14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla ilçemizde hizmet veren sağlık kuruluş temsilcileri dün Atatürk Anıtı'na çelenk sunarak, saygı duruşunda bulundu. Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar ile CHP'li meclis üyelerinin de hazır bulunduğu kutlamada günün anlam ve önemini belirten konuşmayı sağlıkçılar adına İstanbul Tabip Odası Silivri Temsilcisi Dr.Fethi Bozçalı gerçekleştirdi. Bozçalı, sağlık sektörünün genel ve yerel sağlık sorunlarına dikkat çektiği konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
"Modern Tıp eğitiminin ( 1827) başlangıcı olarak kabul edilen 14 Mart Tıp Bayramı İstanbul Tabip Odası öncülüğünde her yıl olduğu gibi bu sene de hafta boyunca bir dizi etkinlikle kutlanmakta. Tıbbiyeliler 14 Mart Tıp Bayram kutlamaları geleneğini 14 Mart 1919 yılında düşman işgaline karşı İstanbul'da ilk direniş eylemi yaparak başlatmışlar.
Tam gün yasasıyla hekimlere tek bir yerde çalışma zorunluluğu getirilmiş, esnek çalışma saatlerinin bir üst sınırı konulmamış: uzun çalışma süreleri karşılığının performans gelirinden temin edileceği, hiçbir ücret artışının söz konusu olmadığını kamuoyu ile paylaşıyoruz.
Türk Tabipleri Birliği(TTB)'nin 1978 yılında savunduğu Tam Gün yassında genel bütçeden karşılanan, tazminat ve mahrumiyet bölge ödemelerini içerdiği, mevcut yasaya göre hekimlerin çalışma alanlarını ve ücretlerini küçülten yasal düzenlemeden tamamen farklı olduğu bilinmelidir.
TTB alternatif Tam Gün yasa tasarısı hazırlamış, bu yasanın çıkmasını engellemek için sürdürmüş olduğu mücadeleye rağmen, tasarı yasallaşmıştır. Yasanın iptali için ana muhalefet partisi CHP aracılığıyla Anayasa mahkemesine iptal başvurusu için girişimlerini tamamlamıştır.
Sağlık harcamaları 2010 yılında giderek artmış, harcamalar neredeyse ülke bütçesinin %20 sine ulaşmıştır. Sağlığın finansmanını yüklenen Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), gelir kaynaklarının temelini oluşturan primlerden ancak %40'ını karşılarken, giderlerini karşılamak
için halkın cebine yönelmiştir. Yeşil Kartı olan vatandaşlarımız bile Sağlık Ocaklarına her muayenede 2 tl, Kamu Hastanelerinde 8 tl, Özel Hastanelerde 15 tl muayene katkı payı ödemek zorunda kalmaktadırlar. Devlet memurları da 1 Ocak 2010 tarihinden itibaren muayene katkı paylarını ödemeye başlamışlardır. Yakında kamu hastanelerine yatan hastalardan da katkı parası alınmaya başlanacaktır.
"YALANCININ
MUMU ECZANE
YOLUNA KADAR
YANAR"
Sağlığın piyasa ortamında(rekabet) hizmet vereceğini söyleyen hükümet, parası olmayanın temel sağlık hizmetlerinden nasıl faydalanabileceğini açıklamakta zorlanmaktadır. Sağlık Hizmetlerini ücretlendiren SGK, hizmeti değersizleştirilmiş, özel hastanelerin yaşama şansım azaltmış, kamu hastanelerinin hizmet niteliğini düşürmüştür. Sürümden kazanıp ayakta durmaya çalışan sağlık hizmet sunucuları, hizmet niteliği zayıf, ayakta kalma mücadelesi vermektedirler.
Hekim sayısının azlığından yakınan hükümet, niteliği düşük gecekondu Tıp Fakülteleri kurarken, toplam 69 tıp fakültesi var henüz 10 tanesi eğitim vermiyor. Yaklaşık tıp fakültelerine alınan öğrenci oranı %30 artırıldı, 9 fakülte öğrencileri halen başka fakültelerde öğrenim görmekte. Bu fakültelerin kapasiteleri üstünde öğrenci kabul ederek sağlık hizmetinin kalitesini düşürmekte. Hekim sayısın artırarak ucuz iş gücü oluşturarak, hekim emeğini ucuzlatıp işsiz hekim ordusu yaratmak istenmektedir. Bunun yanında sağlık giderlerinin yaklaşık yarısını oluşturan ilaç giderleri ve bu sayede ilaç firmalarına akıtılan milyarlar hükümetin sağlık kaynaklarını nerelere harcadığını açıkça göstermektedir.
Kamu Hastane Birlikleri Yasa tasarısı TBMM'de yaslaşmayı beklerken, bu yasayla devlet hastaneleri tarihe karışacaktır. Kamu hastanelerinin özelleştirilmesine, sağlık çalışanlarını sözleşmeli personel haline getirilmesine izin vermeyeceğiz.
Aile Hekimliği (AH) süreciyle birinci basamak hizmetleri özelleştiriliyor, İstanbul'da 2010 Kasım ayında uygulanması düşünülen AH, toplum sağlığı yerine bireye yönelik sağlık hizmet sunumu öncelemekte, bu hizmetin maliyeti oldukça pahalı olmakta. Keza AH sistemini uygulayan Batı Avrupa ülkeleri, bu sistemin pahalı ve yetersiz olmasından dolayı kurtulmaya çalışmakta.
8 Eylül 2009'da yaşanan sel felaketi başta Silivri Devlet Hastanesi olmak üzere bölgede bazı sağlık hizmeti veren binaları kullanılamaz hale getirmiştir. Silivri Devlet Hastanesinin dere yatağına yapılmasından dolayı son sel felaketinde daha çok etkilendiği, 3 aya aşkın sürede yataklı tedavi hizmeti sunamadığı, ameliyatların yapılamadığı hepimizin malumudur. Her an olası sel durumunda hastanemiz aynı sorunları bir kez daha yaşaması olasıdır. Hastanemizin dere yatağında yapılmasına izin veren dönemin yetkilileri hakkında İTO olarak suç duyurusunda bulunulmuş olup yasal süreç dikkatle izlenmektedir.
Biz hekimler, halkımızın nitelikli, kolay erişilebilir, eşit, uygulanması ve sürdürülmesi olanaklı olan koruyucu sağlık hizmetlerin ön planda olduğu, sağlığın doğuştan bir hak olduğu ilkesiyle herkesin hiçbir katkı ödemeden, aynen güvenliğimiz için bütçeden ödenen para gibi genel bütçeden finanse edilmesi gerektiğini düşünen; ülkemizin koşulları gereği, tıbbi teknolojinin yerinde, ilaçların gereği dışında kullanılmadığı, ülke ekonomisini koruyan küresel sermayeden yana olmayan toplumcu/koruyucu/bütünlüklü bir sağlık hizmetinin sunulması gerektiğini düşünüyoruz."






