Sevgili okurlar, değerli arkadaşlar; bu haftaki yazımda 31 Mart 2019 yerel seçimleri ile iktidar tarafından hazmedilemeyen İBB seçimleri ve bizi 19 Mart 2025 sivil darbeye nasıl sürüklediği ile ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
31 Mart 2019 yerel seçimleri Türkiye'de, iktidarın 2002 yılından bu yana uyguladığı anti-demokratik uygulamalar ve 2008 ekonomik krizinin halkta yarattığı tahribata karşı bir tepki ve rayından çıkmış demokrasiyi yeniden rayına oturtma mesajı idi. Ancak halkın verdiği bu mesaj algılanamadı; halkın iradesinin üzerinde başka bir gücün olmadığı görülemedi ve anti-demokratik uygulamalar devam etti.
Demem odur ki; 31 Mart 2019'da yapılan yerel seçimlerde seçmenin %84'ü sandığa gitmiş ve yerel yöneticilerini seçmiştir. Seçim sonucu İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Adana, Mersin, Hatay, Aydın, Muğla, Eskişehir ve Tekirdağ gibi büyükşehir belediye başkanlıkları kazanılarak ülke nüfusunun %65'inin, ekonominin ise %70'inin dönüşüm sağladığı iller CHP'li belediye başkanları ve belediye meclisleri tarafından yönetilir oldu.
Fakat iktidar ve temsilcileri, “İstanbul'u kaybeden Türkiye'yi kaybeder” mantığı ile hareket ederek, İBB Başkan adayı eski Başbakan Sayın Binali Yıldırım'ın, Seçim Kurulunun kesin sonuç açıklaması beklenmeden İstanbul seçimini kazandıklarını ilan ederek billboard ve karayolları üst geçitlerinin tamamına pankart astırdılar.
Fakat unuttukları bir şey vardı; o da CHP İstanbul İl Başkanlığı, ilçe başkanlıkları ve İBB adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu'nun organizasyonu ile görevlendirilen CHP örgütü sandık görevlilerinin, görevli oldukları her sandığın seçim sonuç tutanaklarının ıslak imzalı belgelerini bağlı bulundukları ilçe başkanlıklarına ulaştırması, ilçe başkanlıklarının da bu verileri il başkanlığına aktararak bütün verilerin bir merkezde toplanmasını sağlamış olmasıydı.
Seçim sonuç bilgileri elimizde bulunuyordu ve İBB adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu her saat başı TV aracılığı ile halkı bilgilendiriyor, elimizdeki ıslak imzalı tutanaklardan önde olduğumuzu biliyorduk. Seçimin sonucuna eldeki veriler gereği müdahale edemeyeceklerini gördükleri andan itibaren AKP birçok ilçede seçim sonuçlarına itirazda bulundu. İtiraz ettikleri ilçelerin sandıkları saydırıldı.
Bu sayımlar süresince örgütümüzün vefakâr, cefakâr görevlileri, seçim kurullarına teslim edilen oy torbalarını terk etmeden günlerce sayımları takip etti. Sayımlar bitinceye ve sayım sonuç tutanaklarının ıslak imzalı belgelerini alıncaya kadar İlçe Seçim Kurullarından ayrılmadılar. Seçimi 13.500 oy farkı ile Sayın Ekrem İmamoğlu'nun kazanmasına rağmen, bir zarfta İBB Başkan oyu, İlçe Belediye Başkan oyu, Belediye Meclis Üyeleri oyu ve muhtarlık oyları bulunuyordu. Bir zarfta çıkan üç oy geçerli sayılırken, İBB Başkan oyları Seçim Kurulu tarafından geçersiz sayılarak iptal edildi.
Şimdi hep beraber soralım: varsa bir usulsüzlük, kullanılan dört oy pusulasının tamamının iptal edilmesi ve seçimin sil baştan yenilenmesi gerekmez miydi?
Bu yapılmadı ve niçin yapılmadığını, sanırım ne demek istediğimi anlıyorsunuzdur. Tarafsızlığı anayasal güvence ile teminat altına alınan Seçim Kurulunun almış olduğu bu siyasi kararın, Türk siyasi tarihine tarafsızlığını yitirmiş bir kurum olarak umarım yazılır.
Seçim Kurulu, tüm bu olumsuzluklara ve tepkilere rağmen seçimi iptal etti ve iptal edilen seçimin 23 Haziran 2019'da tekrarlanmasına karar verdi. Yalnız İBB Başkanlığı seçiminin yapılmasına ve halkın iradesine rağmen gidilen seçimde katılım %85, kullanılan oy 8.756.566, CHP adayı Sayın Ekrem İmamoğlu'nun aldığı oy %54,2, AKP adayı Sayın Binali Yıldırım'ın aldığı oy ise %44,99 olmuştur.
Bu seçim bir şeyi daha açıkça göstermiştir: Halkın iradesinin üstünde hiçbir güç yoktur. Bu sefer, 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde seçim devam ederken mühürsüz oyların geçerli sayılması ve 16 Nisan 2017 Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçiş seçimlerinde söylenen “Atı alan Üsküdar'ı geçti” denmesine karşı, hem 31 Mart 2019'da yapılıp iptal edilen İBB seçiminde hem de 23 Haziran 2019'da tekrarı yapılan İBB seçimlerinde bir kadro, bir ekip, kişisel olarak partisinin, ideolojisinin iktidar olmasından başka bir beklentisi olmayan örgütlü bir güç, bu sefer “Atı alan Üsküdar'ı geçti” denmesine izin vermedi; bundan sonra da vermeyecek gibi görünüyor.
Sen yoksan bir eksiğiz.
Saygılarımla.






