Kitap Kültür ve Sanat Günleri Söyleşi ve İmza Günü organizasyon çerçevesinde Silivrililer Medya ve Siyaset ilişkisinin tartışılacağı ortamda önemli medya temsilcileriyle buluşma imkânı buldu.
22 Ağustos 2009 Cumartesi günü Silivri'de, Elmas Saray Çay Bahçesi'nde gerçekleştirilen Kitap Kültür ve Sanat Günleri Söyleşi ve İmza Günü'de Medya ve Siyaset konusu tartışıldı. Etkinliğe Eski Turizm Bakanı ve Cumhuriyet Gazetesi yazarı Alev Coşkun, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı ve Evrensel Gazetesi yazarı Turgay Olcayto, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Orhan Erinç, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Eski Başkanı Milliyet Gazetesi yazarı Nail Güreli katıldı. Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar, Başkan Yardımcısı Yılmaz Kandemir, CHP Silivri İlçe Başkanı Muharrem Aydoğan, CHP'li Belediye Meclis Üyeleri Süheyl Kırkıcı, Nazif Konuk, Ahmet Yücegök ve CHP'li İlçe Yöneticileri etkinliği takip edenler arasındaydı.
ERİNÇ: GAZETECİLİK MESLEK,
POLİTİKACILIK İSE ZAMAN
ZAMAN AKTİF OLUNAN İŞ
İlk söz alan Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Orhan Erinç, şöyle konuştu: "Medya ve siyaset birbiriyle bağdaşmayan iki işi belirtiyor. Gazetecilik bir meslek, fakat politikacılık meslek değil zaman zaman aktif olunan bir iş olarak değerlendiriyorum.
"GAZETECİLİK KULLANILMAYA
EN AÇIK MESLEK"
Sadece Türkiye'de değil, Dünya'da da kullanılmaya en açık meslek ne yazık ki gazetecilik. Siyasetçiler kendileriyle ilgili hep olumlu yönlerinin yansıtılmasını beklerler, isterler. Eskiden bu istekler kapalı kapılar ardında kalırken, son dönemlerde tehditlere kadar varıyor ve siyaset ile medya ilişkilerinin düzenli gitmediğini söylemek mümkün.
"TARAFSIZLIK BEKLEMEK
VE İSTEMEK ÖNEMLİ
BİR YANILGIDIR"
Gazetecilerden tarafsız olmaları isteniyor. Bana göre tarafsızlık beklemek ve istemek önemli bir yanılgıdır. Bence önemli olan bağımsızlıktır. Bir gazete bir görüşü savunabilir, bazı görüşlere karşı çıkabilir, ama onu yayın ilkeleri açısından yapıyorsa, önemi ve değeri vardır. Sahibinin, patronunun çıkarlarını gözeterek böyle bir yayın yapıyorsa zaten o gazetecilik olarak tanımlanması bana göre mümkün değildir.
"TÜRKİYE'NİN DEMOKRATİK
ÜLKE OLACAĞI İNANCININI
SÜRDÜRMELİYİZ"
Demokratik bir ortam olmadığı takdirde gazetecilerin görevini yerine getirmek mümkün değil. Ben, Türkiye'de demokrasi var konusunda biraz cimri davranılması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'nin demokratik ülke olacağı inancımızı sürdürmeliyiz. Gerçekleşmesi noktasında gerekli çabayı ve direnci göstermeliyiz."
GÜRELİ: SİYASİ İKTİDAR
BASINDAN YARARLANIR, ONU
KONTROL EDER, ELEŞTİRİYE
TAHAMMÜL EDEMEZ
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Eski Başkanı Milliyet Gazetesi yazarı Nail Güreli yaptığı konuşmada şunları söyledi: "Medya, besleme basından bu günlere yandaş basın olarak geldi. 5N 1K kuralını uygularsak Ne zaman? 12 Eylül döneminden sonra, Nereden? Beslemeden geldi. Nereye? Yandaşa geldi. Nasıl geldi? Menfaatle geldi. Niçin? Bakanı kontrol etmek için. Kim tarafından? Türgut Özal. Özal'ın sözlerini hatırlarsınız, 'İki buçuk gazete yeter' derdi. Çok gazeteyle uğraşmaktansa, iki holdingi kontrol etmek, denetlemek çok daha kolaydı. Kendi felsefesi bakımından tabi ki haklıydı. Aslında her siyasi iktidar basından yararlanmaya, onu kontrol altına almaya başlar. Eleştiriye, muhalefete tahammül edemez.
"MEDYA TEMEL İŞLEVİNİ
YAPAMAZ HALE GELDİ"
Dün ile bu günün arasındaki farka değinmek isterim. Besleme basın döneminde getiriyi sağlayan olay muhalefet etmekti. Muhalefet yapan gazeteler çok satardı.
Bu günkü iktidarın demokratik ve layık rejim açısından tehlike arz eden gidişi karşısında basının bahsettiği basiretsizliği, sağduyusuzluğu önemli rol oynadı. Bu tehlikeler tartışılmaya başladığı zamanlarda büyük sermayenin medyası bir tehlike görmüyorlardı. 'Eğer rejim tehlikeye girerse biz karşı çıkarız' diyorlardı. Ama her biri ıstakoz oldular. Bilirsiniz o hikayeyi ıstakozu yavaş yavaş ısıtırlar, böylece pişirirler. Çünkü kaynar suya birden bire atarsanız sıçrar kurtulur. Sağ olsun büyük sermayenin büyük yaklaşımıyla ki menfaate dayanıyordu tabi. Çünkü medya sektörü dışındakilerle de ilişkileri vardı. Her birinin ucu hükümete dayanıyordu. Hem bu nedenle hem ayrıca demokrasiye inançlarının yokluğu nedeniyle bu günkü iktidarı ve Başbakanı tek adam yaptılar. Medya ve büyük sermaye bütünleşmiş durumda. Giderek yeşil sermayeye dönüşüyor.
"5. GÜCÜ
KONUŞTURMAMIZ GEREKİR"
Bu medya nereye gidecek? Halimiz ne olacak? Yasamayı, yürütmeyi, halk adına denetlemekle yükümlü medya bu işlevini yerine getiremiyor. Bu sadece bizim yaşadığımız sorun değil. Yabancı ülkelerde de küreselleşmenin getirdiği sermaye yetkisi oradaki medyayı temel işlevini yapamaz hale getiriyor. Fransızlar bunun çözümü olarak 5. güç olan sivil toplum örgütlerinin medyayı uyarmak, tepki göstermekle görevlendirdi. Gazete okumamayı hiçbir zaman tavsiye etmem. Ama tepki göstermek gerekir. 5. gücü konuşturmamız gerekir."
COŞKUN: NE KADAR SAYI
İLE GELİRSEN GEL
YAPTIĞIN KANUNLAR
KURALLARA UYMALI
Eski Turizm Bakanı ve Cumhuriyet Gazetesi yazarı Alev Coşkun söz alarak şöyle konuştu: "AKP'den sonra Türkiye'de büyük bir kavram kargaşası ortaya çıktı. Herkese göre bir demokrasi var. Meşhur köşe başlarını tutan ve televizyon yorumcuların anladığı demokrasi sayısal. Mecliste yeterli sayısı olan herkes istediğini yapabilir. Mademki halk onu geçirmiş o zaman çıkan kanunlar kesindir, herkes uymak zorunda. Bu Anayasa Mahkemesi'ne oluyor? Yargıçlara ne oluyor? Sivil toplum örgütlerine ne oluyor? Partilere ne oluyor? Evet, diyorlar. O, zaman bizim buna akılcı ve rasyonel cevap vermemiz için bu demokrasi nedir? Demokrasinin birçok tarifi var ama en çok kabul edilen tarifi halkın kendisini yönetmek için temsilcilerini seçmesi. Fikirler değişti, sayısal demokrasi yerine çoğulcu, katılımcı demokrasi… Sen ne kadar çok sayı ile gelirsen gel yaptığın kanunlar Anayasa'ya, İnsan Haklarına, Evrensel Demokratik kurallarına uymak zorunda. Çoğulcu demokrasinin olmazsa olmazlarından bir tanesi basın özgürlüğüdür. Demokrasilerde yasama, yürütme, yargı var. Bu üç kuvvetin birbirinden ayrı olması lazım. Başbakan, "Hayır" diyor, "Hepsi bir arada olacak." Yürütme ile yasamayı eline aldı. Şimdi yargıyı almak istiyor. Her konuda kendi karar vermek istiyor. Yasama, yürütme, yargı, çoğulcu demokrasinin devam etmesi için bağımsız basın olması lazım. Basın, insanların bilgi edinme haklarıdır.
"BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ
YÜRÜTEMİYOR"
Bugün ne yazık ki kendi özel ekonomik çıkarlarını yürütmek isteyen çeşitli gruplar tetikçilik yapabilmek için kendi basın organlarını kurmuşlardır. Ne yazık ki Türkiye'de basın gerçek olarak özgürlüğünü yürütemiyor. Eğer demokrasi istiyorsak 4. kuvvet olan basını güçlendirmemiz gerekiyor. Demokrasi öyle bir rejimdir ki her gün yeniden savrulması gerekir. Çünkü seçimle iktidara gelmiş seçilmiş krallar o koltukları çok severler ve bırakmamak için her türlü yolu denerler. O bakımdan halkımıza büyük görev düşmekte."
KIRKICI'DAN ÖZELEŞTİRİ
CHP Belediye Meclis Üyesi Süheyl Kırkıcı söz alarak şunları söyledi: "Basında tekelleşmenin hızla yürüdüğünün farkındayız. O da zaten sağlıklı haber almamızın önünde engel. Bizden yana, emekten yana basın organlarımızın birkaç taneyi geçmediğini biliyoruz. Evrensel, Birgün, Cumhuriyet Gazeteleri sayfalarında emekten, gecekondu halkından, yaşamın bütün olumsuzluklarından yana hep haberlerle karşımıza çıktıklarını görmekteyiz. Ama tirajları topu topuna 70-80 bini geçmiyor. Hepimiz bunda kusurluyuz. Bunlara sahip çıkmıyoruz. Hepimiz her gün her gazeteyi alırız ama bu gazetelere bir türlü elimiz uzanmaz. Cumhuriyet Halk Partisi'nin 4 milyona yakın üyesi var ama Cumhuriyet Gazetesi'nin tirajı 50 bini geçmiyor.
"HABER KİRLİLİĞİNİ ÖNLEMEK
ADINA DAHA TOPYEKÜN OLUP
DAHA ÇOK ÇABALAMALIYIZ"
Yıllardan beri Doğan Medya tekelleşmenin önemli bir aracı olarak önümüze çıkmakta. Hatta AKP'nin iktidara gelmesinde Doğan Medya'nın çok fazlasıyla kullanıldığını ve emek harcadığını biliriz ta ki AKP ile yolları ayrılana kadar. Şimdi Doğan Medya AKP ile tekrar yolları bulursa, sizlerin içinde olduğunuz gazetelerin yürekli duruşunu ben kutluyorum ama geneldi iş adamlarının, holdinglerin sözünden çıkmayan gazete akışı tekrar yanlış bilginin önünü açmaz mı? Sürekli bilgi kirliliğini görmekteyiz. Bunu önlemek için sizin daha fazla çabanızın olması gerekmez mi? Bu tür gazeteleri almakla hepimiz suç işliyoruz. Bir tarafta da bütün güzel kalemler Doğan Medya'yı dolduruyor. Bunda da bir özeleştiriye ihtiyaç var. Biz kimden doğru haberleri alacağız? Doğru haberleri okuyamıyoruz. Okutmuyorlar. Kimin elinde Evrensel Gazetesi varsa, içeriye atılmak isteniyor. Cumhuriyet Gazetesi'nin de baskı altında olduğunu biliyoruz. Bu yüzden biraz daha topyekün, daha birleşik, daha yan yana olmaya ihtiyaç var. Amaç gerçekten özgür, emekten yana bir basını ortaya koymak istiyorsak gittiğimiz her yerde bu basın organlarının da önünü açmalıyız."
Kitap Kültür ve Sanat Günleri Söyleşi ve İmza Günü organizasyonu kapsamında Pazar de Araştırmacı Yazarlar Faik Bulut, Ömer Yağcı ve Turhan Feizioğlu Silivrililerle buluştu.
Cemile KAYAR






