ÇOCUKLARIMIZDA GÜVEN DUYGUSUNU
NASIL
GELİŞTİREBİLİRİZ?
Güven duygusu, bireylerin tüm yaşamı boyunca etkisini hissettikleri, sosyal yaşam ve daha da önemlisi kişinin kendini evrenle bir bütün olarak hissedip, kabul görüp, onaylandığı duygusunu en yoğun biçimde algılamasını sağlayan bir duygudur. İçinde yaşadığımız dünyaya, bulunduğumuz çevreye duyduğumuz güven duygusu yaşamın her alanında kendini hissettirir. Bundan yoksun olmak beraberinde bir dolu korkuyu getirmektedir. Dolayısıyla bu korku sevilmeme, istenmeme, değersizlik, onaylanmama, kabul edilmeme gibi bir dolu olumsuz duyguyu da beraberinde yaşatır. Kaldı ki kuantum felsefesine göre düşünürsek, bu korkularımız ne yazık ki evrene olumsuz duygular yaymamıza dolayısı ile o korkuları yaşamamıza sebep olmaktadır. Tamda ne ekersek onu biçeriz kavramı yada korktuğumuz başımıza geldi durumu.
Öyleyse bizim bilmemiz gereken, güven duygusunu hayatlarımıza ne zaman kazıdığımız ve bunun için ne yapılması gerektiğidir. Her zaman belirttiğimiz gibi erken çocukluk yine sahnede. Çünkü güven duygusu insan hayatının 0- 1,5 yaş döneminde gelişmektedir. Çocuğun tüm ihtiyaçlarının ne oranda karşılandığı ve sevgiyi, şefkati ne kadar hissettiği ile ilgilidir. Bu duygunun gelişmesi yada gelişmemesi çocuğun bu dönemde ihtiyaçlarına cevap veren kişiyle yakın ilgilidir. Olması istenen kişi öncelikle annedir ama sağlık yada herhangi özel bir durumda annenin yerini alacak kişinin de bu duygunun gelişmesinde yada gelişmemesinde payı büyüktür. O halde yapılması gereken tek şey çocuğu sevgi ve şefkatle sarmalayarak onunla sıcacık sevgi sesiyle sohbet etmek, beslenme, temizlik, uyku gibi fizyolojik ihtiyaçlarını beklemeden gidermektir. Çünkü bu dönem de çocuk beklemeyi bilmez. Bekleme kavramı 1,5 yaşından sonra gelişir. İhtiyaçlarımız sürekli ertelenir, anında giderilmezse maalesef tüm yaşamımızı etkileyen güvensizlik duygusu yerleşmeye başlar. Dünya güvenilmez bir yer gibi algılanır. Etrafımızdaki kişilere kuşku ile yaklaşan, kaygılı, ezik, kompleksli, karamsar, isyankar, negatif bir kişilik geliştiririz. Böyle bir kişilikle yaşamı hem kedimize hem de çevremizdeki herkese zindan ederiz.
Bunun dışında birde öğrenilmiş güvensizlikler vardır. Eğer biz yetişkinlerden biri güvensiz bir kişilik sergiliyorsak bu dolayısı ile çocuğumuza geçecektir. Yaşamı bizim algıladığımız gibi algılamaya başlayacağından kaygılı bir karakter sergileyecektir. Bir kız öğrencim gün içinde hiçbir problemi olmamasına rağmen benimle, arkadaşları ile her türlü paylaşımı mutlu bir içimde yaşarken eve gitme vakti gelince bir kişi bile çocuğunu alsa bu öğrencim çığlık, çığlığa ağlamaya başlıyordu. Her türlü tekniği denememe, sınıfta fazlasıyla onu gözlemlememe, aile ile bu amaca dönük görüşmeme rağmen bir türlü ağlamasını durduramıyordum. Bir seferinde sorduğumda bana cevap olarak bunun nedenini bilmediğini ama içinin titrediğini ve çok istemesine rağmen ağlamasını durduramadığı ifade etmişti, içimi acıtan, iç çekişleriyle. Sonra anneye çocuğuna ne tür kitaplar okuduklarını yada onu korumak için neler söylediklerini sorma düşüncesi geldi. Anne masal yada hikayelerin genelde dış ortamın güvenilmemesi gereken bir yer olup çeşitli kötülükler barındırdığını vurgulayan mesajlar taşıdığını söyledi. Çocuğuna kendisini korumayı ancak böyle öğretebileceğini belirtti. Bu durumda öğrencimin kaygısının nedeni anlaşılmıştı tabii. Bunu öğrenir öğrenmez aileye bunun tam tersi olarak sosyal ortamda sevgi, şefkat, iyililik, paylaşım, dayanışma, yardımlaşma gibi olumlu duyguları vurgulayacak deneyimler yaşaması için ortam oluşturmalarını ve okudukları anlattıkları, sohbet ettikleri durumlarda da buna dikkat etmelerini rica ettim. Çok ilginçti sonuca çok kısa bir sürede ulaştık. Çocuğum gün içinde nasıl mutluysa eve gidiş vakti geldiğinde de aynıydı. Başarmıştık.. Çocuğumuzun özdeşim kurduğu bizlerin her konuda dengeli davranması gerekiyordu. Ne bir fazla nede bir eksik. Kaldı ki onların mantığı bizden farklıdır. Dünyasında, yaşanan yada anlatılan olaylar abartılı algılandığından ve de soyut kavram gelişmediği için olaylara bakış açıları biz yetişkinler gibi değildir.
Her bir günü, kendinizi güvende hissetmenin huzuru içinde geçirmeniz dileği ile.






