mı borçlanmadı mı” çizgisinin ötesine taşıyor ve şunu sorduruyor:
• Silivri'nin geliri Silivri'ye nasıl dönüyor?
• Döndüyse nereye dönüyor?
• Dönmüyorsa neden dönmüyor?
Bu cümlenin satır arası şu: “Benim bıraktığım disiplinli sistem dağıldı.”
MALİ DİSİPLİNİ “GÖRÜNMEZ HİZMET” OLMAKTAN ÇIKARMA ÇABASI
Yılmaz'ın en kritik hamlesi burada. Çünkü mali disiplin, siyasette çoğu zaman “görülmeyen” bir alandır. Parkı görürsünüz, asfaltı görürsünüz… ama bütçe fazlasını kimse görmez.
O, bunu görünür kılmak için basit ve çarpıcı bir formül kullanıyor:
• “Beş yıl haciz yoktu, şimdi onlarca haciz var.”
• “Bir liralık iş beş liraya yapılıyor.”
• “Araç var ama kiralanıyor.”
• “İki kamyon parasıyla bir yıllık kira ödeniyor.”
Bu örnekler teknik değil; tam tersine sokağın anlayacağı şok cümleleri.
Satır arası: “Ben rakamla konuşurum; siz de rakama bakın.”
ELEŞTİRİSİNİ NEREYE KURUYOR? “YÖNETİM TARZI”NA
Bana göre Volkan Yılmaz'ın asıl hedefi “bugün şu yanlış yapılmış”tan çok daha büyük:
Karar alma biçimi.
Çimento fabrikası meselesi burada dönüm noktası.
Çünkü o konu üzerinden şunu kuruyor:
• “Halk bilgilendirilmedi.”
• “Meclis üyeleri bile bilmiyordu.”
• “Bir aylık süre varken 20 günde olumlu görüş verildi.”
• “Toplantı yapılmadı.”
Yani tartışmayı “çimento fabrikası olur mu olmaz mı”dan çıkarıp, şu soruya getiriyor:
“Bu şehir böyle mi yönetilir?”
“SİLİVRİ'NİN MUHAFIZIYIM” SÖYLEMİNE YÜKLENMESİ TESADÜF DEĞİL
“ “Silivri'nin muhafızıyım” diyorsanız bu imzayı nasıl attınız?” cümlesi, bir eleştiri değil; mevcut yönetimin söylemini kendi aleyhine çevirme hamlesi.
Siyasette en sert vuruş, rakibin cümlesini rakibin elinden almaktır. Yılmaz burada tam olarak bunu yapıyor.
Ve hemen arkasından gelen cümle aslında anahtar: “Sizi motive eden güç neydi?”
Bakın, burada dikkat edin:
“Şu yüzden yaptınız” demiyor.
“Şu çıkar var” demiyor.
Ama soruyu öyle kuruyor ki, kamuoyu kendi kendine bir sürü ihtimal üretmeye başlıyor.
Bu, doğrudan suçlama değil; şüpheyi büyüten siyasal soru.
“YAZIKLAR OLSUN” DİYOR AMA KENDİNİ DE DIŞARIDA BIRAKMIYOR
Yılmaz'ın metninde iki zıt duygu aynı anda var:
• Sert öfke: “Yazıklar olsun.”
• Kontrollü geri çekilme: “Bu konuda hepimiz sınıfta kaldık.”
Bu ikinci cümle önemli. Çünkü:
• Kent Konseyi'ni, çevre derneklerini, basını tamamen karşısına almıyor,
• “Ben tek başıma haklıyım” demiyor,
• Sorumluluğu büyütürken kendini de içine alıyor.
Bu da ona “öfke”nin yanına “haklılık” hissi ekliyor.
SATIR ARASINDA 2029 VAR MI?
Var. Hem de oldukça net. O, “Adayım” demiyor.
Ama şu üç şeyi yapıyor:
1. Mevcut yönetimi ‘mali disiplin' üzerinden yıpratıyor.
2. Çevre/çimento gibi duygusal ve kitlesel tepki üreten bir başlıkta saf tutuyor.
3. “Ben bu şehirden elimi çekmedim” mesajını sürekli tekrar ediyor.
Bunlar, bir siyasetçinin “geleceğe hazırlık” adımlarıdır. Yani iki yıllık sessizlik, bir küskünlük değil; yeni bir pozisyon alma süreci gibi duruyor.
Benim gördüğüm Volkan Yılmaz şudur:
• İki yılın sonunda “eski başkan” gibi konuşmuyor; muhalefet lideri gibi konuşuyor.
• Kendisini “hizmet adamı” olarak yeniden konumluyor ama bu kez sadece projelerle değil; hesap soran cümlelerle.
• En önemlisi de, eleştirisini kişiselleştirmeden, kurumsal yönetim ve kamu yararı eksenine oturtuyor gibi.
Ama bu noktada Silivri için asıl kritik soru şudur: Bu anlatının karşısına mevcut yönetim “bizim cevabımız budur” diye şeffaf veriyle çıkacak mı?
Çıkmazsa, Yılmaz'ın sorduğu sorular kendi kendine büyür.
Çünkü bazı sorular vardır…
Cevap verilmedikçe daha çok insanın zihninde yankılanır.






