“Alevi sorununun çözümü; anayasal güvenceli eşitlikten geçiyor”

“Alevi sorununun çözümü; anayasal güvenceli eşitlikten geçiyor”

04.02.2015 11:49:13


Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Silivri Şube Başkanı Rıza Sevimli ve Gençlik Kolları Başkanı Turan Aslan’ın hazır bulunduğu söyleşiye; CHP Silivri Belediyesi Meclis Üyesi Süheyl Kırkıcı, Eğitim Sen Silivri Temsilcisi Murat Satır ile birlikte vatandaşlar yoğun katılım sağladı. Araştırmacı, Gazeteci-Yazar Erdoğan Aydın, ‘Alevi sorununun çözümü nasıl mümkün?’, ‘Geleneksel veya modern dönemlerin bütününde egemenler Aleviliği niye sevmedi?’, ‘Kimlik mücadelesinde Alevilik?’  sorularına yanıt getiren değerlendirmelerde bulundu.

"ÜLKEMİZİN KANAYAN YARALARI VAR”

Erdoğan Aydın, şöyle konuştu: "Birlikte yaşadığımız bu memleket başta Alevilik olmak üzere ne yazık ki bir dizi sorunla kanamakta. Bizler bu kanamaların durmasını istiyor, insanların eşit ve özgür yaşayabildiği Türkiye’yi özlüyoruz. Türkiye’nin eşit ve özgür insanların memleketi haline gelebilmesi tartışmasında netleşebilmemiz açısından öncelikle tartışmamız gereken sorunlardan bir tanesini de Alevilik sorunu oluşturmaktadır.

"GERÇEK DEMOKRASİ ANCAK İNSANLARIN KİMLİKLERİNİ GÜVENCE ALTINA ALAN KURUMSAL HUKUKLA MÜMKÜN”

Türkiye’de egemenliklerin bize dayattığı kimlikten farklı kimliklere sahip olduğu için eşit, özgür, korkusuz ve kaygısız yaşayamayan milyonlarca insan bulunmaktadır. Alevi kimliğine sahip olan Türkiye’nin milyonlarca insanı da bu acıyı paylaşarak büyümekte. Eşitliğin ve özgürlüğün gerçek yurttaşlığın, demokrasinin ve laikliğin ancak insanların kimlikleriyle de eşit ve özgür yaşamasına saygı duyan, bunu güvence altına alan bir hukukun kurumsallaşmasıyla doğrudan ilgili ancak ne yazık ki Türkiye’nin Alevileri kendi bulundukları mekânlardan ayrılıp başka yerlere gittiğinde kendi kimliklerini saklamak gibi bir baskıyı duymakta, özellikle çocuklarını başka şehre, okula, iş bulmaya gönderdiklerinde kimliğini saklama öğütleri yapmak zorunda kalmaktadır. Her ne kadar anayasal metinlerde memleketin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olduğu iddia ediliyorsa da aslında gerçekte demokratik ve laik olmadığının çok açık kanıtıdır.

"ALEVİLER İNANCINI EŞİT VE ÖZGÜR BİR ŞEKİLDE YAŞAYAMIYOR”

Alevi kimliğini bir sorun haline getiren şey hiç kuşkusuz Alevilerin kendisi değil eğer bir toplumsal varlık kendi kimliğinden kaynaklı sorunları gerçekleştiremiyorsa, kendi inancını eşit ve özgür yaşayamıyorsa, kendi cenazesini kendi inancına göre kaldıramıyorsa, kendi temel ibadet mekânları egemen inancın ibadet mekanlarının kullandığı güvencelere ve desteklere sahip değilse orada bir sorundan söz etmek zorundayız. Türkiye’de alevi kimliğini bir sorun haline getiren tamda bu durumdur. Bu durum kuşkusuz sadece Alevilerle sınırlı olan bir sorunu da değil genel olarak rejimin bize giydirmeye çalıştığı elbiseyi, kimliği, kendi doğrularını kabul etmeyen veya o kimliğe sığamayan veya o kimliğin içerisinde bir yerleri ağrıyan herkesi sorun haline getiren bir durumun tezahürüdür.

"BUNUN SORUMLUSU MEVCUT YASAL SÜREÇTİR!”

Bu toprakların türküsünü yazmış, halkın direncini temsil etmiş, 1000 yıldır eşitlikten, adaletten, kadın özgürlüğünden, farklı inançların birlikteliğinden ve kardeşliğinden söz etmiş bir inanç tıpkı diğer başka kimlikler gibi kanamaktadır ve bunun sorumlusu dediğim gibi Alevilerin Alevi olarak yaşama özgürlüğünü garanti altına almayan kültür ve mevcut yasal süreçtir.

"ALEVİ SORUNU AYNI ZAMANDA SİYASAL DA BİR MESELEDİR”

Bu memleketin gerçek anlamda demokratikleşmesi, laikleştirilmesi kaçınılmaz bir şekilde bu mevcut yasal durumun,  rejimin cenderesinin değiştirilmesini şart kılmaktadır. Esasen Aleviler gerek siyasal pozisyon takınırken gerek kendi hak ve özgürlükleri için mücadele ederken kapılarına gelen herkesten bu yaralarına dair nasıl bir çözüm ürettiklerini de talep etmek zorundadırlar. Türkiye’de Alevi sorununun çözümü başta seçimler olmak üzere her platformda mevcut siyasal yapılarında bu soruna nasıl baktığı sorununu çok yaşamsal hale getirmektedir. Alevi sorunu bir yanıyla inanca dair, bir yanıyla kültüre dair ama salt bunların alanına hapis edilemeyecek kadar aynı zamanda siyasal bir sorunu da ifade etmektedir.

"ÇOCUKLARIMIZ ZORUNLU DİN DERSİNDE FARKLI İNANÇLARA KARŞI KOŞULLANDIRILIYOR”

Aleviler kendi sorunlarını çözme çabası içinde siyasetin gerektirdiği argümanları da elleri titremeden kullanmak zorundadırlar diye düşünüyorum. Alevi sorununun çözümü konusunda ne yapmak gerektiğine dair bir arayış içerisine girdiğimizde altını özellikle çizmemiz ve bu noktalardan geri adım atmamamız gereken bir dizi sorun söz konusu. Bunların en başındakisi çocuklarımızı bilimsel bir eğitim alsınlar, yurttaş olsunlar, özgürleşsinler, çağdaş standartlarla donansınlar diye gönderdiğimiz okullarda zorunlu din derslerinde Sünnileştirilerek ve farklı inançlara karşı koşullandırılarak bize geri dönüyor oluşlarıdır. Alevi sorununun çözümü açısından en öncelikli sorunlardan bir tanesi Türkiye’de zorunlu din derslerinin kaldırılmasıdır. Din dersinin zorunlu kılınması aslında bu memlekette laikliğin olmadığının çok açık göstergesidir. Türkiye’nin gerçek anlamda laik bir hale getirilmesi başta zorunlu din dersi olmak üzere devletin kültür ve siyasal politikaları ve mevcut yasal prosedürünü köklü bir şekilde değiştirilmesi bir zorunluluktur.

"DİYANET MEMLEKETİ TEK TİPLEŞTİREN DEVLET SOPASI NİTELİĞİNDE!”

Bir diğer görmezden gelinemez sorun da; mevcut Diyanet İşleri Başkanlığının pozisyonudur. Diyanet İşleri Başkanlığı, 11 tane Bakanlıktan daha büyük bir bütçeyle desteklenen ve adeta Milli Savunma Bakanlığından sonra memleketin şekillendirilmesi ve tek tipleştirilmesinde devlet sopası olarak kullanılmaktadır. İnsanların nasıl inanacakları, hangi fetvalara göre davranacakları üzerinden kendini konumlandıran bir devlet bırakın laik olmayı aynı zamanda yurttaşlarının evrensel temel hak ve özgürlüklerinin de üstünü dinin istismarı yoluyla örtmeye çalışan bir siyasal devleti temsil etmektedir. Yurttaşlarının hak ve özgürlüklerine saygılı bir rejim kesinlikle yurttaşlarının inançları karşısında eşit mesafede durmak zorundadır. Bırakın eşit mesafede durmayı tam tersine Diyanet İşleri Başkanlığının üzerinden toplumu sürekli sistematik bir şekilde belli bir dini kalıbın içerisine girsinler diye koşullandıran bir devlet aslında modern bir teokratik devletten farksızdır. Böylesi bir devlet bırakın gayrimüslimleri, ateistleri, Alevileri aslında Sünni inançlı yurttaşlarına dahi gerçek anlamda saygı duymayan bir devleti ifade etmektedir. Tasfiye edilmesi gereken Diyanet İşleri Başkanlığı bütün bir memleketin sorunu olarak karşımızda durmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden memleketin dinsel atmosferini belli bir kalıba sokmakla kalmayıp bizlere daha çok dershane, hastane, iş olanağı olarak yansıyacak olan merkezi bütçenin bu yolla istismarı gerçekleşmektedir.

"DEVLET YURTTAŞLARININ İNANÇLARINI ÖZGÜRCE YAŞAMALARINI SAĞLAMALI”

Alevi sorununun çözümü, gerçek bir laikliğin kurumsallaşması açısından devlete düşen şey; yurttaşlarının farklı inançlarına saygılı davranmak, bütün yurttaşlarının kendi inanç gerekleri neyse onları özgürce gerçekleştirmelerini sağlamak bunun yanı sıra yurttaşlarının bir kesimi dinsel gerekçelerle diğer bir kesim yurttaşa saldırganlık, iftira ve provokasyon örgütlüyorsa yine laiklik ve inanç özgürlüğü adına gidip o yurttaşlarını kulağından tutup onları evrensel hukuk çerçevesinde cezalandırmaktır.

"ALEVİ SORUNU NE SON 12 YILIN NE DE 90 YILIN SORUNU…”

Alevi sorunu dediğimiz şey kuşkusuz son 12 yılın sorunu olmadığı gibi son 90 yılın da sorunu değildir. Ne yazık ki alevi sorunu bu toprakların en kadim sorunu olarak karşımızda durmaktadır. Selçuklu’da, Osmanlı’da, ne yazık ki büyük bir sevinçle bekledikleri Cumhuriyet döneminde ve son 12 yıllık AKP sürecinde de bu sorun yinelenerek varlığını sürdürmektedir.”

"ALEVİLİK REFERANSIYLA CİHADI, SÖMÜRÜYÜ, EŞİTSİZLİĞİ GEREKÇELENDİREMEZSİNİZ”

‘Bu kadar farklı rejimlerin bütününde dışlanan ve sevilmemiş olan neredeyse başka bir kimlik yok gibidir’ diyen Erdoğan Aydın, bu noktadan hareketle sohbeti devletler ve rejimler Aleviliği niye sevmedi sorusu üzerinden derinleştirdi. Aleviliği sevmeyen yapıların ortak noktasının eşitsizlik üzerine kurulmuş rejimler olduğunu belirten Aydın, "Bu toprakların türküsünü yazmış bilgelerin bize çok net bir şekilde belirttikleri gibi bu inanç, ortak bir kara kazanda birlikte üretip birlikte paylaşmayı kendine düstur edinmiş bir inançtır. Bu inanç 72 millete, 72 inanca bir nazarla bakmayı temel bir inançsal erdem edinmiştir. Bu inanç, kendisine yapılmasını istemediği şeyi başkasına da yapmamayı ve bu çerçevede eline, beline, diline hâkim olmayı gerek bireysel gerek siyasal bir standart olarak belirlemiştir de ondan. Devletleşmeyi eşitsizlik ve despotluk üzerine kuran rejimlerin sevmediği inancın hep Alevilik olması da aslında alevi inancının eşitsizlik ve despotizmle uzlaşmayan özelliğiyle doğrudan ilgilidir. Çünkü alevi referansı ile siz fetih savaşını, cihadı, gazayı, kadın-erkek eşitsizliğini, sömürüyü, despotizmi gerekçelendiremezsiniz.” yorumunu getirdi.

Söyleşi katılımcıların soru ve katkıları ile interaktif bir şekilde devam etti.  

Hazal BAŞARAN

 

 

 

YORUM YAP