Eğitim-İş Genel Merkezi tarafından yapılan yazılı açıklama
ile sendikanın Devlet Memurları Kanunu Tasarısı’na ilişkin görüşü şöyle
açıklandı. “Beklenen 657 sayılı Devlet Memurları Kanunda değişiklik yapılmasını
öngören taslak metin ortaya çıktı. Taslak ile istibdat rejimi kurma hevesi ve
arayışından taviz vermeyen AKP Hükümeti, yine şaşırtmayarak korkuyu devletin
her kademesine yayma iradesini ortaya koymuştur. Kendisine yandaşlık yapmayan
milyonlarca kamu çalışanını mevcut kanun ile yeterince hizaya getiremediğini
düşünen AKP, değişiklik taslağı ile adeta “iktidara kırbaç yaratma” hedefine yoğunlaştırmıştır.
Devlet memurlarına uygulanacak yaptırımları ağırlaştıran, memurların kazanılmış
haklarını hiçe sayan ve baskıyı en üst düzeye çıkarmayı amaçlayan bu
değişiklikler kabul edilemez. Mevzu değişikliklerin yasalaşması, ülkeyi faşist
devlet modeline bir adım daha yaklaştıracaktır.
Kanun yapma tekniği açısından son derece sorunlu bir metin
olan taslakta yer alan hukuk dışı bir kısım hükümle ilgili değerlendirmelerimiz
aşağıda yer almaktadır.
64. maddede kademe ilerlemesi koşulları arasına son 10 yıl
içinde herhangi bir disiplin cezası almamış olmak koşulu getirilmiştir. Bu süre
mantık dışı ve orantısızdır. Örneğin kanunda, “memura, görevinde ve
davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesi” olarak
tanımlanan ve uygulamada deyim yerindeyse memur öksürdüğünde dahi verilen
“uyarma cezasının” 10 yıl boyunca memuriyet geleceğine zarar vermesi nasıl
kabul edilebilir?
68. maddede anılan değişiklikle devlet özelleştirilmekte,
üst düzey yöneticilerin özel sektörden devşirilebilmesinin önü açılmaktadır.
Bunun yanında bu kimselerin özel sektörde geçirdikleri süreler kamuda
geçirilmiş gibi kabul edilecektir. Memurların yıllarca kariyer ve liyakat
ilkeleri güvencesiyle devlet hizmetinde görev yapma gayretlerinin sonunda elde
etmeyi hedefledikleri üst düzey yöneticiliklere, dışarıdan tepeden yapılacak
görevlendirmeler, kamu görevlerinin mesleki geleceklerini tehdit eder
niteliktedir.
91. maddedeki kadrosu kaldırılan memurların mevcut
düzenlemeye göre kendi kurumlarına veya başka kurumlarda eski sınıflarındaki
derecelerine eşit bir göreve atanmaları zorunlu iken, taslakta kadrosu
kaldırılan memurun “eski sınıflarındaki derecelerine eşit bir göreve atanma
koşulu” ortadan kaldırılmıştır.
Madde taslağı bu haliyle, kadrosu kaldırılan memurların
kazanılmış haklarını gasp etmeyi amaçlamaktadır. Buna göre idare kadrosu
kaldırılan memuru niteliklerine uygun bir göreve atama hakkını elde edecektir.
Ancak nitelik kavramı konusunda objektif tanımlama olmadığı için, memurun yeni
görevi idarenin keyfi nitelik tespit etme takdirine bağlı olacaktır. Memur
kadrosunun kaldırılmasına kendisi yol açmamasına, bu süreçte hiçbir şekilde
belirleyici olmamasına rağmen, taslak iktidara yandaşı olmayan memuru
cezalandırma, yandaşını ise ödüllendirme fırsatına dönüştürmüştür.
Taslakta kadrosu kaldırılan memurun atanması için öngörülen
6 aylık azami süre de makul bir süre değildir. Yine bu 6 aylık süre içerisinde
de memurun, yukarıda açıklanan koşullarla yani “eski sınıflarındaki
derecelerine eşit bir görev koşulu” olmaksızın içeriği belirsiz nitelik kavramı
çerçevesinde çalıştırılması da kabul edilemez.
Bu taslak maddede, derece kaybının yaratacağı mağduriyet,
ekonomik kaybın giderilmesi görüntüsü altında gizlenmeye çalışılmıştır. Bunun
hukuki bir değeri yoktur; aksi düzenlemenin Anayasa Mahkemesi denetiminden
geçebilmesi olanaksızdır.
Günlük çalışma saatlerini düzenleyen 100 maddeye;
“Memurların yürüttükleri hizmetin özelliklerine göre bu madde uyarınca tespit
edilen çalışma saat ve süreleri ile görev yerlerine bağlı olmaksızın
çalışabilmeleri mümkündür. Bu hususa ilişkin usul ve esaslar, Devlet Personel
Başkanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenir” hükmü eklenmiştir.
Eklenen hükümde memurun görevine bağlı çalışma saat ve
süreleri ile görev yeri dikkate alınmaksızın çalıştırılması olanaklı hale
getirilmiştir. Memuriyet güvencesini yerle bir edecek ölçüde tehlikeli bu
düzenlemenin yaşama geçmesi halinde idare, memurların çalışma saat ve süreleri
ve görev yeri tespiti konusunda sınırsız yetki sahibi olacaktır.
Mazeret izni başlıklı 104. maddede iyileştirmeler
yapılmıştır. Ancak doğum izin sürelerinin sağlık raporu ile uzatılabilmesi
hakkı ortadan kaldırılmış. Memurun doğum sonrası sağlık durumundaki olumsuzluğu
belgelemek koşuluyla ek izin alma hakkının elinden alınması hatalıdır.
Yine madde kapsamında zorunluluk halinde memura tanınan 10
gün ek izin hakkından öğretmenlerin muaf tutulması hükmü maddede korunmuştur.
Buna göre öğretmen zorunluluk halinde dahi ek izin kullanamayacaktır. Bu
düzenlemeyi ortaya koyan mantığın öğretmenlik mesleğine bakış açısı ciddi
biçimde sorgulanmalıdır. Hangi gerekçe zaruret durumunda öğretmenin diğer kamu
görevlilerinin sahip olduğu haktan mahrum bırakılmasını meşru kılabilir? Memur
bilgi sistemine ilişkin olarak, yeni düzenleme ile özlük dosyasına memurun
“kişisel bilgilerinin de” konulmasını öngören 109. madde kapsamında kişisel
bilgi kavramı tanımlanmadığı için, memurun fişlenmesi uygulamasına adeta kanuni
dayanak yaratılmıştır.
Üstün başarı değerlendirmesi ve ödül konusundaki 122.
maddeki; başarı belgesini vermeye yetkili olarak “merkeze bağlı veya ilgili
bakan” ibaresi tam açık olmamakla birlikte, ödül vermeye yetkili olarak memurun
bağlı olduğu kurumun başında yer alan bakan ile birlikte başka bakanlarında da
bu yetkiye sahip oldukları anlamını içermektedir. Bu haliyle de kurumla alakası
olmayan başka bakanlıkların da ödüllendirmede söz sahibi olması sağlanmıştır.
Bu hüküm kayırmacılık yelpazesini genişletme potansiyeli taşımaktadır.
Özellikle koalisyon hükümetlerinde birçok bakan etkinlik alanında olmayan
yandaşlarına avantaj sağlayabilmek amacıyla ödüllendirme gayretine
girişebilecektir.
Disiplin cezalarına ilişkin 125. Maddedeki yeni düzenleme,
genel olarak memurlara verilecek disiplin yaptırımlarını orantısız biçimde
ağırlaştırmıştır. Madde incelendiğinde iktidarın halk dalkavukluğu yapma
uğruna, disiplin hukukunu kamu emekçisi aleyhine amaç dışı baskı aracı olarak
kullanma gayretinde olduğu görülmektedir. Öyle ki daha önce uyarma ve kınama
cezası kapsamında olan hafif etkili fiillere, memurun mesleki geleceğini
olumsuz etkileme sonucunu doğuran yüksek cezalar öngörülmüştür. Örneğin,
usulsüz şikayet fiili, uyarma cezası gerektirirken, iki kademe yükseltilerek
aylıktan kesme cezası gerekçesi yapılmıştır. Burada da amaçlanan da, hakkını
aramak isteyen memuru bunu yaparken bir kere daha düşünmeye sevketmektir.
Yine, düzenleme ile, 1 yıl içinde 2 defa kademe ilerlemesi
cezası almış olmak, devlet memurluğundan çıkarma gerekçesi haline
getirilmiştir. Örneğin bir kamu görevlisi görevi sırasında amirine “söz ile
saygısızlık ettiği iddiasıyla” 1 yıl içinde 2 defa kademe ilerlemesinin
durdurulması cezası alırsa devlet memurluğundan çıkarılabilecektir.
Düzenlemenin memur üzerinde son derece geniş ölçekli baskı
kurulmasının, kamu işyerlerinde korku terörü estirilmesinin önünü açmaya dönük
olduğu son derece açıktır.
Düzenlemede dikkat çekici diğer bir husus ise, “Geçmiş
hizmetleri sırasındaki çalışmaları olumlu olan ve iyi veya çok iyi derecede
sicil alan memurlar için verilecek cezalarda bir derece hafif olanı
uygulanabilir.” hükmündeki “iyi veya çok iyi derecede sicil alan” ibaresi
kaldırılarak, yerine “ödül veya başarı belgesi alan” ibaresinin getirilmiş
olmasıdır. Bu hükümde alt ceza uygulaması genel olarak subjektif kriterlere
bağlı olan ödül ve başarı belgesi kriterine endekslenmiştir. Düzenleme,
partizanlığın ve yandaş kayırmacılığın kanunlaştırılması girişiminin tipik
örneklerinden birisidir.
Geçici görevlendirmenin usul ve esaslarını düzenleyen Ek-8.
maddeyle ilgili olarak taslakta yer alan hüküm, genel olarak eski düzenlemenin
benzeri gibi görünse de, son fıkrasına kamu yararı ve hizmet gerekleri koşuluna
bağlı olarak eklenen hüküm, idareye kamu görevlisini “rızası olmasızın 6 ay’a
kadar” ve tekerrürlük kısıtlaması konulmaksızın keyfi sürgün uygulamasına maruz
bırakma olanağı tanımaktadır. Buna göre
idare, son derece subjektif kriterler olan “kamu yararı ve hizmetin gerekleri”
iddiasıyla hoşuna gitmeyen kamu görevlilerini, 6 aylık süreleri aşmamak üzere
ancak “sayısız defa” sürgün uygulamasına maruz bırakabilecektir.
Sonuç olarak eleştirilen hükümlerin yasalaşması, iktidara,
devlet memurlarının kazanılmış haklarını bertaraf edebileceği, memuriyet
güvencesini hiçe sayacak, kamu personeli üzerinde ölçüsüz bir baskı
kurabileceği uygulamaları gerçekleştirmeye yasal bir zemin olanağı bulmasını
sağlayacaktır. Düzenleme bu haliyle AKP hükümetinin mevcut milyonlarca devlet
memurunu istediği gibi oynayabileceği KURŞUN ASKER haline getirme çabasını
gerçekleştirmeye yöneliktir. Anlatılan bu gerekçeler ışığında ortaya konan
taslağın kabul edilebilmesi söz konusu değildir.”






