Kendinden nefret ettirdi

Kendinden nefret ettirdi

31.05.2026 09:11:48

Siyasette yenilmek vardır. Hata yapmak, yanlış strateji izlemek, yanlış aday tercih etmek de vardır. Bunlar siyasetin doğasında olan şeylerdir. Ama bir de daha ağır bir durum vardır: Bir siyasetçinin kendi seçmeninin zihninde meşruiyet tartışmasına dönüşmesi.
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu hakkında CHP tabanında yükselen tartışma tam olarak bu noktaya gelmiş görünmektedir. Artık mesele yalnızca seçim kayıpları değildir; mesele, siyasal pozisyonların ve tutumların yarattığı derin güven erozyonudur.
ALGIDAN GERÇEĞE YAYILAN KRİZ
Bugün oluşan algı şudur: Kılıçdaroğlu, yıllarca genel başkanlığını yaptığı partinin kriz anlarında çözüm üreten bir liderden çok, krizlerin parçası, yaratıcısı hatta başrolü haline gelen bir figür olarak görülmektedir.
Belki de en kritik sorun, siyasi rakiplerin söylemleri değil, kendi seçmeninin zihninde biriken sorulardır. Çünkü çok sayıda CHP seçmeni artık aynı noktada birleşen bir sorgulama içindedir: “Nasıl oluyor da Kılıçdaroğlu'nun attığı kritik adımların sonuçları her zaman iktidarın siyasi avantajına dönüşüyor?”
GÜÇLENEN KUŞKU
Bugün gelinen noktada seçmenlerin büyük çoğunluğunun zihninde daha sert bir kuşku da yerleşmiş durumdadır. Bu kuşku, tekil olaylardan değil, uzun bir siyasi sürecin toplamından beslenmektedir.
Seçmenlere göre tablo artık basit bir “yanlış kararlar zinciri” ile açıklanamayacak kadar dikkat çekicidir. Bu nedenle şu yorumlar giderek daha sık dile getirilmektedir: Kılıçdaroğlu'nun siyasi çizgisi, muhalefeti güçlendirmekten çok muhalefetin enerjisini iç tartışmalara yönlendiren bir etki mi üretmektedir? Yaşanan her kritik dönemeç, neden muhalefeti zayıflatan bir sonuçla tamamlanmaktadır?
DIŞ MÜDAHALEYLE YARATILAN SUNİ ‘‘CHP İÇ GERİLİMİ''
Özellikle CHP içinde yargı eliyle yaratılan liderlik tartışmaları, mevcut yönetim ile önceki dönem aktörleri arasındaki gerilimler ve kamuoyuna yansıyan açıklamalar, parti tabanında ciddi bir bölünmüşlük algısı yaratmaktadır. Halbuki böyle bir durum söz konusu değildir. Bölünme %98'e karşı %2 civarı bir oranla Özgür Özel & İmamoğlu cephesi lehinedir.
Ancak yine de bu durum, muhalefetin dışarıya karşı verdiği mücadeleyi zayıflatırken, iç tartışmaların ağırlığını artırmaktadır.
GÜVEN EKSİLERDE, TEPKİ ZİRVEDE!
Siyasette makamlar değişir, liderler gelir gider, dönemler kapanır. Ama seçmenin zihninde oluşan güven duygusu kolay kolay geri gelmez.
Bugün CHP tabanında Kılıçdaroğlu'na yönelik eleştirilerin sertleşmesinin temel nedeni de budur: artık mesele politik tercihlerin ötesinde, “siyasi yön duygusu” meselesi haline gelmiştir.
Parti yönetimini kaybetmeyi içine sindiremeyen bir siyasetçi, yıllarca genel başkanlığını yaptığı partinin yaşadığı krizlerde çözümün değil sorunun parçası haline gelmiştir. Mesele artık bir liderlik yarışı değildir. Mesele güven meselesidir ve güven kaybedildiğinde geriye kalan tek şey kırgınlık değildir. Öfke de birikir. Bugün Türkiye'nin birçok yerinde CHP seçmenleri arasında Kılıçdaroğlu'na yönelik tepkinin ulaştığı boyut görülmezden gelinemez. Bir zamanlar alkışlarla karşılanan bir siyasetçinin bugün sokağa çıktığında yoğun protestolarla, sert tepkilerle ve ağır eleştirilerle karşılaşacağı yönündeki kanaat giderek yaygınlaşmaktadır. Ayrıca inanın ki bu saydıkların karışılacağı en hafif şeyler olacaktır. Bu saatten sonra Kılıçdaroğlu yanında bir koruma ordusu olmaksızın asla çarşı, pazar gezemez. Gezerse neler olabileceğini eminim herkes tahmin eder.
Atılan ‘‘Hain Kemal'' sloganları boşa değildir. Kulak verilmesi gerekir. Kaldı ki bu son günlerde kendisiyle ilgili kullanılan en hafif, en makul ifadedir. Bu, bir siyasetçi açısından son derece ağır bir tablodur. Çünkü siyasetçinin gerçek aynası televizyon ekranları değil halkın arasındaki karşılığıdır.
NASIL ANILACAKSIN?
Bir gün gelir makamlar biter. Parti içi hesaplar kapanır. Mahkeme dosyaları kapanır. Fakat halkın vicdanında verilen karar kolay kolay değişmez. Kemal Kılıçdaroğlu bugün belki hâlâ çeşitli siyasi hesaplar yapıyor olabilir. Ancak, tarih bazen çok basit bir soru sorar: Nasıl anılacaksın?
Şahsi değerlendirmemi soracak olursanız Kılıçdaroğu son bir haftada yaptığı hareketlerle benim gözümden öyle bir düştü ki artık ağzıyla kuş da tutsa, tek başına dünyayı da kurtarsa benim hakkım ona yine de haramdır. Ondan nefret ediyorum ve bu hissim kolay kolay geçecek gibi durmuyor. Ayrıca eminim ki şu anda bu hisleri hisseden yalnızca ben olamam.

 

 

YORUM YAP