Şentop: Rejim değil sistem değişikliği

Şentop: Rejim değil sistem değişikliği

31.03.2017 10:49:17

İlçemizde gazetecilerle birlikte yaptığı toplantıda anayasa değişikliği paketini değerlendiren TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop, “Parlamenter sistem esasen krallıklar sistemidir, cumhuriyetle özdeşlemiş bir sistem değildir. Bizim önerdiğimiz Cumhurbaşkanlığı Sistemi ise sadece cumhuriyetlerde olabilen bir sistem. Cumhurbaşkanlığı Sistemi, cumhuriyeti teminat altına alıyor.” açıklamasında bulundu.

AK Parti Silivri İlçe Başkanı Rıfat Kutlu'nun ev sahipliğinde dün Adsom Döner Restaurant'ta medya mensupları ile bir araya gelen Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop'a toplantıda SKM Başkanı Elif Koryürek, İlçe Kadın Kolu Başkanı Ülkenur Büke, SEÇ Koordinatörü Abdullah Özdemir, AK Parti İlçe Başkan Yardımcısı Ferhat Gezeren, İl Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Umur, Silivri Belediyesi AK Partili Meclis Üyeleri Tamer Şişman, Osman Umuç ve teşkilat mensupları eşlik etti. Yoğun bir algı operasyonu yürütüldüğünü söyleyen Şentop, anayasa değişikliği ve referandum sürecine ilişkin açıklamalar yaptı ve iddialara cevap verdi.

“BAŞKANLIK SİSTEMİ TÜRKİYE'DE 50 YILDIR ÖNERİLMEKTE”
Prof. Dr. Mustafa Şentop, Cumhurbaşkanlığı Sistemini içeren Anayasa Değişikliği hakkında şunları söyledi: “Türkiye, hızlı bir şekilde 16 Nisan'da yapılacak halk oylamasına yaklaşıyor. Tartışmalar bir takım ayrıntılar üzerinde yoğunlaşıyor. Değişikliğin içeriyle ilgili kısaca bilgi vermek isterim. Anayasa değişikliği esasen 2012 yılında bizim hazırlamış olduğumuz ve Uzlaşma Komisyonuna verdiğimiz yeni anayasa metninin içinden alınmadır. 105 Maddelik bir yeni anayasa teklifimiz vardı. Bu önerinin içinde hükümet sistemiyle ilgili kısımlar Milliyetçi Hareket Partisi ile de yapılan müzakereler neticesinde mutabık kalınarak 18 maddelik bir metne dönüştürüldü. Özü itibariyle Hükümet Sistemidir. Hükümet Sistemi ile ilgili ilkeler, prensipler önerimizde var. Meclisin internet sayfasında da bulunuyor. Daha önce de Cumhurbaşkanımızın yeni Başbakan olduğu zaman 20 Nisan 2003 tarihinde ilk defa ülkenin Parlamenter Sistemine devam edemeyeceği, mutlaka Hükümet Sisteminin değiştirilmesi gerektiği ile ilgili beyanı var. 21 Nisan 2003 tarihli gazetelerin manşetlerinde “Tayyip Erdoğan hedef Başkanlık” diye bu konu var. AK Parti henüz dört aylık hükümetti. Dolayısıyla bu bugün ortaya çıkmış bir şey değil. O zaman da kendisi bunu savunuyordu. Benzer bir şey AK Parti'nin 14 Ağustos 2001 yılındaki programında da var. Orada da bakanların dışarıdan atanacağı bir hükümet sistemini tartışmaya açacağız deniliyor. Cumhurbaşkanımızın 1988 yılında bu yönde görüşleri var. Aynı şekilde Demirel, Özal, Erbakan, Türkeş 50 yıl içerisinde bu sistemi konuşup tartışmışlar. Tayyip Erdoğan, ortaokula giderken Türkiye'de Başkanlık Sistemini öneren, savunan siyasetçiler, düşünce adamları, yazarlar var. 50 yıldır bu sistem tartışmaları var.

“50 YILLIK TARTIŞMANIN BİRİNCİ GEREKÇESİ İSTİKARSIZLIK”
Tabi ki bir sebebi var. İki temel mesele var; birisi istikrar. Türkiye'de istikrar üreten bir Hükümet Sistemi yok. Bugün Cumhuriyet'in 94. yılı içerisindeyiz. 65 Hükümetin 47 tanesinin ömrü iki yıldan az sürdü. Dolayısıyla Türkiye'de seçimler yapılıyor ama istikrar çıkmıyor.

“HER ZAMAN BÖYLE GÜÇLÜ BİR SİYASİ LİDER OLMAYABİLİR”
Evet, 2002 yılından beri Türkiye'de bir istikrar var ama Cumhurbaşkanımız gibi güçlü bir liderin varlığıyla ortaya çıktı. Her zaman böyle güçlü bir siyasi lider olmayabilir. Önemli olan istikrarın kurumsallaşması ve sistemin istikrar üretmesi olarak düzenlenmesidir.

“KALICI HALE GELMEZSE 15 TEMMUZ'UN BENZERİNİ YAŞAYABİLİRİZ”
İkinci temel mesele ise vesayet. Türkiye'de 1960 darbesinden sonra kurulan ve 82 anayasasında sürdürülen sistem, millet iradesiyle ortak bürokratik oligarşik bir yapıyı var ediyor. Ülkede temel kararları, milletin seçtikleri değil, seçime ihtiyacı olmayan; asker, sivil, bürokrattan oluşan bir iktidar veriyor. Yakın zamana kadar böyleydi. AK Parti, 2002 yılından itibaren yavaş yavaş siyasetin alanını geliştirerek vesayeti siyaset yoluna tasfiye etti. Bunun kalıcı hale gelmesi lazım. Gelmezse 15 Temmuz'da yaşadığımız hadisenin benzerini yaşayabiliriz. Dolayısıyla biz hem istikrarı kurumsallaştırmalıyız, hem vesayetin tasfiyesini kurumsallaştırmalıyız.

“TÜRKİYE'NİN GÜÇLÜ VE İSTİKRARLI HÜKÜMETE SAHİP OLMASI ÇOK ÖNEMLİ”
Özellikle yaşadığımız günlerde Ortadoğu ve Avrupa'daki gelişmeler, önümüzdeki günlerde bütün dünyada hem ekonomiyi hem siyaset alanında çok önemli değişimlere sahne olacağını gösteriyor. Böyle bir durumda Türkiye'nin güçlü ve istikrarlı bir hükümete sahip olması çok önemli. Bunu garanti altına alacak bir sistem önerisini tam da zamanında gündeme getiriyoruz.
7 Haziran gösterdi ki bu istikrarın garantisi yok. Tamamen konjonktürel bir şeydir, Türkiye'deki siyasi liderlerin varlığına bağlıdır. Türkiye'de askeri darbeler dönemi kapandı. 15 Temmuz'da gördük ki en ufak bir fırsatı değerlendirebilecek örgütlenmiş bir takım çeteler var. 7 Haziran ve 15 Temmuz bize gösterdi ki köklü bir anayasa değişikliğiyle ve Hükümet Sistemiyle hem istikrarı ve vesayetin tasfiyesini teminat altına alma zaruriyetini gösterdi.

“YALAN VERİLER ÜZERİNDEN ALGI OLUŞTURULMAYA ÇALIŞILIYOR”
Tartışmalarda büyük ölçüde karşı çıkanların yalan bazı veriler üzerinden bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Yalan bilgilerin çarpıtılmasıyla olabilir. Barolar Birliği Başkanı Türkiye'yi gezip Hayır kampanyası yapıyor. Oysaki buraya bağlı avukatların bir kısmı Evet, bir kısmı Hayır diyor. Ama Evet'çilerin de parasıyla Başkan Hayır kampanyası yürütüyor. Hukukçu olarak objektif, bilgileri değiştirmeden ve saklamadan bunu yapsa yine farklı bir boyutta tartışılır. Barolar Birliği Başkanlığının web sayfasından size bir örnek vereceğim. Anayasanın 93. maddesi, meclisin toplantı ve tatil zamanlarını düzenliyor, tatildeyken toplantıyla çağırılmasıyla ilgili hükümler var. 93. Madde 4 fıkra 4 paragraftan oluşuyor. Sadece 2. fıkrasında 2. paragrafında değişiklik yapmışız. Diğerlerine dokunmamışız. Onlar hala yürürlükte, koruyoruz. 2. Fıkrada diyor ki: “Meclis tatildeyken meclisi toplantıya Cumhurbaşkanı çağırabilir.” Nasıl çağırır? İki türlü; ya doğrudan kendisi, ya Bakanlar Kurulu'nun kararı üzerine çağırabilir diyor. Biz Bakanlar Kurulu'nu anayasadan çıkarttık. Değişikliği yazmışlar ama 3. fıkrayı yazmamışlar. Sonra da altına, “Meclisi itibarsızlaştırıyorlar. Tatil zamanında kendi kendini çağıramayan bir meclisle karşı karşıyayız.” diyorlar. Hâlbuki 3. fıkrada “Meclis Başkanı doğrudan veya milletvekillerinin beşte birinin talebi üzerine çağırabilir. İşte böyle bazı bilgileri gizleyerek yorum yapıyorlar. Herkes evet veya hayır diyebilir. Diyeceğimiz bir şey yok ama sahtekârlık yapmasınlar. 18 Maddelik değişiklikle ilgili her şeyi unutun ama bir şeyi hatırlayın desek; Başbakanlığı kaldırıyoruz. Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığını birleştiriyoruz.

“MECLİS'İ FESİH YETKİSİ YOK”
Son zamanlarda bilgi hataları üzerinden yaptığı yanlışları görünce Sayın Kılıçdaroğlu doğruları bilse fikir değiştirip Evet diyecek diye düşünmeye başladım. Söylediği şeyler metinle çelişen, yanlış, yalan bilgiler. Onun gibi bilsek bizde Hayır deriz, onu söyleyeyim. Doğrusunu bilince Hayır demek mümkün değil. En son, “Yeni sistemde başkan hiçbir gerekçe göstermeden Meclisi feshedebilir” diyor. Halbuki mevcut sistemde fesih var. Nitekim bunu yaşadık; 7 Haziran'dan sonra hükümetin kurulamaması sebebiyle meclisi fesih ederek Türkiye'yi seçime götürdü. Ama yeni sistemde biz çok farklı bir mekanizma öngörüyoruz. Seçimlerin yenilenmesi kararı, birlikte seçimlerin yapılması esasına dayanıyor. Cumhurbaşkanı kendi seçimlerini yenilemek suretiyle meclisin seçimlerinin de aynı günde yenilenmesini sağlayabilir. Bu bir fesih değil. Cumhurbaşkanı kendi süresinden fedakârlık ederek böyle bir seçim kararı alabilir.

“ÜÇÜNCÜ KEZ ADAY OLAMAZ”
“Meclis erken seçim kararı alırsa başkan üçüncü dönem için de aday olabilir” deniyor. Böyle bir şey yok. Cumhurbaşkanı 5 yıllığına seçilecek ve en fazla 2 dönem görev yapma hakkına sahip olacak. Üçüncü dönem imkânı kendisine verilmiyor. Metnin doğru bir şekilde öğrenilmesi kanaatindeyim. Görüş farklılıkları normal ve gayet saygıya değer ancak yanlış bilgiye dayanıyorsa artık orada görüş farklılığından söz edemeyiz o bilgi yanlışlığıdır.

“REJİM DEĞİŞİKLİĞİ DEĞİL, SİSTEM DEĞİŞİKLİĞİ”
Son zamanlarda daha olumlu bir tablo görüyoruz. Yalan yanlış üzerine kurulu bu algılar doğru bilgiler ortaya konuldukça düzelmeye başladı. Milletimizdeki kafa karışıklığı ilk sahaya çıktığımızdan bugüne büyük ölçüde değişmiş durumda. Türkiye bir hükümet sistemi değişikliği yapıyor. Parlamenter sistem de Cumhurbaşkanlığı Sistemi de bir hükümet sistemidir. Her iki hükmümet sisteminin de dünyada iyi-kötü uygulamaları vardır. Biz dünyadaki bu tecrübeyi ve ülkemizdeki 50 yıllık tartışmayı dikkate alarak çok iyi bir hükümet sistemi ortaya koyduğumuzu söylüyoruz. Bu bir rejim değişikliği değildir. CHP referandumun bir rejim değişikliği olduğu vurgusunu yapıyordu ama tutmadığını görünce geri adım attı, fazla gündeme getirmiyorlar. Çok vahim bir iddiadır bu! Eğer bir rejim değişikliği söz konusuysa CHP'nin bu değişikliği anayasa mahkemesine götürmesi gerekirdi. Eğer anayasa mahkemesine götürecek kadar ciddi bir iddiası yoksa CHP o zaman milleti korkutarak rejim değişikliği varmış gibi bir iddiayla ortalıkta dolaşmasın. Anaya Mahkemesine götürmediler, dava açmadılar, o zaman bu iddiada samimi olmadıklarını düşünüyoruz. Bu iddiayı kendilerinin bile samimi bulmadıklarını söyleyebiliriz. CHP kendisinin destek vermediği bütün anayasa değişikliklerine ‘rejim değişikliği' diyor. Ciddiye alınması mümkün değil.

“PARLAMENTER SİSTEM KRALLIKLAR SİSTEMİDİR”
Parlamenter sistem cumhuriyetle özdeşlemiş bir sistem değildir. Parlamenter sistem cumhuriyetlerde de krallıklarda da olabilen bir sistemdir. Mesela İngiltere, Hollanda, İsveç, Norveç, Danimarka, Belçika bir krallıktır, parlamenter sistemle yönetiliyorlar. Parlamenter sistem esasen krallıklar sistemidir. ABD, Latin Amerika parlamenter sistemi krallık sistemi olarak gördüğü için reddetmiş Başkanlık Sistemini benimsemiştir. Bizim önerdiğimiz Cumhurbaşkanlığı Sistemi ise sadece cumhuriyetlerde olabilen bir sistemdir. Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile krallık bağdaşmaz. Bu açından Cumhurbaşkanlığı Sisteminin cumhuriyeti de teminat altına alan, sigortalayan bir hükümet sistemi değişikliği olduğunu ifade etmek gerekir.”

“TEK ADAM DEĞİL TEK KİŞİLİK HÜKÜMET”
Konuşmalarına burada son vererek basın mensuplarından soru kabul etmeye başlayan Şentop, ‘tek adam' algısının gerçeği yansıtmadığını söyledi. Şentop, “Tek adam ifadesi yanlış. Tek adam değil ama tek kişi ifadesi doğru ve bu da sakındığımız, utandığımız bir şey değil. Yürütmede tek kişi olacak. Bugün yürütme işinde kararı iki kişi veriyor. Son sözü kaç kişi söylüyor buna bakıyoruz. Bugün son sözü iki kişi, söylüyor, biz o iki kişiyi bir kişiye indiriyoruz. Yüzlerce kişiyi tek bir kişiye indirmiş değiliz. Dünyada iyi işleyen sistemlerin hepsi son sözü tek kişinin söylediği sistemlerdir. Son sözü iki kişinin söylemesi, Cumhurbaşkanları ile Başbakan arasında kriz doğuruyor. Son sözü bir kişinin söylemesi gerekiyor.” diye konuştu.

Hazal BAŞARAN / Renginar SALİ


YORUM YAP