Çölaşan: Referandumda Hayır Diyelim

Çölaşan: Referandumda Hayır Diyelim

08.07.2010 10:32:53
İlçemiz Belediye ve İlhan Uygun Başkanlığındaki ADD Silivri Şubesinin ortak düzenlediği programa, ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan, Emekli Albay Erdal Sarızeybek ve Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar konuşmacı olarak katılırken, ADD Genel Merkez Yöneticileri, CHP’li Belediye Meclis Üyeleri, Silivri halkı ve Şişli, Kartal, Bağcılar, Eyüp, Sarıyer, Bahçeşehir, Tuzla, Maltepe, Avcılar, Bursa, Hayrabolu, GOP, Lüleburgaz ADD Şubeleri de iştirak etti.
 
IŞIKLAR: AYNI MÜCADELE İÇİNDEYİZ
Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar, düzenlenen etkinlikte bir açılış konuşması yaparak şunları söyledi: “Sizleri burada görmek bizleri cesaretlendiriyor. Sizler bu memleketin kurucusunun fikirlerini yaymak, onu korumak, onu geleceğe taşımak için mücadele veriyorsunuz. Silivri’de aynı şekilde mücadeleyi bizler verdik. Burada 81 ilden hemşerimizle huzur içinde yaşıyoruz. Silivri’yi çevresinde bir barış ve huzur adası olarak görüyoruz. İlçemiz çevresinde yaşananlardan etkilenmemesi mümkün mü? Ülkemizin tedirginlikleri, kaygılarını paylaşıyoruz. Bizler Cumhuriyetin temel değerleri ile ilelebet var olmasını kültürel zenginliğimizi, dayanışmayı dünyanın birçok yerinden kopup gelmiş bu güzelim topraklar üzerinde yaşamayı özlemle bekliyoruz. Huzursuzluğu, bu ayrımcılığı yaratmak isteyenleri, bunun için çalışanları biliyoruz ama bunlara boyun eğmeyeceğiz, fırsat vermeyeceğiz çünkü bizler büyük bir geçmişin temsilcisiyiz. Emperyalizme karşı mücadeleyi dünyada sayılı bir liderle hayata geçirmiş bir milletin çocuklarıyız. Taşıdığımız başka sorumluluklar var. Öyle kolay elde edilmemiş Cumhuriyet’in temsilcisiyiz. Bizler bu değerleri korumak için elimizden gelenin daha fazlasını yapmak zorundayız.
 
“KÖTÜLÜĞÜN ZAFERE ULAŞMASINI ENGELLEYECEK TEK ŞEY,
AYDINLIKLARIN PEŞİNDE KOŞANLARIN SESSİZ KALMAMASIDIR”
Zor günler yaşıyoruz. Bu zor günlerde Aşık Mahsuni’nin bir türküsünü hatırlıyorum; “Sarı saçlı mavi gözlü bir daha gel Samsun’dan”. Geçmişe özlem var. Hele bugünlerde ne büyük bir anlamı var ama o bir daha Samsun’dan gelemeyecek. İşte sizler buradasınız, sizler geldiniz artık ülkenin her tarafı Samsun ve her yerde yola çıkılması gerekiyor. Kötülüğün zafere ulaşmasını engelleyecek tek bir şey var; iyilerin aydınlıkların peşinde koşanların sessiz kalmamasıdır.
 
“BİZLER BU AYDIĞIN HER ZAMAN TEMSİLCİSİ OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Sizleri Silivri’de görmenin ayrı bir mutluluğunu taşıyoruz. Silivri İstanbul’un en büyük ilçelerinden biri olmaya adaydır. Gerek yüz ölçümü gerek demokratik yapısıyla yüzünü aydınlığa çevirmiş bir şekilde bizler de bu Cumhuriyetin temel değerlerini korumaya yönelik mücadele içindeyiz. Bizlere bu desteği verdiği için ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan’a şükranlarımı sunuyorum. Silivri her zaman bu serbest kürsüyü, açık platform olmaya devam edecek. Bizler bu aydınlığın her zaman temsilcisi olmayı sürdüreceğiz. Bunda da kararlıyız, bize verdiğiniz destekten dolayı hepinize şükranlarımı ve saygılarımı sunuyorum.”
 
ÇÖLAŞAN: CUMHURİYETİN VAR OLUP OLMAMASI NOKTASINDAYIZ
Işıklar’ın ardından söz alan ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan, konuşmasına kendini tanıtmakla başladı. 40 yıllık yargıç olduğunu ve ADD Genel Başkanı olarak makamını basamak olarak kullanıp siyasete girmeyi hedeflemediğini söyledi. ADD Genel Başkanı, yaşanan süreci değerlendirerek hükümetin hedeflerine dikkat çekti ve önemli uyarılarda bulundu. Geldiğimiz noktanın artık Cumhuriyetin var olup olma durumu olarak açıklayan Çölaşan, süreci hukukçu gözüyle değerlendirerek önemli noktaların altını çizdi ve şöyle uyardı: “Şimdi en öncelikli görev Eylül'deki referandum. Referandumda ‘hayır’ deyin. Tümüne birden hayır deyin. Elde kalan son kalesiniz, onların söylediklerine bakmayın. Yargının hükümetle çatışması yok, hükümetin yargıyı ezme gayreti söz konusu. Burada konuşmayı kendime görev edindiysem Türkiye Cumhuriyeti’nde bir Cumhuriyet kadını olarak geldiğimiz noktanın artık Cumhuriyetin var olup, olmaması noktası olduğunu anlatmak içindir, yoksa ben evimde oturabilirdim."
 
“REFERANDUM REJİMİMİZİ BELİRLEYECEK”
Hazırlanan yeni Anayasa'nın, Anayasa Mahkemelerini hedef aldığını belirten ADD Genel Başkanı Çölaşan, hakimlerin siyasete bağlanmak istendiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:”12 Eylül’de Referandum’a gideceğiz ve bizim, sizin, hepimizin vereceği oylarla Türkiye’nin geleceği, rejimi değişecek veya değişmeyecek. Bu rejimin Amerika’nın bize dayattığı gibi ılımla İslam rejimi olmasını bekliyor, umuyor yada seviyor ve istiyorsanız bu Anayasa’ya ‘evet’ deyiniz. O zaman bu meydanları dolduramayacaksanız ve bu bayraklar kırmızı olmayacak. Bu sıradan bir Anayasa paketi değil, tamamen içinde bulunduğumuz Laik Demokratik Cumhuriyet’in bu haliyle kalıp kalmayacağı ile ilgilidir.
 
“ANAYASADAKİ BU HÜKÜMLER DEĞİŞİRSE SİZLER CUMHURİYETE VEDA EDECEKSİNİZ”
Atatürk Cumhuriyetinde rejimimiz Tam Bağımsız ve Ulusal Egemenliğe dayalı Laik Cumhuriyet olarak belirlenmiş. Bizim Anayasamız bunu öneriyor. Değişiklik paketiyle Anayasadaki bu hükümler değişecek ve sizler Cumhuriyete veda edeceksiniz. 40 yıllık bir yargıç olarak sizi uyarmak istiyorum.
 
“DEĞİŞİKLİK PAKETİ BU HAKSIZLIKLARI GİDERECEK BİR ÇÖZÜM ANAYASASI DEĞİL”
Anayasa değişikliğinin dikkat ederseniz ne açın açlığını, ne işsizin işsizliğini, ne işten atılmışların işsizlik sigortasından yararlanmasına ya da sosyal güvenlikten tam yararlanmasına, hiç birisinden geriye dönüş ya da haksızlıkları giderecek bir çözüm anayasası değil. Öyleyse demokrasilerde anayasa devletin, kişinin mutluluğu için var olduğu ilkesinden hareket eder. Demokrasilerde devlet, kişinin, halkının mutluluğunu sağlamak içindir ama bir faşist rejimde onu yönetenlerin istediklerini yapar, halkın özgürlüğü yoktur. Halk, ancak demokrasilerde özgürdür.
 
“MECLİSTE 600 TANE ZİMMET, İRTİKAP, İHALEYE FESAT KARIŞTIRMA DOSYASI VAR”
Öyle bir Anayasa değişikliği getiriliyor ki bundan sonra Ulusal Egemenlik tamamen meclise yansıyacak, yüzde 10 baraj kalkacak, kişiler oy verdiği zaman karşılığı meclise yansıyacak, çoğunluk diktası oluşturan bu günkü meclis geçecek. Mecliste bulunan 600 tane dokunulmazlık dosyasının çoğu zimmet, irtikâp, ihaleye fesat karıştırma dosyaları. Kim bunlar? Mecliste milletvekilleri. Niye milletvekililer? Çünkü yargılanırlarsa hapse girecekler. Liderleri onları almış, meclise getirmiş, dokunulmazlıkları var yargılanmıyorlar. Böyle bir meclis sizin dertleriniz için anayasa yapacak ve o anayasa sizin geleceğinizi aydınlığa çıkaracak!
 
“ANAYASA BİR ÜLKENİN REJİMİNİ BELİRLİYOR”
Peki bu yeni anayasa niçin, kimin içindir? Anayasa, bir ülkenin çatısı, onun rejimini belirliyor. Nasıl düşüneceğinizi, nasıl yaşayacağınızı, nasıl mutlu olmayacağınızı bunları belirliyor. Yargı ilkelerini koyuyor ki siz evinizde gece rahat uyuyun. Kapınız, bacanız her an dinlenmesin ya da kapınıza aniden gelmesinler, sizi usulsüz tutuklamasınlar.
 
“YENİ ANAYASA TARİKATLARIN EGEMENLİĞİNİ DEVAM ETTİRECEK,
YARGI GÜCÜNÜ İSE ORTADAN KALDIRACAK”
Şurada hemen arkanızda iki yılı geçen tutuklular var. Hapishaneler tutuklularla dolmasın. Bu güzel tatil ilçesinde çirkinlik abidesi var. Orada düşünce suçluları yatıyor. Onların tek suçları, bu günkü kötü yönetime karşı gelmek, Atatürkçü düşünceyi savunmaları. Hiç biri hakkında bir davayla sonuçlanması istenmiyor çünkü burada karar verildiğinde Yargıtay’a gidecek. Yargıtay, bu hukuksuzluğu hiç bir şey olmasa usulden ortadan kaldırır çünkü bütün hak ihlalleriyle sürmüş bir süreçtir. Bunların hiç birine cevap vermeyen bir anayasa bize şunu getiriyor; usulsüzlükler, haksızlıklar, keyfi idare, yandaş medya, yandaş yargı, yandaş sermaye. Türkiye’yi tamamen keyfi olarak yönetmekte olan bir idarenin, ki bu idare tarikatlar, cemaatlerdir, Onların egemenliğinin devamını sağlamak için yaptıkları usulsüzlüklere karşı ‘dur’ diyecek olan yargı gücünü de ortadan kaldırmak. Bir yandan Anayasa Mahkemesi, bir yandan hakimlerin hayatını düzenleyen Yüksek Kurulu devreden çıkararak siyasetin emrine bağlayarak kendilerine bir cennet fakat sizler için bir cehennem yaratmak. Amerika’nın amacı bu.
 
“REHAVETE KAPILMAYIN, BETERİN BETERİ VAR”
‘Sırtımızı Cumhuriyete dayadık, biz mutluyuz. Başımıza bir şey gelmez’ diye sizlerin ve bizlerin rehavete düşmesi halinde planlı programlı, cemaat anlaşmasıyla bu değişiklik gerçekten geçecek. Sizler eğer görevinizi yapmazsanız bu Anayasa ‘Türk milleti düşünmez, ben onları kandırırım’ şeklinde düşünenlerin oyunuyla geçecek. Geçtiği zaman da bu günkü demokrasiyi, ki biz bu günkü demokrasiyi tenkit ediyoruz ‘pek çok şey yok’ diyoruz doğrudur ama bu günleri de arayacağız. Beterin beteri var. 12 Eylül beterdi, 12 Eylül Anayasasını uygulayan bu günlere son iktidar öncesi Türkiye’yi yöneten kadrolar, hiçbir zaman bir cemaat değildi. Dışarıdaki güçlerin verdiği talimatlarla, kendi hedeflerine gitmek için Türk Ulusunu ve değerlerini yıpratmaya giden kişiler değildi. Onun için bizler başımıza gelecekleri çok da anlayamayıp rehavete düşmüşüz. Şu gelinen nokta rehavet zamanı değil.
 
“KAPI KAPI DİLENEN BİR YÖNETİM SİYASETEN BAĞIMSIZ OLABİLİR Mİ?”
Mustafa Kemal Atatürk, bağımsız Türkiye’nin gerçekten bağımsız olabilmesi için “Yurtta sulh, cihanda sulh” dedi ve dış politikasını tarafsızlığa bağladı. O dönem Türkiye’nin en itibarlı, ayaklarını herkesin geldiği ama bir kere bile yurt dışına çıkmayan bir Cumhurbaşkanımız vardı. O dönem bitti. Şimdi kapı kapı dilenen, Arap şeyhlerin kapısında para toplayan yöneticilerimiz var. Böyle bir yönetimin siyaseten bağımsız olduğu düşünülebilinir mi?
 
“AMERİKA PETROL İÇİN TÜRKİYE’YE ILIMLI İSLAM ELBİSESİ BİÇTİ VE 2002’DEKİ İKTİDARI GETİRDİ” 2002 yılı sonrası iktidara gelenler Amerika’da bir pazarlık yaparak geldiler. Pazarlık şuydu; Amerika Türkiye’ye ılımlı İslam elbisesi biçmişti, bunu böyle uygun görmesinin sebebi de petroldü. 80 darbesi bunun için yapıldı. Türkiye’de siyasi partiler kapatıldı. Onların içinde özel izin verilen kişiler siyasete sokuldu ve seçilmiş bir kişi iktidara geldi. Turgut Özal getirildi. Düşünce şuydu; İslam ülkeleri din etkisinde gelişemiyor, çağdaşlaşamıyor ama çağdaş bir koltuk Amerika’nın emelleri için mutlaka zarardır.1983-1990 arasındaki ılımlı İslam projesi yürüdü İmam Hatip Liseleri’nden mezun olan çocuklarımız, bütün kamu yönetimlerdeki görevleri hazırlanmak üzere yüksek okullara yerleştirildiler, 90’lı yıllarda da o hayat böyle gelişti. Yapılan ikili anlaşmalarla Milli Eğitim’in tamamen dini eğitim almış Mekke’de, Medine’de, Pakistan’da, Afganistan’da, Malezya’da okumuş kişi o zamanki YÖK tarafından usulsüz öğretmen olmaları sağlanmıştır. Dini bir kadrolaşma yapıldı. Ilımlı İslamlaşmaya doğru giderken PKK da azdı. Bölücülük ve gericilik dış kaynaklı.
 
“AB’NE SOYUNAYARAK TAKİYE UYGULADILAR”
Amerikan oyunlarla Tayyip Erdoğan Başbakan oldu. 2002’den beri bizi cemaatler yönetiyor. Buna son vermek, tekrar Laik Cumhuriyete dönmek sizlerin elinde. Yeni gelen bu hükümet bir anda Avrupa Birliği’ne soyundu. Neden? Çünkü bize takiye uyguluyordu. Demokratikleşeceğiz, Türkiye AB üyesi olacak. Takiye ile Türk milletini demokrasiye gidecek derken çoğu kişiyi kandırdı. Çoğu şeyi sorgulamayan aydınımız bunan inandı.
 
“LAYIKLIĞA AYKIRI EYLEMLERİN ODAĞI OLUNCA ANAYASAYI DEĞİŞTİRMEYE YÖNELDİLER”
2007 yılında yüzleri ortaya çıktı. Anayasa Mahkemesi’nde layıklığa aykırı eylemlerin odağı oldular. İşte o zaman tek yollarının anayasayı değiştirmek olduğunu anladılar. Şimdi yapılan şudur; Anayasa Mahkemesi tamamen hükümetin, meclisin ve Cumhurbaşkanının. Cumhurbaşkanının kim olduğunu ve kimi seçeceğini biliyorsunuz.
 
“ANAYASA PAKETİ GEÇTİĞİNDE DAVALAR YARGITAY’DAN İSTEDİKLERİ GİBİ ÇIKACAK”
Şu anda Danıştay ve Yargıtay tamamen özgür ama mahkemeler Adalet Bakanlığı’na bağlı olduğu için biliyorsunuz. Yargıya yapılanları biliyorsunuz. Ergenekon davasını Yargıtay’a gitmesin diye uzatıyorlar. Neden? Çünkü Yargıtay’dan döner. Bu Anayasa paketi geçtiğinde davalar Yargıtay’dan da istedikleri gibi çıkacak.
 
“DEMOKRASİLER ANCAK BAĞIMSIZ YARGILARLA VARDIR”
Halkımız açlığa, işsizliğe dayanıyor ama yargısızlığa inanın dayanamaz. Yargı sizin uzağınızda bir kavram değil, soyut değil, can ve mal güvenliğinizdir. Yargıda yapılacak bir değişiklik asla ve asla ‘benimle ilgili değil’ demeyin, açlık ne kadar sizinle ilgiliyse yargı da o kadar ilgili. Yargı bağımsızlığını kaybederse siz bütün hayatınızı ve çocuklarınızın geleceğini de kaybetmiş olacaksınız. Böyle bir yönetimin adın faşizmimdir. Demokrasiler ancak bağımsız yargılarla vardır. Eğer hakkınızı almak istiyorsanız gerçek demokrasilerde yaşamak zorundasınız. Lütfen hep birlikte olalım. Bu anayasa değişikliğine ‘hayır’ diyelim.”

YORUM YAP