Baştan söyleyeyim, ben çocukların spor yapmasına karşı değilim.
Tam tersine, her çocuğun spor yapması gerektiğini düşünüyorum.
İtirazım spora değil; çocuk sporunun giderek bir “profesyonel sporcu olma projesine” dönüşmesine.
Çünkü çocuk spora başladığında bir süre sonra garip bir yarış başlıyor:
Daha fazla antrenman, daha fazla kamp, daha fazla özel ders, daha fazla turnuva, daha fazla ekipman…
Ve bütün bunların üzerine bir de şu mesaj ekleniyor: “Bunları yapmazsan çocuğun geri kalır.”
Asıl sorun burada başlıyor.
Çocuk spora; hareket etmek, eğlenmek, arkadaş edinmek, disiplin kazanmak ve kendini geliştirmek için başlamışken, süreç zamanla bir performans yarışına dönüşebiliyor.
Çocuk ne istiyor,
aile ne istiyor?
Çocuğun başlangıç motivasyonu çoğu zaman çok basittir: Oynamak, eğlenmek, arkadaşlarıyla olmak ve başardığında kendisiyle gurur duymak.
Fakat zaman içinde yetişkinlerin beklentileri devreye girebilir.
“Daha fazla çalışmalı.”
“Rakibi özel ders alıyor.”
“Bu kampa da gitmeli.”
“Turnuva sayısını artırmalıyız.”
“Geride kalmasın.”
Bunların hiçbirinin tek başına yanlış olduğunu düşünmüyorum.
Doğru ihtiyaç, doğru zaman ve doğru uzmanla yapılan ekstra antrenman, kamp, bireysel çalışma veya mental destek son derece değerlidir.
Benim itirazım bunlara değil; bunların ailelere bir korku ve zorunluluk duygusuyla satılmasına.
Çünkü “Bunu yapmazsan çocuğun geri kalır” cümlesi, çocuk sporunu kolayca bir tüketim yarışına dönüştürebiliyor.
Bir antrenman daha.
Bir kamp daha.
Bir özel ders daha.
Bir turnuva daha.
Ve sonunda bir harcama daha…
Başarı
çocuğun değil, ailenin projesine
dönüşürse
Burada psikolojik olarak çok daha önemli bir noktaya geliyoruz.
Çocuk kazandığında herkes mutlu.
Peki kaybettiğinde?
Eğer çocuğun duyduğu ilk soru sürekli “Neden kaybettin?” olursa, zamanla başka bir soru sormaya başlayabilir: “Kaybedersem değerim azalır mı?”
İşte sporun tehlikeli biçimde performans merkezli hale geldiği yer burasıdır.
Çocuk kazanmayı öğrenmeli ama kaybetmeyi de öğrenmeli.
Hata yapmayı, yeniden denemeyi, sabretmeyi, takım arkadaşına destek olmayı ve her zaman en iyi performansı gösteremeyeceğini kabul etmeyi öğrenmeli.
En önemlisi de kendisini yalnızca aldığı sonuçla tanımlamamalı.
Çünkü çocuk sporu bir sınav değildir.
“Daha fazla” her zaman “daha iyi”
değildir
Çocuk sporunda unutmamamız gereken en önemli gerçeklerden biri şu:
Daha fazla antrenman, profesyonellik garantisi değildir.
Daha fazla kamp şampiyonluk garantisi değildir.
Daha fazla özel ders yetenek garantisi değildir.
Daha fazla para harcamak profesyonel sporcu olmayı garanti etmez.
Sportif gelişim doğrusal değildir. Her çocuğun gelişim hızı, motivasyonu, yeteneği ve psikolojik dayanıklılığı farklıdır.
Bir çocuk yıllarca spor yapıp profesyonel olamayabilir. Bu bir başarısızlık değildir.
Çocuk sporunun profesyonelleşmesi aynı zamanda ekonomik bir mesele.
Antrenmanlar, özel dersler, kamplar, turnuvalar, ulaşım, konaklama, ekipman ve diğer destekler aileler için ciddi bir maliyete dönüşebiliyor.
Bunların hepsi gerekli olduğunda değerlidir. Ancak “daha çok harcayan daha hızlı gelişir” algısı oluştuğunda spor, ekonomik bir eleme alanına da dönüşebilir. Bu durumda yetenek kadar ailenin ekonomik gücü de belirleyici hale gelir.
Oysa çocuğun spor yapabilmesi, ailesinin ekonomik kapasitesine bağlı bir ayrıcalık olmamalı.
Sporun amacı çocuklar arasındaki fırsatları azaltmak değil, artırmak olmalı.
Profesyonel
olamazsa ne olacak?
Belki sağlıklı bir beden kazanacak.
Belki disiplin.
Belki özgüven.
Belki arkadaşlıklar.
Belki mücadele etmeyi ve kaybettiğinde yeniden başlamayı öğrenecek.
Belki hayatı boyunca sürdüreceği bir spor sevgisi kazanacak.
Bunların hangisi başarısızlık?
Bir çocuk 10 yıl spor yapıp profesyonel olmayabilir ama o 10 yılın sonunda sağlıklı, özgüvenli, sosyal, mücadeleci ve sporu seven bir genç olmuşsa, bana göre o çocuk çok önemli bir başarı elde etmiştir.
Yetişkinlerin hayalleri çocukların omuzlarına yüklenmemeli
Bazen anne babalar, farkında olmadan kendi gerçekleştiremedikleri hayalleri çocukları üzerinden gerçekleştirmek isteyebilir.
Bu çok insani bir durum.
Ama çocuk, ebeveynin ikinci hayatı değildir.
“Ben senin bunu yapmanı istiyorum.” ile “Ben bunu yapmak istiyorum.” aynı şey değildir.
Çocuk profesyonel olmak istiyorsa elbette hayal etsin.
Çok çalışsın.
Kamp yapsın.
Bireysel çalışsın.
İyi antrenörlerle çalışsın.
Gerekiyorsa uzman desteği alsın.
Ama bu yolculuğun sahibi çocuk olsun.
Ailenin görevi çocuğun hayalini belirlemek değil, onun kendi hayalinin peşinden sağlıklı biçimde gidebilmesini sağlamak olsun.
Sporun merkezine
yeniden çocuğu
koymalıyız
Belki de sormamız gereken ilk soru: “Çocuğumuz profesyonel olacak mı?” değil.
Şunlar olmalı:
“Çocuğumuz bu sporu seviyor mu?”
“Antrenmana isteyerek gidiyor mu?”
“Kaybettiğinde yeniden denemek istiyor mu?”
“Arkadaşlık kurabiliyor mu?”
“Bu süreç onun okul, aile ve sosyal hayatıyla dengeli mi?”
“Biz onun gelişimini mi destekliyoruz, yoksa kendi beklentimizi mi gerçekleştiriyoruz?”
Çünkü çocuk sporunun amacı yalnızca iyi sporcu yetiştirmek değildir.
Önce sağlıklı ve iyi yetişmiş insanlar kazandırmaktır.
Profesyonel sporcu olmak bunun güzel bir sonucu olabilir.
Ama olmamak başarısızlık değildir.
Benim itirazım spora değil.
Tam tersine, her çocuğun spor yapmasını savunuyorum.
İtirazım, çocukluğun giderek bir profesyonel sporcu yetiştirme projesine dönüştürülmesine.
Çocukların hayallerini küçültmeyelim. Ama yetişkinlerin hayallerini de çocukların omuzlarına yüklemeyelim.
Çocuk önce çocuk olsun.
Sporcu olması ondan sonra gelsin.






