Özgüven çocuğun gelecekteki yaşamını belirleyen en önemli unsurdur. Çocuğumuz
özgüvenli ise değerli olduğunu
anlayabilir, kendisi ve çevresi ile barışık, sevgi dolu bir kişilik geliştirebilir. Bu anlamda okul
öncesi dönemde çocuğun yakın çevresindeki kişiler yine büyük önem
taşımaktadır. Özgüvenli çocuk
yetiştirmek için biz yetişkinler neler
yapabiliriz?
l Koşulsuz sevmeliyiz
Çocuğumuzu tamda olduğu haliyle kabul etmeliyiz. Birileri gibi olmasını
beklemeden ona değer verdiğimizi hissettirmeliyiz. Beğendiğimiz yanlarını ön
plana çıkarmalıyız. Zaten bir süre sonra
istenmeyen davranışı sönüp yok olacaktır. Kuralımız beslenen her şey yaşar
beslenmeyen ise yok olur, mesajımız seni
seviyorum, senin bu yanlarını beğeniyorum, sen benim için önemlisin
olmalıdır. Örneğin, odası dağınıksa
düzgün olan bir şey bulup ( bir oyuncağı yerinde ise ) bak bu oyuncağını
oynadıktan sonra yerine koyman çok hoşuma gitti gibi sözel ifade ona kendisini
iyi hissettirirken aynı zamanda iyi davranışın
pekişerek sürekli yapılabilir hale
gelmesi sağlanacaktır.
l Onu
onayladığımızı her fırsatta dillendirmeliyiz.
Çocuğunuzda gördüğünüz olumlu bir davranışı, güzel bir
sözü, yaptığı bir etkinliği v.s
beğendiğinizi hem kendisi hem de çevresindeki diğer kişilerle paylaşılması, bir
köşede sergilenmesi onda onaylandığı hissini doğuracağından kendisine değer
verdiğinizi düşündürecektir. Üstelik bu olumlu durumun tekrarı için teşvik
edici olacaktır.
l Çocuğun
varlığından hoşnutluğumuzu dile getirmeliyiz.
Her ne
durumda olursa olsun şaka bile olsa ( soyut kavram gelişmediğinden her şeyi
gerçek olarak algılarlar ) çocuk büyütmek çok zormuş, ne diye doğurdum sanki?
yada bir erkek ( kız ) çocuğumun olmasını tercih ederdim gibi sözler çocuğa
istenmediğini düşündürür. Onun yerine senin varlığından çok mutluyum, iyi ki
varsın olmalıdır. Olumlu konuşmaların yanı sıra onun görebileceği noktalara
koyulacak ufak kâğıtlara çizilmiş sevgi
resimleri ya da yazılmış sevgi mesajları
bu anlamda çok işe yarayacaktır. Kendi odanıza, iş yerinize birlikte
çekilmiş bir fotoğraf, yada onun yaptığı etkinlik örneğini ( resim, atık
materyal çalışması v.s ) koymak yine onda değerliğim duygusu yaratacaktır.
l Olumsuz duygu
ve düşüncelerimizi onu suçlamadan ifade etmeliyiz.
Çözüm için beklenemeyecek
bir durumda ( canınızı acıttığında “ canımı acıttın” yerine
“ şuan bana oyuncağını attığın için
canım yanıyor ve ben bu durumdan hoşlanmadım. Üzülüyorum, oyuncaklar oynamak
içindir ” gibi sözler kullanmanız
gerekirse oyuncağı geçici bir süre veremeyeceğinizi söylemeniz ve söylediğinizi yapmanız doğru bir yaklaşım olacaktır. Buradaki mesaj onun davranışına dönük olmalıdır.
l Beklentilerimizi
açık ve anlaşılır bir dille belirtmeliyiz.
Çocuğunuzun ondan ne istediğinizi net olarak bilmesini sağlayın. Bunun için
kısa ama kararlı yönergeler vermeniz işe yarayacaktır. Başardığında da bu
başarısını o anda ve sözel yada dokunuşla ödüllendirerek fark ettiğinizi
vurgulamalısınız. Yapmasını istemediğiniz bir davranışın yerine istediğinizi
söylemeniz ne yapacağı konusunda iyi bir yönlendirme olacaktır.
l Çocuklarımızı
tam olarak dinlemeliyiz.
Çocukların söylemek istediklerini
dinlerken göz teması kurmak hatta onun seviyesine eğilerek inmek iletişimi sağlıklı kılar. Böylece
aranızdaki fiziksel gücü aza indirgeyerek seviye farkını giderecektir. Sonrasında
size söylediklerini tekrar ona
söylemeniz aktif dinleyici konumunda olmanız onu dinlediğinizi kesinleştirir.
Aktif dinlemeyle hem çocuğunuz hem de
siz empati yapabilme şansına erişirsiniz. Olayları birbirinizin gözünden
görmeye başlamakla sağlıklı bir iletişim kurmanız gerçekleşir.
Çocuk “ ben
sana kızdım”
Anne “ sen bana
kızgınsın ”
Çocuk “ evet
çünkü sen söz verdin ama benimle oynamıyorsun
Anne “
haklısın sana söz verdim ama şuanda yemek hazırlamam gerekiyor yemekten sonra
oynasak olurmu ?” dediğiniz zaman hem
onu dinlediğinizi, hem anladığınızı, hak verdiğinizi hemde önemsediğinizi belirtmiş olacaksınız.
O anda onu
dinleyemeyecek durumda iseniz mış gibi yapacağınıza şu işim bitsin hemen yanına
gelip seni dinleyeceğim demeniz daha doğru olacaktır. Tabi yine
sözünüzde durmanız koşuluyla.
l Çocuğumuzun duygularını önemsemeliyiz.
Çocuğunuzda var olan olumlu yada
olumsuz duyguları ciddiye aldığınızı
hissettirin. Eğer odasına gitmekten
korktuğunu söylüyorsa haydi şuradan sen
korkak çocuk mu oldun yada yok orada hiçbir şey onu da nereden çıkardın? gibi
yaklaşımlar kendisini kötü hissetmesine yol açacaktır. Oysa
Ebeveyn “Odana
gitmekten korkuyorsun ”
Çocuk “Evet,
ya orada hırsız varsa ”
E “Odanda
hırsız olduğunu sanıyorsun pekala gel
birlikte dolaşalım ” demek ve birlikte
dolaşmak çocuğa iyi gelecektir. Sizin
onu koruyup kolladığınız dikkate aldığınızı hissettirecektir. Hem de boşu
boşuna korktuğunu görme fırsatı
bulacaktır.
l Çocuğumuzla yalnız
ve kaliteli vakit geçirmeliyiz.
Biz yetişkinler için zaman hep
sınırlıdır. Ama buna rağmen çocuğumuzla
doyurucu bir zaman ayırmalıyız. Doyuruculuk zamanın çokluğundan çok
kalitesiyle ilgilidir. Onun seviyesine inip onun oyuncakları ve kuralları ile oynamak sevgi alışverişinde
bulunmak olduğu gibi birlikte etkinliklere katılmak ta olabilir. Önemli
çocuğunuz sizi sevginizle, şefkatinizle tamamlandığını, değerli olduğu hissetmesi.
l Çocuğumuzun sorumluluk almasına izin vermeliyiz.
Çocuklar
sorumluluk almaktan, ev işlerine yardım etmekten çok hoşlanırlar. Bunun
altında bak bende varım, başarabiliyorum
mesajı yatar. Oysa biz ya onlara kıyamadığımızdan yada işimizin uzaması endişesinden bütün sorumluklarını üstleniriz. Oysa çocuk
bu durumu bana güvenmiyorlar, ben
başaramam demek ki olarak algılar ve
özgüveni zedelenir. Bundan dolayı çocuklarımıza alabileceği kadar sorumluluk
verilmeli başaramayacağını düşündüğü durumlara mücadele etmesi için teşvik
edilerek kendine olan inancı
yükseltilmelidir.
l Çocuğumuzun
sahiplenme duygusunu desteklemeliyiz.
Biz
yetişkinler çocuğa ait olsun olmasın her şeyin kontrolünü elimizde tutmak
isteriz. Ona ait eşyalar, oyuncaklar v.s biz istediğimiz zaman atılır yada
başka birine verilir. Yada paylaşmayı
öğrettiğimizi sanarak kendimizle gururlanırız. Oysa çocuklukta
kendisinin olanlara sahip çıktığı
oranda değerine sahip çıktığını düşünür. ( bu daha ileri boyuta varırsa
dışkısın tutmaya kadar bile gidebilir,
yada ileriki yaşamında cimriliğe
) Zaten bir dönem sonra paylaşmayı sosyal bir beceri olarak edinecektir ama
okul öncesinde dönemde bunu beklemek zorlamak çocuk için travmatiktir. Her ne amaçla olursa olsun,
onun olan ondan izin alınarak ve de izin verirse alınmalıdır.
l Çocuğumuzun
düşüncelerine saygı göstermeliyiz.
Ara sıra çocuğunuzun herhangi bir konuda düşüncesini sormanız, onun düşüncelerine önem verdiğimizi
hissettirir. Hazırlanacak bir yemek, giyeceğiniz bir giysi, alacağınız bir eşya
ile ilgili fikrinin alınması gibi. Kabul
etmediğinizde ise nedenini uygun bir dille anlatmanız red edilme hissini ortadan
kaldırdığı gibi konu ile ilgili
bilgilenme ortamı oluşturacağından fayda sağlayacaktır
l Çocuğumuzun
becerilerini kabul etmeliyiz.
Her zaman öğreten olmamıza karşı çocuklarımızda bazen direnç gelişebilir. Bende
varım biliyorum duygularını tatmin edecekleri ortam, durum yaratmak gelişimleri için son derece yarar sağlayacaktır. Burada
verilecek mesaj hem herkesin farklı başarıları, bildikleri var hem de ben sana
güveniyorum, senin becerilerini farkındayım olacaktır.
l Her çocuğun
kendine özel olduğunu vurgulamalıyız.
Çocuğumuzda fark ettiğimiz özel yetenekleri, becerileri, fiziksel yada
kişilik özelliklerini her fırsatta öne çıkarmalıyız, görmesini sağlamalıyız, gelişmesi için desteklemeliyiz Herkesin başka, başka
özelliklere sahip olduğunu anlaması için
örnekler vermeliyiz.
l Çocuğumuzun
tercihlerine saygı göstermeliyiz.
İstemediği bir durum için
zorlanmamalıdır. Yada red edeceği bir
durum için önceden seçenekler ( sınırlı )
hazırlanması ve sunulması sanki kendi tercihi imiş gibi algılamasını
sağlayacağından direnç göstermesi
engellenecek, özgüvenin gelişmesi
desteklenecektir.
l Çocuklara
önemli Olanın sadece dış görünüşleri olmadığını öğretmeliyiz.
Çocuklar büyürken belli dönemlerde fiziki görünüşlerinden rahatsız olurlar.
Bizler onların bu yanlarını pekiştirecek model olmayıp ( kilolarından sızlanan
bir ebeveyn gibi ) vücudumuzun bir paket
asıl hediyenin içinde olduğunu vurgularsak
iyi bir model olmuş oluruz. Onun sahip olduğu kişilik özelliklerinin çok daha önemli
olduğunu farkına varmasını sağlayabilirsiniz.
Kaldı ki vücudumuzla ilgili bir problem varsa onunla ilgili çözüm yolları
olduğunu bilmesi, kontrolün onda olduğuna inanması için bu konuda sohbet edilip
seçenekler sunulması onu rahatlatacaktır..Bu problemin başkalarının da başına
geldiğini bunun normal olduğunu bir süre sonra geçtiğini bilmesi kaygılarını
azaltacaktır.
l Çocuğumuzun kendisiyle ilgili olumsuz imaja sahip olması
durumunda ona yardımcı olmalıyız
Dolaylıda olsa çocuğun kendi hakkında olumsuz duygular taşıdığını ifade ettiği zamanlarda
ciddi bir şekilde dinlenmeli, gözlenmeli,
ne demek istediklerini anlamaya çalışılmalıdır. Örneğin; çocuğunuz, bir şeyi başarma konusunda
kaygılanıyorsa “ yapamayacağını düşündüğünü biliyorum, ama ben öyle
düşünmüyorum. Belki, bazı şeyleri öğrenmek için biraz daha büyümen lazım ama
senin de başardıkların var daha sonra bunu da başaracaksın biliyorsun bebekken
yürüyemiyordun ama şimdi istediğin kadar
yürüyebiliyorsun yada yiyebiliyorsun,
giyinebiliyorsun gibi örneklerle kendine olan inancını kuvvetlendirebiliriz.
l Sevgiyi somut
olarak İfade Etmeliyiz.
Çocuklar soyut olan sözler yerine somut olan davranışları daha iyi algılarlar. Kucaklanmak ve okşanmak gibi
fiziksel temaslar sevildiklerini daha
iyi anlatır. Hatta ben seni de kardeşini de aynı derecede seviyorum yerine bir
meyveyi eşit şekilde ikiye bölüp vermek gibi davranışlar bak benim için
ikinizde aynısınız düşüncesini somutlaştırır.
l Tutarlı
davranışlar sergilemeliyiz.
Biz ebeveynler eğer sözlerimizle davranışlarımız arasında
tutarsızlık sergiliyorsak çocuğumuzun bize olan güvenini sarsmış olduğumuz gibi
onların hangi davranışı yapması gerektiği konusunda çelişkiye düşmelerine yol
açarız. Çocuğa karsı dürüst olmak için sözlerimizle beden dilimizle
mimiklerimizle bir bütün içinde davranmalıyız. Hayır dediğimiz bir durumda
gülüyorsak, bir davranışa farklı zamanlara farklı tutumlar gösteriyorsak,
çocuğumuzdan istediğimizi kendimiz yapmıyorsak onun gelişimini olumsuz anlamda
etkileriz.
l Çocuğumuzu
ilgilendiren durumlarda aynı dili kullanmalıyız.
Biz
ebeveynler çoğu zaman kendi duygu ve
düşüncelerimize, beklentilerimize v.s paralel olarak çocuğumuzla ilgili karar yada
davranışlarda çelişkili davranırız. Annenin hayır bunu yapmamalısın dediğine
babanın aman yapsın canım ne olacak dediği gibi yada tam tersi durumlarda çocuk neyi yapıp yapmayacağı
konusunda dolayısı ile doğru yanlışı ayırt etme konusunda kafası karışır. Bu
durumda kendini savrulmuş hisseder. Yolunu net çizemez ve kime güveneceğini
bilemez. Onun için bizler birbirimizin sözlerine , davranışlarına karşı da
olsak çocuğun yanında hem fikir olmalıyız. Bu durumun muhakemesini baş başa kaldığımızda yapmalıyız.
l Duygularımızı
çocuğumuzla paylaşmalıyız.
Bizimde onlar gibi olduğumuzu anlayabilmeleri için dönem, dönem kendi olumlu, olumsuz yaşantılarımızı
anlatmamızda fayda vardır. Bu durumda
çocuğumuzun kendini kabullenmesi kolaylaştığı gibi bizim duygu ve düşüncelerimi
anlamasını bizi daha iyi tanımasını sağlayabiliriz. Aileye dair öyküler onların kendilerini daha köklü
hissetmelerini sağlayacaktır. Üstelik paylaştığımız her bir durum onun için
tecrübe oluşturabilecektir.
Çocuk
Gelişimi Eğitimi Danışmanı
Nurten Daniş






