Silivri Belediyesi Ak Parti Belediye Meclis Üyesi Yalçın Yönet, siyaset hedefleri ve belediye meclis üyeliği konusunda 8 aylık izlenimlerini sorularımıza yanıt vererek kamuoyuyla paylaştı. "Silivri kaybetmesin, kazansın! Kazanan yerin insanı mutlu olur" diyen Yönet, kendi siyasi istikbali ile ilgili değerlendirmelerde bulunurken, Silivri hakkında gözlemlerini de aktardı.
YALÇIN YÖNET: Öncelikle davetiniz için teşekkür ederim. En nihayetinde Silivri'nin en çok okunan gazetelerinden, halka sesimizi duyurmada en önemli iletişim araçlarından biri. Kamuoyuna doğru mesajları, bilgiyi verirken gösterdiğiniz gayretlerden dolayı size bir kez daha teşekkür ediyorum.
HÜRHABER: Bizi kırmayıp geldiğiniz için biz teşekkür ederiz. Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
YALÇIN YÖNET: 1972 Silivri doğumluyum. Yunanistan göçmeni bir ailenin ferdiyim. Dedem 1924 yılında mübadeleyle Yunanistan'dan buraya yerleşmiş. 1931 yılında şu an hala faaliyet gösterdiğimiz Çardak Köftecisi'ne çırak olarak girip mülkiyetini almış. Üçüncü nesil esnaflıkla iştigal eden bir ailenin ferdiyim. Lise öğrenimimi Silivri'de tamamladım. Tabi bu süreçte de esnaf bir ailenin çocuğu olmanın getirdiği bazı avantajları kendimce yaşamadım değil. Özellikle yaz aylarında başta çaycılık, eczane çıraklığı, bulaşıkçılık, süpermarkette tezgâhtarlık, garsonluk gibi mesleklerle çalışarak tatilleri dolu dolu geçirdik.
Çarşı apayrı bir okul, bu okulda da özellikle insani ilişkiler açısından bir takım şeyler öğrendim.
Lise öğrenimimi tamamladıktan sonra Trakya Üniversitesi Harita Kadastro Meslek Yüksek Okulu'nu bitirdim. Aynı yıl Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü'nü kazandım. Burayı bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadi Enstitüsü İngilizce Hazırlık Programı'na girdim ve orayı da başarıyla tamamladım.
Askere mi gideyim yoksa yüksek lisans mı yapayım ikilemini yaşarken, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Üretim Yönetimi ve Pazarlama Anabilim Dalı'nı Yüksek Lisans (master) bölümünü kazandım. O esnada Horoz Lojistik Nakliyat Şirketler Grubu'nda müfettiş yardımcısı olarak iş hayatına atıldım. Her ikisini de bir arada götürürken askerlik görevini tamamlama şansı doğdu. Çünkü yüksek lisansa ara verebilme şansınız yok. Kendi içinde devam eden bir eğitim süreci, tezli olduğu için de oldukça ağır. Araştırmalar yaparken 1999 Marmara Depremi olunca, o dönem bir bedelli askerlik imkânı oldu. Hocamdan da izin alarak tezimi dondurdum askerlik görevimi de o arada gerçekleştirmiş oldum.
İş hayatımda Horoz Lojistik'te müfettiş yardımcılığı, sırasıyla müfettişlik, akabinde de üç yıl Boğaziçi bölge müdürlüğünde çalıştım.
İş hayatı bizim için köklere bağlı ve uzun yıllar alan bir süreç. Dedemin vefatıyla beraber tekrar Silivri'de işletmemizin başına dönmek zorunda kaldım. Çünkü belki nihayetlenmesi söz konusu olabilirdi. Böyle bir tehlike vardı. Oysa Çardak Köftecisi pek çokların bildiği gibi köklü bir işletme, marka halinde. Bir çok ünlü bizim müşterimiz. Bir tarihin yok olmasına izin vermedim. Gördüğüm lüzum üzerine istifa etmek suretiyle lokanta işletmeciliği hayatına başladım.
Evliyim. Eşim, özel sektörde akademisyen olarak çalışıyor. Bir kız çocuğum var.
Ben de herkes kadar Silivriliyim. Herkes kadar Silivri'yi seviyorum ve Silivri'yi daha güzel günlerde, çocuklarımızın daha sağlıklı bir ortamda yaşayacağı şekilde hayatını sürdürmesi için her birey gibi ben de sorumluluk alıyorum. O yüzden elimizi taşın altına koyduk.
HÜRHABER: Siyasete neden girdiniz? Girerken hedefleriniz nelerdi? Bu konuyu biraz daha açabilir miyiz?
YALÇIN YÖNET: Aslında Silivri siyasetine bizim ilk girişimiz 90'lı yılların başında Anavatan Partisi'nde oldu. Girdiğimiz kadroda Mustafa Çetin, Tuncay Gül, Türken Memiş vardı, davet üzerine öyle bir gençlik grubu olarak girdik. Tabi siyaset uzun ve çetrefilli bir yol. O süreçte Hüseyin Turan, akabinde de Cafer Öpçin'in Gençlik Kolları Başkanlığı'ndan sonra göreve ben getirildim. Selami Değirmenci'ye karşı yerel seçimleri kaybettikten sonra siyasete ilçe yönetim kurulu üyesi olarak devam ettim. Fakat Mesut Yılmaz'ın yapmış olduğu pek çok hatadan dolayı Anavatan Partisi ile yolumuzu ayırmak zorunda kaldık. Özellikle parti içindeki o dört eğelimin ayrışması ve bu ayrışmayı da Mesut Yılmaz'ın tetikleyecek mahiyetteki tavır ve davranışı, artı Tansu Çiller'le merkez sağ'ı bir araya getirememesi, merkez sağ'ya yönelik doğru politikalar geliştirememesi ayrılmama etken oldu. Anavatan Partisi'nden Turgut Özal'ın çizmiş olduğu çizgiden ziyade Mesut Yılmaz'ın şahsına bir tepki olarak Anavatan ile bağımı koparmıştım. Ta ki 2002 seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan'ın Ak Parti'yi kurması ve o süreçte kendisine sempati duymakla oy verdim.
Ticarete başladıktan sonra siyasete bir daha girmeyi düşünmedim. Ticaretle siyasetin bir arada gidebileceğine ilişkin artık bir takım şüphelerim vardı. Çünkü daha evvel Silivri'de yerel yönetimler bazında gördüğüm pek hoş olmayan durumlar oluyordu. Siyaset yapan kişiler ticaret noktasında zorluklarla karşılaşabiliyorlar. Bazı bedeller ödemek zorundalar. Bu tip şeylere girmek istemedim. Ancak Tülay ve Yavuz Kaynarca ile geçmişten benim bir hukukum vardı. Ahmet Hakan Coşkun'a da Hürbakış Gazetesi'nde eşlik ettim. O şekilde basınla bir diyalogumuz da oldu. Tülay Hanım, AKP saflarında görev almamı teklif etti ve ısrarcı oldu. Araya da aracı olarak Veli Dolu, Süleyman Atasoy'u koydu. Ailemin siyasete girmeme son derece soğuk bakmasına rağmen onları kıramadığımız için siyasete tekrar merhaba dedik. O günden beri Ak Parti saflarında yer alıyoruz.
HÜRHABER: Silivri'de eksik olarak görüp de siyaset sahnesinde yer alarak düzeltmek istedikleriniz nedir?
YALÇIN YÖNET: Siyaset, bireysellikten ziyade kolektif hareket etmeyi gerektiren bir durum. Tabi siz en nihayetinde çok büyük bir mekanizmanın sadece bir parçasını temsil ediyorsunuz. Orada yapmanız gereken görevinizi en iyi şekilde gerçekleştirip sağlıklı sonuçlar doğurmasını sağlamaktır. Silivri'de çocukluğumdan beri hayalim bir üniversitenin gelmesiydi. Hala o konuda görüyorsunuz gerek meclis, Belediye Başkanlığı, gerek Büyükşehir kanadında her platformda bunu dile getiriyoruz.
Selami Değirmenci'nin döneminde kendisini çok sevmemize, saymamıza rağmen maalesef Silivri'ye doğru bir vizyon oluşturulamadı. Silivri, turizm şehri olarak tanımlandı ama yaz sezonu çok kısa. Aynı zamanda turizmi çeşitlendirme noktasında; kültür, dağ, kış turizmi olabilir, maalesef Silivri'nin imkânları çok az.
Ahmet Hamoğlu'nun Silivri turizmine çok büyük katkıları oldu. Golfu getirdi, Klassis'i yaptı. Ancak bunlar gerekli hareketliliği Silivri'de sağlayamadı. Turizmden arzu edilen istihdam ve neticeyi alamadık. Kader birliği yapmış pek çok yüksek eğitimli arkadaşlarımızı İstanbul'a yollamak zorunda kaldık. Organize bir sanayi getirilemedi. Çerkezköy ve Çorlu'ya kaydırıldı. Bunlara biz bir şekilde seyirci kaldık. Üniversiteyi getiremedik. Turizm noktasında başarısız olduğumuzu artık hepimiz kabul ediyoruz.
Silivri'de iki türlü istihdam meydana geldi; Silivri okumuş evlatlarını İstanbul'a göç ettirdi, diğer taraftan inşaat ve diğer sektörlerden dolayı da eğitimsiz insanların göçünü aldı. Nüfusun arttığı gerçeği nitelikli insan ve iş gücü açısından kan kaybetti. Şu an gelmekte olan sanayi tatmin etmeyecek sonuçları doğurdu. Mesleki Lise'lere ağırlık verilmedi, düz liselerle gün kurtarılmaya çalışıldı. O dönemki siyasetçilerin yapmış oldukları kısır çekişmelerin sonucu olarak bunlar ortaya çıkıyor.
Ben her türlü görüş ve düşünceden olan insanlarla iletişime açık bir insanım. Silivri için nasıl daha iyi hizmetler ortaya koyabiliriz düşüncesiyle hareket etme gayreti içindeyim. Silivri depolamış olduğu mücadele gücünü birleşerek sinerjiye çevirip ilçemize artı değerler katmak adına siyasetteyim. Kısır çekişmelerle bir yere varılmayacağını anlatmaya çalışıyoruz ama hala 1940'lı yılların kafasıyla siyaset yapmaya çalışan, ucuz particilik peşinde olan insanlar var. Nihayetinde Silivri kaybediyor. Kaybetmesin, kazansın! Selimpaşa'sı, Çanta'sı kazansın. Kazanan yerin insanı mutlu olur.
Silivri, eskiden beş altı ailenin nöbetleşe Belediye Başkanlığı ile idare edilen bir yerdi. Kontrolü kaçırmamak adına tek partili dönemden kalan bir alışkanlık olsa gerek 'bu dönem siz yaptınız, bir dahaki dönem biz yapalım' şeklinde idare ediliyordu. Bunu kamuoyu bilmesi de nöbetleşe devam ediyordu. Üzerinde mutabakat sağlanan ilk kişi Selami Değirmenci. Almış olduğu eğitim dolayısıyla uygun görüldü. Kendisi Çeltik'li. 'Çeltik'ten geldi, Silivri'yi mi idare edecek?' diyenler oldu. Maalesef öyle bir yaklaşım vardı. Son yaşadığımız seçimlerde bile ne kadar arzu etmesek de seçime el altından pompalanan bir yaklaşım oldu.
HÜRHABER: Meclis üyeliği adaylığınız nasıl gelişti? 8 Aylık meclis üyesi olarak izlenimlerinizi paylaşabilir misiniz? Beklediğiniz gibi mi çıktı?
YALÇIN YÖNET: Meclis üyeliği sürecinde Ak Parti'de beş yıllık İlçe Başkan Yardımcılığı ve İlçe Yönetim Kurulu üyeliği alt yapım vardı. Daha üst bir segmente geçme kararı aldık. Ak Parti'de Medya Tanıtım Birim Başkanlığı, Seçim İşleri Başkanlığı görevlerinde bulunduktan sonra aday adaylığı sürecine dahil oldum. Bu konuda gerek Hüseyin Turan, gerek Ender Gezici'nin cesaretlendirici ve destekleyici olduklarından dolayı kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum.
Süreç benim için biraz daha zor oldu. Aile içinde de zaman zaman sıkıntılar yaşamadım değil. Kayınpederimin de CHP'den adaylığı söz konusuydu. Esasında yıllardır siyaset yapan bir büyüğüm, ellerinden öpüyorum. Bu yüzden benim adaylık sürecim hem hırpalayıcı hem çok zor geçti. En nihayetinde aileniz, canınız ama bir de hizmet noktası var. Buranın suyunu içmiş, havasını teneffüs etmişsiniz ve burası size eğitim noktasında bütün imkânları vermiş. Bu Cumhuriyet'in bir bireyi olarak kendinizi borçlu hissediyorsunuz. O borcu ifa etmek adına siyasetteyiz. Yoksa şahsi menfaat beklentimiz yok.
Daha ne olabilirdi? Tabi ki seçimleri kazansaydık Büyükşehir kanadında Plan ve Bütçe Komisyonu'nda benim görev almam söz konusu, Silivri'ye aktarılacak olan kaynakların daha öncelikli ele alınması ve gelmesi noktasında yoğun gayretlerim olacaktı. Halen Büyükşehir'e Avrupa Dış İlişkiler Komisyonu'nda görev yapıyorum. Orada dil bilen birkaç arkadaştan biri olduğum için yer alıyorum. Sağ olsunlar bize bu görevi verdiler. Plan ve Bütçe Komisyonu'nda daha etkin konumda olurduk. Silivri şu anki durumundan çok daha büyük ivme kazanmış olurdu.
8 Aylık meclis sürecinde de şunu gözlemliyorum; iletişim kanallarının açık olması lazım. Mesela pek çok kararlar var herkes birbirinden yakınıyor ama bu kararları alırken muhalefetin bu konuda bir görüşü var mı, almış olduğu bir karar var mı diye bazen sorulma zahmetinde bulunulmuyor.
Örneğin tarla satışlarında yapılan en büyük teknik hata şu; ilk meclis gündemine satışla başlanması. Cumhuriyet tarihinde çok az bulunan kararlardan biri ki tasvip etmek mümkün değil.
Satışların direkt o gün oylanması çok şık olmadı. En nihayetinde meclisin komisyonlar marifetiyle çalışma geleneği var. Yani bunu bir komisyona pas edilmesi ve o süreçte de grupta da değerlendirme sonucunda biz satışlar noktasında bu kadar katı olmayabilirdik.
Belediye Başkanımız belediyecilik konusunda oldukça deneyimli, yaklaşık 18-20 yıldır siyasetin hep icra makamının içinde oldu. İnşallah ikazlarımızı dikkate alırlar, Silivri için daha iyi sonuçlar alırız. Yoksa burada kimsenin şahsi bir beklentisi yok.
CHP İlçe Başkanı Muharrem Aydoğan'ın gazetenize verdiği beyanatı okudum; "Biz yaptığımız muhalefetle çıtayı yükselttik" diyor. Ben geçmiş yılların kararlarına baktım. Maalesef hiçbir bütçeye olumlu oy verilmemiş. Muhalefet çıtasının sadece "istemezük"le yükseltilebileceği noktasında hemfikir değilim. Bazı konularda tabi ki toplumun hassasiyetleri var onlara öncelik vermek lazım, ama özellikle arsa satışları gibi toplumun kılcal damarları, sinirlerine etki edecek noktalarda belirli bir mutabakat aranması çok daha sağlıklı olur diye düşünüyorum. Borç konusu da öyle. Eğer bir borç ödeme planınını siz alacaklılara kabul ettirebilseydiniz hukuki süreçlerle ve yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalmazdınız. Bunlar yapılmayacak şeyler değil. Yapılacak olan insanları yeni yönetimden doğabilecek belirsizlik ortamına sürüklenmesini önlemekti. İnsanları adam yerine koyup muhatap alsaydınız nihayetinde alacaklar da ikna edilme sürecine girerdi. Bu süreci yapmayıp direkt olarak "Borcumuz var battık, bittik" derseniz her alacaklı kendi derdine düşer.
HÜRHABER: 29 Mart Yerel Seçimlerinde AKP'nin Silivri'de kaybetme nedeni nedir?
YALÇIN YÖNET: Çok etken sıralanabilir ama bence halkla aramızda olan ilişkilerde sorun ana neden. Yapılan pek çok doğru hizmet var ama bunların halka anlatabilmek için de mesai ayırmanız gerekiyor. Silivri'nin hizmetlere bir açlığı var. Ak Parti iktidarında açılan Ankara, Büyükşehir boyutu yaşandı. Bu mesaileri harcarken maalesef halkla ilişkiler, insani boyutta da zafiyet göstermeme gibi bir zorunluluğunuz var. Yerel siyasetin en zor noktasından biri bu, dengeyi sağlamak. Herhalde burada biraz kantarın topuzu hizmetten yana kaçtı.
Belde belediyelerin kapanmasıyla beraber halktan doğan tepkilerle tam olarak hizmetlerin anlatılamaması, belediye başkanların da biraz bize karşı tepkileri sürmesiyle seçim kaybetme süreci hızlandırıldı.
Herkes bu konuda hatayı kendinde aramalı. Belediye Meclis Üyesi olarak bu gün seçildik ama belki bizim de hatalarımız, eksik kaldığımız yerler var. Bu hataları belirlemede AKP'li olarak kendimizden başlamalıyız.
Nefsimizi düşünmemeliyiz. Çünkü bazı arkadaşlar nefsini ön planda tutmak suretiyle mevki makamlara doğru meyil ettiler.
O yüzden bütün arkadaşlara tavsiyem özeleştiriye şahsımızdan başlayalım, teşkilat da burada derslerini alır. Zaten bu değerlendirmeler teşkilatın çeşitli bölümlerinde yapılıyor.
Seçim sonucunu kişilere yıkmak bizi doğru yere götürmez diye düşünüyorum.
HÜRHABER: Silivri kamuoyuna vermek istediğiniz mesaj nedir?
YALÇIN YÖNET: 7-8 Aylık süreçte sanki Silivri'nin üzerine kara bulutlar çökmüş gibi bir imaj oluşturuluyor. Bunu zaman zaman yerel iktidarda, zaman zaman kendi partililerimizde ve halkta görüyorum. 'Yerel iktidar el değiştirdi, tamam bundan sonra Silivri durdu' gibi düşünceler mevcut. Olaylara böyle bakmamak lazım. Silivri'ye hepimizin sahip çıkmalıyız. Ümitsizliğe yer yok. Bütün seçilmişlerin el ele vererek Silivri'nin aydınlık geleceğine yönelik projelerin geliştirmeliyiz. O projelerde muhalefet olarak hiç şüpheniz olmasın desteğimizin tam olacağına hem şahsım hem arkadaşlarım adına rahatlıkla söyleyebilirim. Silivri'ye umut verecek, insanını mutluluğa götürecek tüm projelerin altına imza atmaya hazırız. Hiçbir çekincemiz yok. Karamsarlık ortamını dağıtmak adına da yerel iktidarın biraz daha aktif olması, insanlara moral depolaması lazım. 8 aylık süreç içerisinde topluma olumlu şeylerin empoze edilmesinin zamanı geldi.
Kapatılan beldelerdeki halkın tepkisi büyük. Silivri Belediyesi'nin hizmet organı olarak algılanması halk için ilk başta umut vericiydi. İmkanlar artmıştı, personel sayısı fazlaydı ama beldelerde hala kaderine terk edilmişlik ve umutsuzluk ortamının çöktüğünü görüyorum. Bunu dağıtmak adına başta Belediye Başkanımız olmak üzere, meclis üyelerinin gayretleriyle oradaki binaların camlandırılması, halkın hizmetleri alabileceği noktaya gelmesi bence elzem.
Söndürülmüş olan belediyelerdeki aktiviteleri geliştirmek lazım. İnsanlar hizmete daha kolay erişebildikleri için Silivri'ye entegrasyonda daha benimsemiş olur diye düşünüyorum.






