“Türkiye Cumhuriyetine, emeğimize, geleceğimize ve bağımsızlığımıza sahip çıkalım”

“Türkiye Cumhuriyetine, emeğimize, geleceğimize ve bağımsızlığımıza sahip çıkalım”

25.09.2014 10:47:31

Eğitim İş Silivri Temsilciliği, Sanlı Taşkın’ın Şube Başkanlığında, 24 Eylül İş Bırakma eylemleriyle ilgili yaptığı yazılı basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi: AKP iktidarı, eğitim biliminin en temel ilkelerine aykırı düzenlemelerde ısrarını sürdürerek, eğitimi niteliksizliğe, düzensizliğe ve kaosa sürükleyerek çocuklarımızın geleceği ile oynamaya devam etmektedir. MEB tarafından son dönemde yapılan bazı değişiklikler ve uygulamalarla yüz binlerce öğretmen, öğrenci ve veli mağdur edilmiştir.

Yönetici atamalarında yeniden getirilen sözlü sınav üzerinden belirlenen eğitim yöneticilerinin yandaş sendika üyelerine verilen sözlü notlar üzerinden "siyasi atama” yoluyla belirlenmesi, eğitimde siyasi kadrolaşma girişimlerinin arttığını göstermektedir.

Milli Eğitimi "ticari işletme" haline getirmek için uğraşan, Bakanlık kadrolarını kendi ideolojik hedefleri doğrultusunda defalarca değiştiren MEB, karşısında engel olarak gördüğü bütün eğitim yöneticilerini tek tek tespit ederek ayıklamıştır.

Eğitim-İş olarak objektiflikten ve hakkaniyetten uzak bir şekilde tamamen siyasi değerlendirmelerle yapılan bu kıyıma seyirci kalmamış mücadelesini sürdürmüştür.

"BAKANLIK İDEOLOJİK HEDEFLERİ DOĞRULTUSUNDA YÖNETİCİLERDEN SONRA KENDİ ÖĞRETMEN SINIFINI YARATACAK”

Öte yandan son olarak çıkarılan Torba Yasayla, aday öğretmenlerin asaleten atanması için sözlü sınava tabi tutulacak olması, tıpkı yönetici atamalarında olduğu gibi öğretmen atamalarında da siyasi referansların dikkate alınacağının göstergesidir. Yönetici görevlendirmelerinde tam bir kıyım gerçekleştiren Bakanlık, kendi ideolojik hedefleri ve yandaş sendikanın istekleri doğrultusunda kendi öğretmen sınıfını yaratacaktır.

Torba yasada yer alan bir diğer düzenleme ise öğretmenlere il içi ve il dışı zorunlu rotasyon düzenlemesidir. Öğretmenlerimizin isteği dışında rotasyona tabi tutulması sürgün anlamına gelmektedir. Bu uygulama ile büyük bir karmaşa ve mağduriyet oluşacaktır. Yüz binlerce öğretmenimiz ailelerinden ayrılacak, aile bütünlükleri bozulacak buna bağlı olarak da iş verimleri düşecektir. Böyle bir rotasyon öğretmenlerimizi emekliliğe ve istifaya zorlamak demektir.

"”İTAATKAR” NESİLLER YETİŞTİRME HEDEFİNDELER”

TEOG yerleştirmeleri sürecinde göz göre göre yapılan yanlışlar sonucunda çok sayıda öğrenci belki de hiç gitmek istemeyeceği bir lise türüne otomatik olarak yerleştirilmiştir. 40 bin öğrenci zorunlu olarak imam hatiplere, binlerce öğrenci evlerinden çok uzaktaki okullara kaydedilmiştir. Bakanlık, öğrencilerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda istedikleri okulda okuma koşullarını sağlamak için çalışmak yerine, öğrencilerin hangi okula gideceğini, hangi dersleri seçeceğini bile bizzat kendisi belirlemek istemekte, hiçbir şeye itiraz etmeyen, "itaatkar” nesiller yetiştirmeyi hedeflemektedir.

Türkiye’de 12 yıllık AKP iktidarı döneminde kamu hizmetlerinde, özellikle eğitim alanında piyasa merkezli bir "işletmecilik” anlayışı yerleştirilmeye çalışılmıştır. AKP hükümeti, kamusal eğitim alanını daha da daraltmakta, özel öğretimin doğrudan desteklenmesi doğrultusunda ciddi adımlar atmaktadır. Kamusal eğitime ayrılması gereken kaynakların dershanelerin dönüşümü bahanesiyle özel öğretime aktarılması, özel okulların eğitim içindeki payının arttırılması için sayısız teşvik ve destek getirilmek istenmesi, iktidarın eğitim politikasının merkezinde halkın değil, piyasa güçlerinin olduğunu göstermektedir.

"TÜM OKULLARIN MEDRESEYE ÇEVRİLMEK İSTENDİĞİ ORTAYA KOYULDU”

Son olarak AKP Hükümeti Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda öğrenim gören öğrencilerin kılık ve kıyafetini düzenleyen yönetmelikte yaptığı değişiklikle türbanı ortaöğretimde serbest bırakmıştır. Tevhid-i Tedrisat’a ve Anayasa’ya aykırı olan bu düzenleme ile Atatürk ilke ve inkılaplarına, demokratik, bilimsel ve laik eğitime açıkça meydan okunmuştur. 4+4+4 eğitim sistemiyle tüm okulları imam hatibe çeviren siyasi iktidar, nihai hedefinin karma eğitime son vererek tüm okulları medreseye çevirmek olduğunu ortaya koymuştur.

"EĞİTİMİN GERİCİLEŞTİRİLMESİNE "DUR” DEMEK İÇİN MEYDANLARDA OLACAĞIZ”

Yaşanan tüm bu sorunlar karşısında Eğitim-İş, 26 Ağustos 2014 tarihinde eğitim iş kolunda örgütlü tüm sendikalara mektup yazarak; ortak bir eylem yapılması çağrısında bulunmuştur. Çağrımızda belirttiğimiz ortaklaştırmatalebimiz olumlu yanıtla karşılık bulmuştur.

Eğitim-İş, yandaş kadrolaşmada sınır tanımayan iktidarın Cumhuriyet devrimlerine, ulusal, kamusal, çağdaş, bilimsel eğitime karşı ideolojik yapılanmasına, eğitimin özelleştirilmesine, yandaş öğretmen atamalarına, öğrenci kayıtlarının baskı ve yönlendirme ile imam hatip okullarına yapılmasına böylece okullarımızın medreseleştirilerek eğitimin gericileştirilmesine "DUR” demek için 24 Eylül 2014 Çarşamba günü ülke genelinde bir günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirilecektir. Aynı gün Ankara’da saat 11:00’da Güvenpark önünde toplanılacak ve saat 11.30’da MEB önünde basın açıklaması yapılacaktır.

Eğitimde yaşanan, eğitim çalışanlarının ortak sorunları karşısında güç birliği ve dayanışma içinde olmak önemlidir. "Karşı devrimci güçlerin yok etmek istediği ulusal, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine, emeğimize, geleceğimize ve bağımsızlığımıza” sahip çıkmak için herkesi birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.”

TÜRK EĞİTİM-SEN’DEN BASIN AÇIKLAMASI

Türk Eğitim-Sen Silivri Temsilciliği Ahmet Demir Şube Başkanlığında yaptığı yazılı basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Türk Eğitim-Sen’in yönetici kıyımı ile ilgili mücadelesi aylardır sürdürmektedir. Sözde paralel yapıyı tasfiye etmek için okul müdürlerinden, müdür yardımcılarına ve müdür başyardımcılarına, il milli eğitim müdürlerinden ilçe milli eğitim müdürlerine, il milli eğitim müdür yardımcılarından MEB’de üst düzey yöneticilere kadar MEB’de neredeyse yönetici bırakmadılar.

Çalışkan, başarılı, ödüllü, okulunu zirveye taşıyan okul müdürlerine sözde değerlendirmelerde düşük puanlar verilerek, onları görevlerinden aldılar ve küstürdüler. Bu kıyım furyasından süreç içerisinde toplamda 76 bin yönetici doğrudan etkilenecek.

Bu kıyım, okullarda 4 yılını dolduran müdürlerle başladı, müdürlerin kendi ekiplerini oluşturması ile devam ediyor ve ilk defa ve yeniden müdür görevlendirmeleriyle son bulacak. Görev süresi uzatılacak müdürler belirlenirken, okul müdürlerine kendilerini hiç tanımayan görevinde vekâleten bulunan ilçe milli eğitim müdürleri ve sadece 2-3 aydır görevlerinde olan şube müdürleri tarafından düşük puanlar verildi. Mesai arkadaşları tarafından tam puan alan müdürlere, MEB yetkilileri tarafından düşük puanlar verilerek, onların görev süreleri uzatılmadı. MEB yetkilileri bu puanları sipariş listeler aracılığıyla verdi. Kısacası AKP ilçe teşkilatları ile el ele veren malum sendika; torpili, adam kayırmayı layıkıyla yerine getirdi. Üstelik puanlamalarda öyle trajikomik olaylar da yaşandı ki; ölen insanlara 100 puan verdiler, belediye başkan yardımcısına, kurum değiştirenlere, emekli olanlara 75 ve üzerinde puan verdiler, hatta geçici ilçe müdürleri bile kendilerine 100 tam puan verdi.

"ADAM KAYIRMA, SİYASET-SENDİKA İLİŞKİLERİ ÖN PLANDA”

Okullardaki son durum ne? Bazıları hariç okullarda müdürler hala göreve başlamadı. Okullarda bir başıboşluk, düzensizlik, ne yapılacağını bilememe durumu söz konusu. Müdürlerin kendi ekiplerini oluşturacağı da düşünüldüğünde, müdür başyardımcıları ve müdür yardımcıları diken üstünde. Çoğu müdür kendi istediği kişiyle çalışacak ve müdür yardımcılığı ve müdür başyardımcılığı kadrolarında da kayırmalar yaşanacak. İlk kez göreve atanacak müdürler ile ilgili de süreç başlıyor. Burada sözlü sınav belirleyici olacak. Yani yine adam kayırma, siyaset-sendika ilişkileri, kişiye özel muameleler ön planda olacak.

"ANAYASA MAHKEMESİ İPTAL ETMEZSE, KONUYU AİHM’YE TAŞIYACAĞIZ”

Bilindiği gibi konu Anayasa Mahkemesi’ndedir. Anayasa Mahkemesi’nin bu talan, bu torpil, bu yandaşlığa bir an önce son verecek bir karar vermesi gereklidir. Şayet Anayasa Mahkemesi iptal etmezse, konuyu AİHM’ye kadar taşıyacağız.

Öte yandan eğitimin sorunu sadece kadrolaşma değildir. Eğitim çalışanlarının ekonomik ve sosyal hakları tırpanlanmaktadır. Gelir dağılımındaki adaletsizlik büyümektedir. Bu yıl ilk kez malum sendikanın masada pazarlık yapmaması nedeniyle çalışanlar enflasyon farkı alamamıştır, memurların aile ve çocuk yardımları, ek ödemeleri artırılmamıştır. 2014 ve 2015 yılları çalışanlar için kaybedilmiş yıllar olarak tarihe geçecektir. Eşit işe eşit ücret uygulamasında mağdur edilen, ücretlerine hiçbir şekilde zam yapılmayan akademisyenlerin mağduriyetleri sürmektedir. Bu ülkede kalkınmanın itici gücü olan akademisyenlerimiz aylardır zam sözünün yerine getirilmesini beklemektedir.

"TÜM BU ADALETSİZLİKLERE KARŞI MESLEKTAŞLARIMIZI MEYDANLARA BEKLİYORUZ”

HSYK seçimleri öncesinde hâkim ve savcılara 1155 TL zam yapılacağı bildirilmektedir. Öğretmenleri, eğitim çalışanlarını, akademisyenleri, üniversite çalışanlarını, diğer memurları, asgari ücretlileri, emeklileri görmeyenlerin, oy devşirmek uğruna hâkim ve savcıları görmesi nasıl bir adalettir?

Öğretmenler ve eğitim çalışanlarının sosyal statüsü ve itibari giderek azalmaktadır. Özelleştirme mağduru 23 bin 4/C’li hala iş güvencesinden, özlük haklardan yoksun, düşük ücretlerle çalıştırılmaktadır. 4/C’liler hala kadro beklemektedir. Angarya bir iş olan nöbet uygulamasında 6 saat ek ders talebimize kulak tıkanmıştır. Üniversitelerde anti-demokratik uygulamalar üniversite çalışanlarını ve akademisyenleri bezdirmiştir. Üniversiteler katılımcılıktan uzak bir şekilde yönetilmektedir. Taşeronlaşma öylesine artmıştır ki, iktidar, adeta devlet memurluğu kavramını kaldırmaya ant içmiş bir görüntü içindedir. İşte tüm bu nedenlerden dolayı Türk Eğitim-Sen olarak tüm illerimizde 24 Eylül tarihinde bir günlük iş bırakma eylemi yapacağız. 24 Eylül’de ziller çalmayacak, okullar boşalacaktır. Sendikacılığın asgari standartlarına sahip bütün sendikaların destek vereceği bu eyleme tüm eğitim çalışanları sahip çıkacaktır.

Tarih birlikteliğinde anlaşan 24 Eylül günü iş bırakacak olan sendikalar, farklı alanlarda eylem yapacaktır. Bu kapsamda Türk Eğitim-Sen Genel Merkezi’nin Ankara’da yapacağı eylem 24 Eylül tarihinde saat 12:00’da Milli Eğitim Bakanlığı önünde olacaktır.

Bilinmelidir ki; iş bırakma eylemi sendikal faaliyetler kapsamında demokratik bir haktır. Dolayısıyla ulusal ve uluslararası düzenlemeler, yargı kararları doğrultusunda; sendikanın aldığı karar uyarınca iş bırakma eylemine katılan sendika üyesi çalışanlara ceza verilemez. Dolayısıyla meslektaşlarımız korkmadan, çekinmeden, tehditlere boyun eğmeden bu eyleme katılmalıdır.

"ÇOCUKLARINIZI OKULLARA GÖNDERMEYEREK MÜCADELEMİZE KATKIDA BULUNUN”

Öte yandan velilerimize de şu çağrıyı yapmak istiyoruz: Sadece eğitim çalışanlarının değil, çocuklarımızın da geleceği tehdit altındadır. TEOG yerleştirmelerinde yapılan hatalar, öğretmen ve derslik açığı, ücretli öğretmenlerin derslere girmesi, birleştirilmiş sınıf uygulaması, okullarda ikili eğitim yapılması, eğitimin niteliğinin, kalitesinin azalması, kendi yağıyla kavrulan devlet okullarına ödenek ayrılmamasına rağmen özel okullara teşvik verilmesi; okulların liyakatten, bilgiden, tecrübeden yoksun insanlara teslim edilmesi Türk milli eğitimi için en tehlikeli hususlardır. Şundan emin olunmalıdır ki, biz daha iyi bir eğitim hizmeti verebilmek için sesimizi yükseltiyoruz. Bu nedenle 24 Eylül tarihinde çocuklarınızı okula göndermeyerek, bu eylemimize siz de destek verin. 24 Eylül’de öğretmenlerimizin, okul yöneticilerinin, eğitim çalışanlarının hak arama mücadelesine katkıda bulunun.

Eyleme herkesin destek vermesini istiyoruz. Bu noktada eğitim çalışanlarının birlikteliği çok önemlidir. Unutulmamalıdır ki; eğer bir ve beraber olursak, sesimizi yüksek perdeden duyurursak, kenetlenirsek, sağlam bir irade ortaya koyarsak, o zaman yanlışlıklara, haksızlıklara, adaletsizliklere dur demek mümkün olabilecektir.”

Haber Merkezi


YORUM YAP