Uğur Bakıcı

Dünya El Yazısı Günü -23 OCAK-

Dijital cihazların hayatımıza giriş hızıyla doğrudan ilişkili bir şekilde kalemle yazı yazmanın verdiği o keyfi neredeyse unutmak üzereyiz. Vermiş olduğu o eşsiz keyfin ötesinde el ile yazma eylemi başlı başına hafızamızı geliştirmeye yardımcı olan önemli bir yeti. Hafızamızı geliştirmenin ötesinde el ile yazdığımız yazının karşı tarafa kendimizle ilgili önemli ip uçları verdiğini söylesem! Evet doğru okudunuz. İşin uzmanları tarafından el yazımızla karakteristik özelliklerimiz rahatlıkla analiz edilebiliyor. Karakter analizi dışında bazı hastalıkların tespitinde de el yazımızın ne kadar önemli olduğunu yine işin uzmanlarından öğrendiğimdeyse çok şaşırmıştım. Kendi kendime hadi canım bu kadar da olamaz demiştim. İşin gerçeği bu şekilde. Sağlık dışında işe alımlarda bile önemli bir etken. Örneğin bazı iş yerlerine ön görüşmeye gittiğinizde internetten ilettiğiniz başvurunuz olmasına rağmen görüşme için bekleme salonunda beklediğiniz esnada doldurmak için başvuru formları verdiklerini görürsünüz. Özgeçmişimi iletmiştim zaten yine aynı bilgileri sayfalarca doldurmaya ne gerek var deyip çoğu zaman gereksiz buluruz. Kimi iş yerlerine göre bu bir iç prosedür. Kimi şirketlerse bu belgeleri işe alacağı personelin el yazısından karakter analizinizi yapmak için kullanıyor. Bu karakter analizini ülkemizde uygulayan şirketler oldukça az olmakla birlikte bu uzmanlık alanın özelinde kendini yetiştirip bu alanda kendini uzmanlaştıran İnsan kaynakları personelleri de mevcut. Bu işin öncü ülkeleriyse Fransa ve Almanya. Bu iki ülke ve bazı Avrupa ülkeleri bu alana yani el yazısından karakter analizi yapma işine ciddi yatırımlar yapıyorlar. Uzmanlar yetiştiriyorlar. Bu kadar yatırım yapmalarının en önemli nedenlerinden biriyse özel sektörde doğru adayı seçmenin ötesinde adli vakalarda işlerine yarama durumu. Ajanlık faaliyetinde bulunabilecekleri tespit ediyorlar örneğin. Bu durumda da olası casusluk ve adli vakaların önüne geçmiş oluyorlar. Tam bu noktada vurgulamam gereken bir detaysa bu tespitlerin yapılması aşamasında kullanılan kalemin türüdür. Her türlü kalemle bu analiz yapılamıyor yani. Kalem türü çok önemli. Yazılan yazının kurşun kalemle veya mürekkebi akan/dağılan bir kalemle yazılmamış olması gerekiyor. Tükenmez kalem kullanımı analiz için ideal. Kurşun kalemle veya dolma kalemle yapılan analizler pek sağlıklı yapılamıyor. Bunun ise ana nedeni el yazısıyla yazarken kâğıda uyguladığımız şiddet ve basınç durumundan kaynaklı. Yazıyı kaleme aldığımız an karakterimiz anında ortaya çıkıyor. Yazı yazarken yazma esnasındaki hız ve akıcılık olma durumuysa sağlığınız özelinde bilgiler veriyor. El yazınız bu denli önemli yani. Parmak izi kadar benzersiz olan el yazısının önemine binaen bu satırları okuduğunuz gün olan 23 Ocak günüyse dünyanın çeşitli ülkelerinde ‘Dünya El Yazısı' günü kutlamaları yapılıyor. Bu özel gününün ana çıkış yeriyse Amerika kıtası. 23 Ocak tarihinin seçilme nedeniyse 1776 yılında Amerika'nın Bağımsızlık Bildirgesini ilk imzalayan John Hancock'un doğum gününe atfedilmiş olması. Kendisi Amerika ikinci kıtasının kongresinin başkanı olması vesilesiyle bağımsızlık bildirisine ilk imza atan kişidir. Attığı imza öylesine büyüktür ki ülke çapında Amerikan kültürüyle özdeşlemiş ve bir ikon hale gelmiştir. En nihayetinde de Dünya El Yazısı günü ilan edilmesi kararlaştırıldığında da akıllara Hancock dışında başka bir isimde gelmemiştir zaten. Bu özel gündeyse Amerika başta olmak üzere çeşitli ülkelerde insanların yazma becerilerinin geliştirilmesinin teşvik edilmesine yönelik etkinlikler düzenleniyor. Çok hızlı değişen küresel dünya düzeninde dijitalleşmenin de etkisiyle elimizin altında akıllı telefonlar varken böyle bir güne ne gerek var diye düşünebilirsiniz. Bu düşünce özelinde yalnız olmadığınızı söyleyebilirim. Reklama girer diye köşemde ismini vermeyeceğim şirketlerde böyle bir günü gerekli görmemiş olacaklar ki bizleri kâğıt ve kalemle buluşturmamak adına yapay zekanın da tüm imkanlarını kullanarak ‘pratiklik' adı altında yine insanlık için fakat insanlığa karşı tüm kozlarını oynuyor. Bu kapsamda yakın zamanda mesela telefona normal kalemle yazdırarak aynı kâğıda yazarmış havası yaratan bir sistem geliştirdiler. Bu sistem kendi içinde elle yazar gibi kalemle telefona/tablete yazma imkânı sunsa da yazıldıktan sonra el yazısını dijitale çeviriyor. Yine elle yazılmış tadı vermiyor yani. O hissi vermesi imkânsız zaten. Kaldı ki günümüzde klavyelerde bile yazmaya üşenir hale geldik. Öyle ki; yazmak yerine sesli yanıtlarla karşı tarafa iletmemiz gereken mesajları iletmeyi tercih eder olduk. Hatta ona bile üşenip yanıt olarak dijital emojilerle verilmek istenilen mesajı karşı tarafa rahatlıkla verebiliyoruz. Bu durumsa hızlı yaşamak ve hızlı tüketmek zorunda bırakıldığımız bu hayatımızı pratikleştirmesine pratikleştiriyor fakat öte yandan da beynimizi tembelleştiriyor. Bu acı bir gerçek. Klavyede yazarak çağın gerisinde kalmayalım elbet buna itirazım yok fakat bir yandan da elimize kâğıt kalem almayı unutmayalım. Bunun da yolu kâğıdı-kalemi elimize alarak kendimize yazı terapisi seansları uygulamaktan geçer. Uzmanların tavsiyesi de tam olarak bu yönde. Uygulayacağımız bu terapi seanslarını ise mümkün olabildiğince her gün uygulanmalı ve süreside en az 15 dakika olmalı. Peki ne yazalım? O gün eve geldiğinizde gün içinde yaşadıklarınız özelindeki ruh halinizi yazabilirsiniz mesela. Gün içinde sinirlendiğiniz kişinin yüzüne karşı söyleyemediklerinizi kâğıda dökebilirsiniz. Sevdiklerinize olan sevginizi yazabilirsiniz. Yazarken de yazdığınız cümlelere takılmayın. Bırakın cümleler devrik olsun. Yazın ki beyniniz aktif bir şekilde çalışsın. Yazmak eylemi kendi içinde sıkıcı gibi dursa da sizi ne kadar rahatlattığını zaman içinde göreceksiniz. Yaptıkça hoşunuza gidecek bir sosyal aktiviteye dönüşecek. Özellikle benim gibi saatlerce ekran karşısında, klavye başında çalışan kişiler için bunu uygulamak çok önemli. Keza klavye beynimizi yoruyor. Nasıl mı? Siz kıymetli okuyucularımıza mesai saatleri içinde klavyenin tuşlarına kaç defa bastığımı söylemem mümkün değil belki ama arka planda parmaklarımızın klavye üstünde tüm gün yazma eyleminde bulunma neticesiyle birlikte klavyenin tuşlarına basarken çıkan seslerin günün sonunda bedenimizi ve zihnimizi ne kadar yorduğunun bilimsel olarak kanıtlandığını söyleyebilirim. Bilimsel kanıta da gerek yok aslında. Mesai sonunda eve gittiğinizde kendinizi yorgun hissetmenizin en önemli etkenlerinden biri de arka planda beyni içten yoran bu tuş sesleri. Klavye tuşları pek masum değil aslında. Dijital çağda karşı tarafa mektupla mı yanıt verelim yoksa posta güvercini mi gönderelim dediğinizi duyar gibiyim. İletişim çağının bir gerekliliği olarak buna mecburuz fakat bedenimizi ve beynimizi rahatlatmakta yine bizim elimizde. Herkesin kendine göre bir dinlenme yolu/yöntemi/hobisi var hiç şüphesiz. Bu yollarından/yöntemlerin arasına yukarıda da bahsettiğim üzere kendinize uygun bir saat belirleyip, her gün kendinize 15 dakikanızı ayırarak, kâğıdı kalemi elinize alarak el yazınızla bir şeyler yazmayı ekleyebilirseniz şayet harika olur. Yapıp yapmamak yine size kalmış elbette. Denemenizdeyse fayda var. Uygularsanız ve sevdiklerinize uygulatırsanız şayet bu özel gününde farkındalık yaratmak adına kaleme aldığım yazım amacına ulaşmış olur. Bu sayede de el yazısı yazma yetimizi kaybetmeden, yeni nesillere de bu yetiyi aktararak, dijital çağın gereklilik durumundan da kopmadan tabi yaşamaya devam ederiz. Hali hazırda uygulayanlarınız varsa da ne âlâ...
23 Ocak Dünya El Yazısı Günümüz kutlu olsun.

YORUM YAP