Nurten Danış

Nurten Danış


Özgüven   çocuğun gelecekteki  yaşamını belirleyen en önemli unsurdur. Çocuğumuz  özgüvenli ise değerli olduğunu anlayabilir, kendisi  ve çevresi ile  barışık, sevgi dolu  bir kişilik geliştirebilir. Bu anlamda okul öncesi dönemde çocuğun yakın çevresindeki kişiler yine büyük önem taşımaktadır.  Özgüvenli çocuk yetiştirmek için  biz yetişkinler neler yapabiliriz?

l   Koşulsuz sevmeliyiz
Çocuğumuzu tamda olduğu haliyle kabul etmeliyiz. Birileri gibi olmasını beklemeden ona değer verdiğimizi hissettirmeliyiz. Beğendiğimiz yanlarını ön plana çıkarmalıyız.  Zaten bir süre sonra istenmeyen davranışı sönüp yok olacaktır. Kuralımız beslenen her şey yaşar beslenmeyen ise yok olur,  mesajımız seni seviyorum, senin bu yanlarını beğeniyorum, sen benim için önemlisin olmalıdır.  Örneğin, odası  dağınıksa  düzgün olan bir şey bulup ( bir oyuncağı yerinde ise ) bak bu oyuncağını oynadıktan sonra yerine koyman çok hoşuma gitti gibi sözel ifade ona kendisini iyi hissettirirken aynı zamanda  iyi davranışın pekişerek  sürekli yapılabilir hale gelmesi sağlanacaktır.

l   Onu onayladığımızı her fırsatta dillendirmeliyiz.

Çocuğunuzda  gördüğünüz olumlu bir davranışı, güzel bir sözü, yaptığı bir etkinliği  v.s beğendiğinizi hem kendisi hem de çevresindeki diğer kişilerle paylaşılması, bir köşede sergilenmesi onda onaylandığı hissini doğuracağından kendisine değer verdiğinizi düşündürecektir. Üstelik bu olumlu durumun tekrarı için teşvik edici olacaktır.

l   Çocuğun varlığından hoşnutluğumuzu dile getirmeliyiz.

Her ne durumda olursa olsun şaka bile olsa ( soyut kavram gelişmediğinden her şeyi gerçek olarak algılarlar ) çocuk büyütmek çok zormuş, ne diye doğurdum sanki? yada bir erkek ( kız ) çocuğumun olmasını tercih ederdim gibi sözler çocuğa istenmediğini düşündürür. Onun yerine senin varlığından çok mutluyum, iyi ki varsın olmalıdır. Olumlu konuşmaların yanı sıra onun görebileceği noktalara koyulacak  ufak  kâğıtlara çizilmiş  sevgi  resimleri ya da yazılmış sevgi mesajları  bu anlamda çok işe yarayacaktır. Kendi odanıza, iş yerinize birlikte çekilmiş bir fotoğraf, yada onun yaptığı etkinlik örneğini ( resim, atık materyal çalışması v.s ) koymak yine onda değerliğim duygusu yaratacaktır.

l   Olumsuz duygu ve düşüncelerimizi  onu suçlamadan  ifade etmeliyiz.

Çözüm için beklenemeyecek bir durumda  (  canınızı acıttığında “ canımı acıttın” yerine  “ şuan bana oyuncağını attığın için canım yanıyor ve ben bu durumdan hoşlanmadım. Üzülüyorum, oyuncaklar oynamak içindir ”  gibi sözler kullanmanız gerekirse oyuncağı geçici bir süre veremeyeceğinizi söylemeniz   ve söylediğinizi yapmanız  doğru bir yaklaşım olacaktır.    Buradaki mesaj  onun davranışına dönük olmalıdır.

l   Beklentilerimizi açık ve anlaşılır bir dille belirtmeliyiz.
Çocuğunuzun ondan ne istediğinizi net olarak bilmesini sağlayın. Bunun için kısa ama kararlı yönergeler vermeniz işe yarayacaktır. Başardığında da bu başarısını o anda ve sözel yada dokunuşla ödüllendirerek fark ettiğinizi vurgulamalısınız. Yapmasını istemediğiniz bir davranışın yerine istediğinizi söylemeniz ne yapacağı konusunda iyi bir yönlendirme olacaktır.

l   Çocuklarımızı tam olarak dinlemeliyiz.
Çocukların söylemek istediklerini  dinlerken göz teması kurmak hatta onun seviyesine eğilerek  inmek iletişimi sağlıklı kılar. Böylece aranızdaki fiziksel gücü aza indirgeyerek seviye farkını giderecektir. Sonrasında size söylediklerini  tekrar ona söylemeniz aktif dinleyici konumunda olmanız onu dinlediğinizi kesinleştirir. Aktif dinlemeyle  hem çocuğunuz hem de siz empati yapabilme şansına erişirsiniz. Olayları birbirinizin gözünden görmeye başlamakla sağlıklı bir iletişim kurmanız gerçekleşir.

Çocuk “ ben sana kızdım”

Anne “ sen bana kızgınsın ”

Çocuk “ evet çünkü sen söz verdin ama benimle oynamıyorsun

Anne “ haklısın sana söz verdim ama şuanda yemek hazırlamam gerekiyor yemekten sonra oynasak olurmu ?”  dediğiniz zaman hem onu dinlediğinizi, hem anladığınızı, hak verdiğinizi  hemde önemsediğinizi  belirtmiş olacaksınız.

O anda onu dinleyemeyecek durumda iseniz mış gibi yapacağınıza  şu işim bitsin  hemen yanına  gelip seni dinleyeceğim demeniz daha doğru olacaktır. Tabi yine sözünüzde durmanız koşuluyla.

l   Çocuğumuzun  duygularını önemsemeliyiz.
Çocuğunuzda  var olan olumlu yada olumsuz  duyguları ciddiye aldığınızı hissettirin. Eğer  odasına gitmekten korktuğunu söylüyorsa  haydi şuradan sen korkak çocuk mu oldun yada yok orada hiçbir şey onu da nereden çıkardın? gibi yaklaşımlar kendisini kötü hissetmesine yol açacaktır. Oysa

Ebeveyn “Odana gitmekten korkuyorsun ”

Çocuk “Evet, ya  orada hırsız varsa ”

E “Odanda hırsız olduğunu  sanıyorsun pekala gel birlikte dolaşalım  ” demek ve birlikte dolaşmak  çocuğa iyi gelecektir. Sizin onu koruyup kolladığınız dikkate aldığınızı hissettirecektir. Hem de boşu boşuna  korktuğunu görme fırsatı bulacaktır.

l   Çocuğumuzla yalnız ve kaliteli vakit geçirmeliyiz.
 Biz yetişkinler için zaman hep sınırlıdır. Ama buna rağmen çocuğumuzla  doyurucu bir zaman ayırmalıyız. Doyuruculuk zamanın çokluğundan çok kalitesiyle ilgilidir. Onun seviyesine inip onun oyuncakları  ve kuralları ile oynamak sevgi alışverişinde bulunmak olduğu gibi birlikte etkinliklere katılmak ta olabilir. Önemli çocuğunuz sizi sevginizle, şefkatinizle tamamlandığını, değerli olduğu  hissetmesi.

l   Çocuğumuzun  sorumluluk almasına izin vermeliyiz.

Çocuklar sorumluluk almaktan, ev işlerine yardım etmekten çok hoşlanırlar. Bunun altında  bak bende varım, başarabiliyorum mesajı yatar. Oysa biz ya onlara kıyamadığımızdan yada işimizin uzaması endişesinden  bütün sorumluklarını üstleniriz. Oysa çocuk bu durumu bana güvenmiyorlar,  ben başaramam  demek ki olarak algılar ve özgüveni zedelenir. Bundan dolayı çocuklarımıza alabileceği kadar sorumluluk verilmeli başaramayacağını düşündüğü durumlara mücadele etmesi için teşvik edilerek kendine  olan inancı yükseltilmelidir.

l   Çocuğumuzun sahiplenme duygusunu desteklemeliyiz.

Biz yetişkinler çocuğa ait olsun olmasın her şeyin kontrolünü elimizde tutmak isteriz. Ona ait eşyalar, oyuncaklar v.s biz istediğimiz zaman atılır yada başka birine verilir.  Yada paylaşmayı öğrettiğimizi sanarak kendimizle gururlanırız. Oysa  çocuklukta  kendisinin  olanlara sahip çıktığı oranda değerine sahip çıktığını düşünür. ( bu daha ileri boyuta varırsa dışkısın tutmaya kadar bile gidebilir,  yada  ileriki yaşamında cimriliğe ) Zaten bir dönem sonra paylaşmayı sosyal bir beceri olarak edinecektir ama okul öncesinde dönemde bunu beklemek zorlamak çocuk için  travmatiktir. Her ne amaçla olursa olsun, onun olan ondan izin alınarak ve de izin verirse alınmalıdır.

l   Çocuğumuzun düşüncelerine saygı göstermeliyiz.
Ara sıra çocuğunuzun herhangi bir konuda düşüncesini sormanız,  onun düşüncelerine önem verdiğimizi hissettirir. Hazırlanacak bir yemek, giyeceğiniz bir giysi, alacağınız bir eşya ile ilgili fikrinin alınması  gibi. Kabul etmediğinizde ise nedenini uygun bir dille anlatmanız red edilme hissini ortadan kaldırdığı gibi  konu ile ilgili bilgilenme ortamı oluşturacağından fayda sağlayacaktır

l   Çocuğumuzun becerilerini kabul etmeliyiz.
Her zaman öğreten olmamıza karşı çocuklarımızda bazen direnç gelişebilir. Bende varım biliyorum duygularını tatmin edecekleri ortam, durum yaratmak  gelişimleri için  son derece yarar sağlayacaktır. Burada verilecek mesaj hem herkesin farklı başarıları, bildikleri var hem de ben sana güveniyorum, senin becerilerini farkındayım olacaktır.

l   Her çocuğun kendine özel  olduğunu vurgulamalıyız.
Çocuğumuzda fark ettiğimiz özel yetenekleri, becerileri, fiziksel yada kişilik özelliklerini her fırsatta öne çıkarmalıyız,  görmesini sağlamalıyız, gelişmesi için  desteklemeliyiz Herkesin başka, başka özelliklere sahip olduğunu anlaması  için örnekler vermeliyiz.

l   Çocuğumuzun tercihlerine  saygı göstermeliyiz.
 İstemediği bir durum için zorlanmamalıdır. Yada  red edeceği bir durum için önceden seçenekler ( sınırlı )  hazırlanması ve sunulması sanki kendi tercihi imiş gibi algılamasını sağlayacağından  direnç göstermesi engellenecek,  özgüvenin  gelişmesi  desteklenecektir.

l   Çocuklara önemli Olanın sadece dış görünüşleri olmadığını öğretmeliyiz.
Çocuklar büyürken belli dönemlerde fiziki görünüşlerinden rahatsız olurlar. Bizler onların bu yanlarını pekiştirecek model olmayıp ( kilolarından sızlanan bir ebeveyn gibi ) vücudumuzun  bir paket asıl hediyenin içinde olduğunu vurgularsak  iyi bir model olmuş oluruz. Onun sahip olduğu  kişilik özelliklerinin çok daha önemli olduğunu  farkına varmasını sağlayabilirsiniz. Kaldı ki vücudumuzla ilgili bir problem varsa onunla ilgili çözüm yolları olduğunu bilmesi, kontrolün onda olduğuna inanması için bu konuda sohbet edilip seçenekler sunulması onu rahatlatacaktır..Bu problemin başkalarının da başına geldiğini bunun normal olduğunu bir süre sonra geçtiğini bilmesi kaygılarını azaltacaktır.

l   Çocuğumuzun  kendisiyle ilgili olumsuz imaja sahip olması durumunda ona yardımcı olmalıyız
Dolaylıda olsa çocuğun kendi hakkında olumsuz duygular taşıdığını ifade ettiği zamanlarda  ciddi bir şekilde dinlenmeli, gözlenmeli, ne demek istediklerini anlamaya çalışılmalıdır. Örneğin; çocuğunuz,  bir şeyi başarma  konusunda  kaygılanıyorsa “ yapamayacağını düşündüğünü biliyorum, ama ben öyle düşünmüyorum. Belki, bazı şeyleri öğrenmek için biraz daha büyümen lazım ama senin de başardıkların var daha sonra bunu da başaracaksın biliyorsun bebekken yürüyemiyordun  ama şimdi istediğin kadar yürüyebiliyorsun  yada yiyebiliyorsun, giyinebiliyorsun gibi örneklerle kendine olan inancını kuvvetlendirebiliriz.

l   Sevgiyi somut olarak İfade Etmeliyiz.
Çocuklar soyut olan sözler yerine somut olan davranışları  daha iyi algılarlar. Kucaklanmak ve okşanmak gibi fiziksel temaslar  sevildiklerini daha iyi anlatır. Hatta ben seni de kardeşini de aynı derecede seviyorum yerine bir meyveyi eşit şekilde ikiye bölüp vermek gibi davranışlar bak benim için ikinizde aynısınız düşüncesini somutlaştırır.

l   Tutarlı davranışlar sergilemeliyiz.
 Biz ebeveynler eğer  sözlerimizle davranışlarımız arasında tutarsızlık sergiliyorsak çocuğumuzun bize olan güvenini sarsmış olduğumuz gibi onların hangi davranışı yapması gerektiği konusunda çelişkiye düşmelerine yol açarız. Çocuğa karsı dürüst olmak için sözlerimizle beden dilimizle mimiklerimizle bir bütün içinde davranmalıyız. Hayır dediğimiz bir durumda gülüyorsak, bir davranışa farklı zamanlara farklı tutumlar gösteriyorsak, çocuğumuzdan istediğimizi kendimiz yapmıyorsak onun gelişimini olumsuz anlamda etkileriz.

l   Çocuğumuzu  ilgilendiren durumlarda aynı dili  kullanmalıyız.

Biz ebeveynler  çoğu zaman kendi duygu ve düşüncelerimize, beklentilerimize  v.s  paralel olarak çocuğumuzla ilgili karar yada davranışlarda çelişkili davranırız. Annenin hayır bunu yapmamalısın dediğine babanın aman yapsın canım ne olacak dediği gibi yada tam tersi  durumlarda çocuk neyi yapıp yapmayacağı konusunda dolayısı ile doğru yanlışı ayırt etme konusunda kafası karışır. Bu durumda kendini savrulmuş hisseder. Yolunu net çizemez ve kime güveneceğini bilemez. Onun için bizler birbirimizin sözlerine , davranışlarına karşı da olsak çocuğun yanında hem fikir olmalıyız. Bu durumun muhakemesini  baş başa kaldığımızda yapmalıyız.

l   Duygularımızı çocuğumuzla  paylaşmalıyız.
Bizimde onlar gibi olduğumuzu anlayabilmeleri için dönem,  dönem kendi olumlu, olumsuz yaşantılarımızı anlatmamızda fayda vardır. Bu durumda  çocuğumuzun kendini kabullenmesi kolaylaştığı gibi bizim duygu ve düşüncelerimi anlamasını bizi daha iyi tanımasını sağlayabiliriz. Aileye dair  öyküler onların kendilerini daha köklü hissetmelerini sağlayacaktır. Üstelik paylaştığımız her bir durum onun için tecrübe oluşturabilecektir.

 

Çocuk Gelişimi Eğitimi Danışmanı

Nurten Daniş

 

  • ETİKETLER
PAYLAŞ
« Önceki
Sonraki » Silivri, Dtpye Meydan Vermedi

YORUM YAP