Eğitim Sen, İçişleri Bakanlığı tarafından 81 il valiliğine gönderildiğini belirttiği “Üniversitelerde Güvenlik Tedbirleri” başlıklı genelgeye tepki gösterdi.
Eğitim Sen, 17 Eylül 2026 tarihinde yayımladığı açıklamada, öğrenciler ile akademik ve idari personelin can ve mal güvenliğinin sağlanmasının kamunun sorumluluğunda olduğunu vurgularken, güvenlik tedbirlerinin öğrencilerin ifade ve örgütlenme özgürlüğünü sınırlandırmaması gerektiğini savundu.
“GÜVENLİK, DEMOKRATİK HAKLARI SINIRLANDIRMANIN GEREKÇESİ OLAMAZ”
Sendika açıklamasında genelgede; öğrenci grupları ile eylem ve etkinlikler hakkında istihbarat çalışmalarına ağırlık verilmesi, bazı öğrenci oluşumlarının stant açmasının engellenmesi, kampüs girişlerinde parmak izi, kartlı geçiş ve turnike sistemlerinin kullanılması ve bazı alanlarda kamera sistemlerinin yaygınlaştırılması gibi düzenlemelerin bulunduğunu belirtti
Eğitim Sen Sendikasının açıklamasında yer alan ifadeler şöyle: “İçişleri Bakanlığı tarafından 81 il valiliğine gönderilen “Üniversitelerde Güvenlik Tedbirleri” başlıklı genelgede, öğrenci grupları ve eylem-etkinlikler hakkında istihbarat faaliyetlerine ağırlık verilmesi, bazı öğrenci oluşumlarının stant açmasının engellenmesi, kampüs girişlerinde parmak izi, kartlı geçiş ve turnike sistemlerinin kullanılması, eylem ve etkinliklerin yoğun olduğu alanlarda kamera sistemlerinin yaygınlaştırılması gibi düzenlemeler yer almaktadır.
“ÖĞRENCİ GRUPLARININ İZLENMESİ KEYFÎ UYGULAMALARA YOL AÇABİLİR”
Öğrencilerin, akademik ve idari personelin can ve mal güvenliğinin sağlanması kamunun sorumluluğudur. Ancak güvenlik kavramı, öğrencilerin demokratik haklarını, örgütlenme özgürlüğünü ve ifade alanlarını sınırlandırmanın gerekçesine dönüştürülemez. Üniversitelerde güvenliği sağlamak başka, öğrencileri ve onların örgütlü faaliyetlerini sürekli izlenen ve denetlenen bir alanın parçası haline getirmek başkadır.
Genelgenin en sorunlu yönlerinden biri, öğrenci grupları ile eylem ve etkinliklerin istihbarat faaliyetlerinin konusu haline getirilmesidir. “illegal/marjinal oluşum” gibi sınırları belirsiz ifadeler keyfî uygulamalara açık bir alan yaratmaktadır. Hangi öğrenci grubunun ya da hangi faaliyetin bu kapsamda değerlendirileceğinin açık olmaması, iktidarı eleştiren, hak talep eden ya da farklı bir düşünceyi savunan öğrencilerin faaliyetlerinin güvenlik sorunu olarak görülmesine yol açabilir.
Oysa üniversiteler yalnızca ders yapılan mekânlar değildir. Üniversite; farklı fikirlerin özgürce tartışıldığı, eleştirinin üretildiği, öğrencilerin örgütlendiği ve toplumsal sorunlara ilişkin söz söylediği kamusal bir alandır. Öğrencilerin protesto etmesi, bildiri dağıtması, stant açması, toplantı yapması ve örgütlenmesi demokratik üniversite yaşamının doğal parçalarıdır. Bu faaliyetleri peşinen şüpheli görmek, üniversitenin bilimsel ve demokratik niteliğini zayıflatır.
HÜKÜMETİN POLİTİKALARINA DA ELEŞTİRİ
Bu genelgeyi Türkiye'deki daha geniş siyasal tablodan bağımsız değerlendirmek mümkün değildir. AKP iktidarı döneminde merkezi denetimin güçlenmesi, toplumsal muhalefete yönelik baskıların artması, toplantı ve gösteri hakkının sınırlandırılması, eleştirel seslerin ve farklı yaşam tarzlarının giderek daha fazla güvenlik ve kamu düzeni söylemleri üzerinden ele alınması, üniversitelere yönelik bu yaklaşımın daha geniş bir siyasal pratiğin parçası olduğunu göstermektedir.
Son dönemde farklı düşünenlerin, iktidarı eleştirenlerin, örgütlenenlerin, protesto hakkını kullananların ve hak talep edenlerin baskı, yasaklama, soruşturma, gözaltı ve müdahalelerle karşı karşıya kalması demokratik kamusal alanın daralmasına ilişkin kaygıları büyütmektedir. Toplantı ve gösteri hakkının çeşitli gerekçelerle sınırlandırılması, barışçıl protestoların güvenlik sorunu olarak ele alınması ve eleştirel görüşlerin kriminalize edilmesi kabul edilemez. Devletin görevi yurttaşların ne düşüneceğini, nasıl yaşayacağını ya da hangi talepleri dile getireceğini belirlemek değil; herkesin düşüncesini özgürce ifade edebildiği, örgütlenebildiği ve demokratik haklarını güven içinde kullanabildiği koşulları sağlamaktır.
Üniversitelerde öğrenci gruplarının istihbarat faaliyetlerinin konusu haline getirilmesi ile toplumun farklı kesimlerinin güvenlik ve kamu düzeni söylemleri üzerinden denetim altına alınmasına yönelik uygulamalar birbirinden bağımsız değildir. Ortak olan; farklılığı, eleştiriyi, örgütlenmeyi, hak arama mücadelesini ve toplumsal muhalefeti demokratik yaşamın doğal unsurları olarak görmek yerine kontrol edilmesi gereken alanlar olarak değerlendiren bir siyasal yaklaşımdır.
Baskının, gözetimin ve yasaklamaların giderek olağanlaştırıldığı; yer yer faşizan nitelikler kazanan şiddet pratiklerinin görünür hale geldiği bir ortamda üniversitelerin de aynı anlayışla kuşatılması kabul edilemez. Üniversiteler iktidarın düşüncelerinin tekrarlandığı değil, iktidar dâhil bütün güç odaklarının sorgulanabildiği yerler olmalıdır.
“ÜNİVERSİTELER KIŞLA DEĞİLDİR”
Üniversiteler kışla değildir, öğrenciler potansiyel suçlu değildir.
Farklı düşünmek, iktidarı eleştirmek, örgütlenmek, protesto etmek, hak talep etmek ve farklı bir kimlikle var olmak suç değildir.
Üniversiteler; baskının ve tek tipleştirmenin değil, bilimin, özgürlüğün, eşitliğin, eleştirel düşüncenin ve demokratik mücadelenin alanı olmalıdır.”
Haber Merkezi






