İhsan Özkes

İhsan Özkes

12.11.2009 11:31:54


AKP'den istifa eden Amasya milletvekili Hamza Albayrak, "Dua ile iktidara geldik, şimdi beddualar başladı, bizimkiler çeşmeleri kuruttu, ırmaklar bile kurumaya başladı" demişti. (3 Mayıs 2007 Tempo Dergisi, 4 Mayıs 2007 Milliyet)

Bir şeyhin müritlerini Tayyip Erdoğan'a karşı kışkırttığı, günlerce "Kahhar Halkaları ve Tespihleri oluşturarak Tayyip Erdoğan'ın kahrı için beddua edildiği, bu cemaatin Başbakan Tayyip Erdoğan'a sürekli beddua ettikleri köşe yazıları ile tartışılmıştı. (02 Şubat 2005, Nuh Gönültaş, Dünden Bugüne Tercüman)

Sayın Başbakan'a 09 Mart 2009'da Aydın Mitinginde "Allah cezanızı verecek" diye bağıran 14 yaşındaki ilköğretim okulu öğrencisi M.S.Ö. hakkında 14 - 28 ay hapis cezası ile dava açıldığı, M.S.Ö.'nün de "Başbakan ensemi sıktı" diye hastaneden rapor alıp dava açtığı haberlerini izlemiştik.

Türk Büro Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş Zonguldak'ta 01 Eylül 2009'da verdiği iftar yemeğinde "Artık Başbakan Recep Tayyip Erdoğan iyice yoldan çıktı. Kendisine bol bol dua edin. Dua yetmezse beddua edin. Artık korku cumhuriyeti dönemi sona erecek" demişti.

Kadıköy meydanında kurulan halk kürsüsünde mikrofonu alıp "Tüpümüz bitti. Banyo yapmaya arkadaşıma gidiyorum. Bu halde yaşıyoruz. Söylemek istediğim bir şey var: Tayyip, Allah belanı versin!" diye beddua eden vatandaşa hakaretten iki yıla kadar hapis istemiyle dava açıldığını öğrendik. (06 Kasım 2009, Radikal Gazetesi)

Yasalar kişinin dua etmesine de beddua etmesine de karışamaz ama açıktan beddua etmesine karışır mı göreceğiz. Hz. Muhammed'in  "Mazlumun duasından sakınız, çünkü onunla Allah arasında perde yoktur" "Mazlumun duası mutlaka kabul olunur" sözlerindeki "dua"dan kasıt "aleyhte yapılan dua"dır. Yani aleyhte yapılan dua da dua olarak geçmektedir. Ayrıca "beddua" da ki "bed" "kötü", "beddua" "kötü dua" demektir ki "bed" Farsça bir kelimedir. Arapçada olumlu anlamda doğrudan "dua" veya "lehte dua", olumsuz anlamda ise "aleyhte dua" şeklinde geçer. Ancak her iki hal de duadır.

"Ellerim kırılsaydı da bu başbakana oy vermeseydim" diyenler çığ gibi büyüyor. Bunlar kendilerine beddua ettikleri için haklarında dava açılmaktan kurtuluyorlar. Vatandaş kendisine her türlü bedduayı edebilir. İntihar da edebilir, cinnet geçirip birilerini öldürdükten sonra kendisini de öldürebilir. Bu durumlarda vatandaş hakkında dava açılamaz.

Bu kişinin Sayın Başbakan'a beddua etmesini emekli bir müftü olarak doğru bulmuyorum. Zira İslam'da beddua etme alışkanlığı hoş karşılanmamıştır. Ancak Kuran'da beddua ayetleri vardır. Hz. Muhammed az da olsa beddua etmiştir. Asırladır yapılan duaların bir kısmını da beddualar oluşturmaktadır. 

Beddua eden kişi, son yıllarda yüzlercesinin yaptığı gibi, içinde bulunduğu şartlara kahredip intihar etseydi veya cinnet getirip çevresinde katliam yapsaydı. Olan vatandaşa veya vatandaşlara olacaktı. Bu durumda Sayın Başbakan da rahatsız olmayacaktı.

Bu kişi açıktan değil de, kimsenin duymayacağı şekilde beddua etseydi veya bedduasından razı ve hoşnut olanların ve dinleme cihazlarının olmadığı bir ortamda beddua etseydi, bu halde de vatandaşa dava açılamayacaktı ve Sayın Başbakan da rahatsız olmayacaktı.

Her şeye rağmen, her şeyin süt liman gösterildiği dönemlerde "Kral çıplak" demenin sırası mıdır? Asırların geçerli olan "görmedim, duymadım, bilmiyorum" üç maymunu oynama düsturu ve "selamet der kenar est" deyimi çiğnenir mi? Arkadan her türlü gıybeti, dedikoduyu yapıp, yüzüne karşı "efendim saygılar, sevgiler, hürmetler diye eğilme" münafıklık örf ve âdetine ters düşülür mü? "Söz gümüşse sukut altındır", "her doğru her yerde söylenmez" gibi yüzlerce altın öğütlere sırt çevrilir mi?

Derseniz ki: Bedevinin birisi Hz. Muhammed'in gömleğini öyle çekti ki Peygamberimizin boynunda morluklar oluştu. "Ey Muhammed! Hakkımı ver, şu iki, devemi yükle. Çünkü ne kendi malından ne de babanın malından vermiyorsun" dedi. Hz. Muhammed de "Bu adama istediğini veriniz" buyurdu. (Ebu Davud, Edeb, 1; Nesei, Kasame, 24) Derim ki bu örnekler yaşamak için değildir. Aman yaşayalım diye uygulamaya kalkışmayınız. Sakın Başbakan İmam Hatip mezunudur, Peygamberi örnek alır, hoşgörülü davranır diye düşünerek hata yapmayınız. Sonra iki yıla razı olursunuz da iki yılınız olur mu bilemem.

Kış mevsimine girdiğimiz bu günlerde doğalgaza zam yolda olduğuna göre vatandaşın tüpü daha çok bitecektir. Siz siz olun Sayın Başbakan'a tazminat ödeyecek sözler söylemeyiniz. Aksi halde varınızı yoğunuzu tazminat olarak Sayın Başbakan'a ödemek zorunda kalırsınız da tüpü hayal bile edemezsiniz. Ama "cezaevine girer, hiç değilse tüp derdinde olmam devlet baba beni ısıtır" diyebilirsiniz. Devletin şefkat ve merhametini cezaevinde bulmak ve hissetmek isteyebilirsiniz. Fakat cezaevi tutuklu ve hükümlülerinin de banyo sorunları olduğuna inanıyorum. Tüm bunları düşünmenizi tavsiye ederim. Benim düşündüğüm yazılarımdan anlaşılıyor olsa gerekir.

Sayın Başbakan'ın "Toprağımızı satıyor" diyen Sayın Bahçeli'ye "Eline, diline dursun" diye beddua etmesine (21 Temmuz 2007) dava açıldı mı?  Eski Tarım Bakanı Sami Güçlü'nün 15 Kasım 2004'de Adana çiftçiler birliğindeki toplantıda çiftçilere "Gözünüzü toprak doyursun" diye beddua etmesine çiftçiler dava açtılar mı? Yoksa başbakanlar ve bakanlar beddua etme yetkisine sahipler de halkın beddua etmesi mi suçtur? Dokunulmazlık zırhında olanlar isteği gibi dua ve beddua hakkına sahipler de, dokunulan halkın mı dua ve beddua etme özgürlüğü mü yoktur?

 Demokrasilerde özgürlükler ancak oylarla kazanılır. Seçmenin seçilene en geçerli en etkili sözü "evet" veya "hayır"dır. Seçimlerde "evet"  veya "hayır" demeyenin veya yanlış "evet" veya "hayır" diyenlerin günahı çekiliyor ne çekiliyorsa. Halk olarak doğru sözü doğru zamanda söyleyelim. Hiçbir siyasetçi kendisine sandıkta "hayır" diyenleri asla dava edemez ve çoğunlukla hayır denilirse kimse de Başbakan olamaz. Beddua etmekten yargılanmaktansa, halk yasal olan oylama hakkını seçimlerde iyi kullanmak suretiyle, seçilenleri kendisi yargılasın. Sabrımızı biraz daha zorlayalım. Ha gayret…

YORUM YAP