Sabuncuoğlu: Sahiplenmek kaybetmektir

Sabuncuoğlu: Sahiplenmek kaybetmektir

30.11.2013 11:43:44

Farkındalıklı Yaşam Uzmanı Cenk Sabuncuoğlu, Hürhaber okuyucularıyla önemli bilgiler paylaşmayı sürdürüyor. Sağlıklı, dengeli ve konforlu bir yaşam için nelere dikkat etmek gerektiğini sıralayarak tavsiyelerde bulunuyor. Bugünkü söyleşinin konusunu ise sahiplenmek duygusu ve özgüven oluşturdu.

SABUNCUOĞLU: SAHİPLENDİĞİMİZ BÜTÜN HER ŞEYİ ZAMANI GELDİĞİNDE KAYBEDERİZ
Sabuncoğlu, bu konuda şunları kaydetti: "Sahiplenmek ve özgüven aslında bir insanın hayatında birçok şeyi yeniden değiştirip tekrar kaybetmesi gibi bir şey. Sahiplendiğimiz bütün her şeyi zamanı geldiğinde kaybederiz. Sahiplenmediğimiz ve sadece yapması gereken şeyleri sabit halde tutup kafamızı o yöne çok fazla yöneltmediğimiz zaman onunla bir ömür boyu yaşayabilecek halde oluruz. Sahiplenmek dediğimiz şey bizim vücut kimyamıza o kadar ters bir olay ki, ama her zaman sahiplendiğimiz her ne varsa kendi formatımıza uydurmak istediğimiz için yani bu eşittir karşılıklı sevgidir aslında. Kendi formatımıza çevirip, kendi isteklerimiz doğrultusunda yönetmeye çalıştığımız için onun yaşam enerjisini kısıtlarız. Bir süre sonra o her neyse canlı veya cansız, bu arabamız, eşimiz, çocuğumuz, sevgilimiz olabilir, onun formatını değiştirdiğiniz an, evrenle olan yaşam enerjisini kestiğiniz için bir süre sonra sizden ayrılır. Arabanızı satmak zorunda kalırsınız. Arabanıza biri gelip vurmak zorunda kalabilir çünkü siz onu sahiplenerek olduğu platformdan dışarı çıkarmaya çalışıyorsunuz. Her şeyi olduğu gibi kabul edip, o şekilde tadını çıkardığımızda bizimle bir ömür boyu beraber olmaya çalışıyor. Örneğin evinizde bir çiçek varsa, bu çiçeğe çok fazla anlam yüklediğinizde, işte tomurcukları her gün açsın, her dakika yaprakları çok güzel olsun dediğinizde, maalesef o çiçek yaşamıyor. Çiçeği kendi haline bırakıp, her gün ona; nasılsın iyi misin diye sorarsanız veya her gün ona gözünüzün ucuyla bakarsanız olması gerektiği halde olacak.

"ÇOCUKLARIMIZI FORMATLAMAK YERİNE ONLARA SADECE REHBERLİK YAPALIM”
İnsanlar sahiplendikçe kendi özgüvenlerini yitiriyorlar. Özgüven, kişinin özüne güvenme şeklidir aslında. Kişi kendi özünde bulamadığı şeyleri başka birinin formatını değiştirerek kendi haline çevirmeye çalışıyor. Örneğin bir anne baba sürekli çocuğunun formatını değiştirmeye çalışıyorsa kendi içinde olmak istediğini çocuğunda, eşinde ve arkadaşında görmek istediği şekilde yapıyor. Çocuğunun hiçbir şekilde formatını değiştirmeden olduğu haliyle onunla beraber aynı safta yürümeye kalktığında çocuğun anneye ve babaya, arkadaşlarına olan bakış açısı ve özgüveni çok farklı bir hal alır. Şu anda özellikle eğitim öğretim yılında da olduğumuz için çocukların sınav zamanları, müsamereleri ve kendilerini ispat edebilmeleri için bir takım ödevleri var. Burada özgüven o kadar önemli ki, eğer biz çocuğumuza olduğu halde davranmayı öğretirsek, zaten bunu biliyor sadece ön plana çıkarırsak, çocuk sınıftaki etkinliklerini fazlalaştırır, arkadaşları arasındaki söylemlerini daha belirginleştirir. Biz çocuğu formatladığımız, olmak isteyip olamadığımızı ona yaptırtmak istediğimiz için o da kendi kimliği ile karmaşaya düşüyor, biz özgüvensiz hiperaktif, bildiklerini ifade edemeyen ve bilgisayar bağımlısı çocuklar yetiştiriyoruz. Çocuklarımıza sadece rehberlik ve aynalık yapmamız gerekiyor. Onların formatlarıyla hiçbir zaman oynamamalıyız.

"HER ŞEY OLDUĞU GİBİ GÜZEL”

Eğer bir şeyler biz istemeden oluyorsa buna tümör denir, yani beynimizin kontrol edemediği şeyler. Siz her şeyi kontrol etmek istediğinizde ve edemediğinizde tümörleri yaratıyorsunuz. Hayatınızda bir şeyleri sürekli kontrol altında tutabilmek beyne kontrolsüzlük yaratıyor. Ben ona, sistem sarı kart veriyor diyorum. Beynin kontrol edilemediği yerlerde tümörleriniz çıkmaya başlıyor. Kendi arkadaşlarıma, danışanlarıma her zaman şunu öneriyorum; her şey olduğu gibi güzel, her şey olduğu gibi insanın ruhuna hitap eder. Biz şöyle de olsa, böyle de olsa gibi beyin frekanslarıyla olan şeyin enerjisini kapatıyoruz.

"HERKES KENDİNCE HAKLI, SADECE DÜŞÜNCELERİ VE YORUMLARI FARKLI”
Etrafımızda çok farklı insan tipleri var. Birden fazla insanın işletim modeli var, yani dört ana işletim modeli altlarında da üçer olduğunda 12 farklı insan tipi var. Her birimiz karşımızdaki insanı kendimiz gibi düşündüğümüz için hep aynı fikirde olmayı isteriz. Bu da karşılıklı olarak insanları iter veya çeker.
Biz bunlara Hava, Toprak, Su, Ateş grupları diyoruz. Bir Ateş grubunun düşüncesiyle bir Su grubunun düşüncesi hiçbir zaman bir olmaz. Onlar bir gönül bağı olarak birleşebilirler ama iş ortamında hiçbir zaman bir araya gelemezler çünkü fikir ve düşünceleri çok farklı. Onun için karşımızdaki insanla, Mevlana’nın söylediği gibi "Ne olursan ol yine de gel”, müşterekte buluşmak, düşüncelerine saygı duymak gerekiyor. Herkes kendince haklı, sadece düşünceleri ve yorumları farklı. Biz her zaman gördükleriyle karar verenler görmediklerine yem olurlar diye hep arkadaşlarımıza anlatıyoruz. Onun için eğer oğlunuz, kardeşiniz size bir fikirle geliyorsa mutlaka kendi düşünce sisteminde doğruları var.
Yargılamadan, önyargılı olmadan mutlaka dinlemek ve kendini karşı tarafın yerine koymak gerekir. Ve bilmeliyiz ki kardeşimiz, oğlumuz, kızımız bize bir şey anlatıyorsa mutlaka bizimle ilgili bir mesaj veriyordur. O, mesajı aldığınızda hayatınızda belki o gün itibariyle çok farklı şeyler değişecek. Çocuklarımıza belli bir yaştan sonra ‘Yapma, etme, dokunma’ v.s gibi söylemler yaptığımızda onların bilinçaltını tamamıyla formatlıyoruz ve belirli bir süre sonra maalesef ki psikolojik, sağlık sorunlar meydana geliyor. Ve özgüveni olmayan bir gençlik yetiştirmeye çalışıyoruz.
Oysaki sözlerini ve düşüncelerini hiçbir tesir altında kalmadan kendi olduğu haliyle hitap eden gençlik aslında bizim istediğimiz gençlik. Birçok düşünce farklılığı bizi doğru yola getirir. Maalesef bunları sentezleyemiyoruz. Bunun için çocuklarımızı ve arkadaşlarımızı kendi yerimize ve kendimize onların yerine koyup düşüncelerine saygı duymalıyız.

"ÖZGÜVEN; KİŞİNİN KENDİNİ OLDUĞU HALİYLE KABUL ETME ŞEKLİ”

Kişi özgüvenini kaybetmeye başladığı an, orada bir durup, mutlaka bir geriye sörf yapıp geçmişte yaşamış olduğu güvensizlikleri ön plana alıp, neler hakkında bunu yaşamışsa kendini olduğu halde kabul etmeyi öğrenmesi gerekir. Herkesin başarı kavramı farklı. Her insan başarılı olacak anlamına gelmez. Bir oyuncu sahada 80 dakika yatıp 10 dakikada gol atabilir. Yani siz bir ömür boyu hiçbir şey yapmayıp hayatınızın üçte birlik kısmında çok güzel şeyler yapabilirsiniz. Her saniye, her dakika başarılı olacaksınız diye bir kavram yok. Başarılı ve başarısızlık kavramını kendinize göre değiştirebilirsiniz.
Onun için özgüven dediğimiz şey, kişinin kendini olduğu haliyle kabul etme şekli. Kişinin karşıdaki insanı olduğu gibi kabul etme şekli.
Kişi, kendinde hata gibi gördüğü şeyler, her grupta farklı. Diyoruz ya, Toprak grubu kendini her zaman bir güvenlik içerisine almaya çalışır. Bütün yaptığı işlerde mutlaka belge arar. Belgesiz olan her şey ona göre güvensiz bir şey. Su grubu, duygularında, Ateş grubu ise iş ilişkilerinde güven arar. Onun için her insana mutlaka hak vermek gerekir. Toprak grubunun güvenli bulduğunu, Su grubu bulmaz. Her insan davasında farklı ve haklı. Kişiler kendi özgüvenlerini ve mutluluklarını, kendi oluş halleriyle kabul ettikleri süre içerisinde hem işleri sağlıklı hem de beyin frekansları çok sağlıklı bireyler yetiştirebilirler.

"ÖZÜNE AYKIRI DAVRANIŞTA BULUNMAK, KİŞİNİN RUH HALİNİ BOZAR”

Kendimizde güvensizlik hali yaratmamız şöyle gerçekleşiyor; bir işte başarısız olarak kendimizi addettiğimiz zaman bundan sonraki sürece yeni sipariş veriyoruz. Oysaki her ne yapıyorsak, ‘Ben buyum. Kendimi olduğum halimle kabul ediyorum’ dediğiniz an aslında büyük bir şey başarmış oluyorsunuz. Böylece kendi özünüze aykırı bir şey yapmıyorsunuz. Başarısız olup da kendinizi başarılı olarak addettiğinizde öz diyor ki, ‘Sen bunu yapmadın, dışarıya farklı bir şekilde yansıtıyorsun’ ve kişilik çatışmasına sebebiyet veriyorsunuz. Tiklerimizin çıkması, kaşımızın gözümüzün oynaması, ruh halimizin bozulmasının en önemli etkenlerden biri.
Özüne aykırı davranış yapmak, kişinin kendi ruh halini bozar. Maskesiz dolaşmak, kendinize yaptığınız en büyük iyilik, terapi ve en büyük sağlık hareketi. Onun için maskesiz dolaşabildiğiniz, yaşayabildiğiniz günleri kendinize açmanız gerekiyor. Maskeyle dolaştığınız her gün özünüzden bir gram eksilttiğimiz gündür.”


YORUM YAP