Sevginar Sali

Balcıoğlu neyi yönetiyor?

Yerel seçim kazanmak başka, o seçimin yarattığı beklentiyi yönetmek bambaşka bir şey. Bora Balcıoğlu bugün tam olarak bu ikisinin ortasında duruyor.
Dünya, Türkiye ekonomisi zorda.
Doğal olarak belediyelerin mali yapısı da…
Ve Balcıoğlu'nun iki yıllık iktidarında kendilerini en çok zorlayan başlığın ekonomik darboğaz olduğunu artık saklamadığı bir gerçek. Her kararın arkasında finansal denge hesabı var.
Üstelik hizmet ve yatırım anlamında en güçlü dayanak olarak görülen İstanbul Büyükşehir Belediyesi de malum süreçlerden dolayı kendi içinde ciddi bir yük taşıyor. Destek kanalları eskisi kadar geniş değil.
Balcıoğlu'nun son dönemde kurduğu “insan odaklı, vicdan eksenli belediyecilik” dili tam da bu şartların içinden şekilleniyor. Bu söylem bir tercih olduğu kadar bir zorunluluk dili. Çünkü büyük yatırımların finansmanı zorlaştığında, yönetim refleksi sosyal desteklere, kültüre, gençliğe ve günlük hayatı rahatlatan hizmetlere kayar.
Bu;
- eleştirilerin ateşini düşürür,
- kendi tabanını konsolide eder,
- siyasi tansiyonu kontrol altında tutar.
Ama aynı zamanda bir risk taşır: Günü kurtarmak ile geleceği kurmak arasındaki çizgi incelmeye başlar.
İki yılda hiçbir şey yapılmadı demek haksızlık olur. Ancak mesele biraz da yapılan işten çok, devralınan çıtanın yüksekliği.
Balcıoğlu yüzde 52'lik oy oranıyla göreve geldi. Silivri tarihinde en yüksek oyu aldığını, en fazla meclis üyesini çıkardığını her fırsatta vurguluyor.
Bu vurgunun iki anlamı var:
Birincisi siyasi meşruiyet.
İkincisi ağır bir beklenti yükü.
“Talip olmak değil, halkın talep etmesi esastır” diyerek geldiği noktayı tarif ediyor. Siyasette şunu unutmamak gerekir: Size güç veren her şey, şartlar değiştiğinde sizi en çok zorlayan unsur olabilir.
Beklenti bitmez.
Talep artar.
İsteklerin sonu gelmez.
Başkan olduktan sonra sadece belediyeyi değil;
– Beklentiyi
– Sabrı
– Kaynağı
– İnsanı
– Kadroyu
– Kararları
yönetmek zorundasınız.
Balcıoğlu'nun “hiç masa başı siyaset yapmadım” vurgusu anlamlı. Sıkça kullandığı “empati” ve “siyasi kibir” karşıtlığı önemli. Kendisini “kentin ruhunu hisseden” bir profil olarak konumlandırıyor. “Belediyenin soğuk duvarlarını yıktık” derken yönetim tarzı tarif ediyor.
Burada konuşulması gereken kritik bir başlık daha var:
Silivri'deki değişim talebi…
- Bu talep ne kadar AK Parti iktidarından yorulmanın sonucuydu?
- Ne kadar Volkan Yılmaz dönemine verilen bir tepkiydi?
- Ne kadar Balcıoğlu'nun şahsi karşılığıydı?
Bu sorunun cevabı herkes için farklı olabilir. Ama şu kesin: Balcıoğlu yalnızca kendi oyuyla değil, biriken bir değişim dalgasıyla o koltuğa oturdu. Bu da onun üzerindeki baskıyı artırıyor. Çünkü o koltuk yalnızca bir yönetim koltuğu değil; bir beklenti koltuğu.
“Makamdan güç alan değil, halktan güç alan” ifadesini kendi duruşuna uyarlaması yerinde. Halktan güç almak, aynı zamanda halkın taleplerine sürekli açık olmak demek. Bu da yönetimi zorlaştırır.
Balcıoğlu siyasi ya da yolsuzluk operasyonu senaryolarının havada uçuştuğu bir atmosferde bu başlıklara hiç girmiyor. Genel merkezle arasının açık olduğu iddialarını “hayali mesafeler” diye tanımlıyor ve bu spekülasyonları başarısından rahatsız olanların ürettiğini söylüyor.
En az üç dönem daha görevde kalacağını ifade ediyor.
Ve söyleşiyi şu cümleyle bitiriyor: “Rotamız insan, rehberimiz vicdan.” Bu güçlü bir slogan tıpkı Başkan Bey'den bir süredir işittiğimiz diğerleri gibi. Ama yerel siyaset sadece sloganla yürümez.
Bugün geldiğimiz noktada tablo net: Belediye denge kurmaya çalışıyor. Mali yapı zorlanıyor. Destek kanalları sınırlı. Yönetim organizasyonu hâlâ oturma sürecinde.
Balcıoğlu söylemesi gerekenleri söylüyor. Yapması gerekenler konusunda yolun başında.
Balcıoğlu, kendisini o koltuğa taşıyan değişim talebini yönetebilecek mi? Yoksa o talebin ağırlığı altında mı kalacak?
Bu hikâyenin sonunu belirleyecek olan; söylenenler değil, yapılabilenler olacak.

YORUM YAP