“Eğitimde yıllardır yaşanan çürüme derinleşti”
Eğitim Sen Silivri Temsilcisi Caner Erdoğan, sendikanın ilçe yetkilileri Murat Satır ve İbrahim Orçin ile birlikte Hürhaber Gazetesi’ne yaptıkları ziyarette başta dershane konusunu ve eğitim sistemindeki son gelişmeleri değerlendirdiler. Bu konu hakkında yapılan tartışmalara ve yasa taslağına ilişkin görüşlerini açıkladılar.
Caner Erdoğan, şöyle konuştu: "Milli Eğitim Bakanlığı tarafından eğitim sisteminde tamamen siyasi iktidarın çıkarları doğrultusunda bir yasa taslağının hazırlandığı basına yansıdı. Kamuoyunda ağırlıklı olarak dershanelerin kapatılması tartışmasına indirgenen söz konusu değişiklikler, eğitim sisteminde 4+4+4 dayatması ile derinleşen sorunların daha da içinden çıkılmaz hale gelmesinden başka bir anlam taşımamaktadır.
Haberin kaynağı olan Zaman Gazetesi konuyu her ne kadar dershanelerin kapatılması üzerinden tartıştırmak istese de sorunun çok daha derin olduğu açık. AKP ile cemaat arasındaki kavganın görünen kısmının eğitim üzerinden gündemleştirilmesi, eğitimde yıllardır yaşanan çürümeyi daha da derinleştirdi. Ne AKP'nın ne de cemaatin paralı eğitimin ortadan kaldırılmasına ilişkin bir derdi yok, eğitimin ticarileştirilmesi konusunda var olan uzlaşmaları bozulmadı.
Gazetelere yansıyan ve kamuoyundan özellikle gizlenen yasa taslağı ile öngörülen değişiklikler içinde dershanelerin ve etüt merkezlerinin kapatılması, öğretmen alımlarında KPSS ve alan sınavına ek olarak "mülakat" sınavı getirilmesi ve anadilinde eğitimin sadece özel okullarda yapılabilmesine ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Gazetenin haberine göre, Talim Terbiye Kurulu'nun yetkilenilin alınıp "danışma organı" haline getirmesi, şans oyunlarından eğitime kaynak aktarılması gibi ilgili ilgisiz çok sayıda değişikliğin de yer aldığı yasa taslağının, hükümetin sıkça yaptığı gibi "torba kanun" şeklinde yasalaşacağı iddia edilmekte.
"ASIL SORUN DERSHANELERİN KALDIRILMASI DEĞİL, EĞİTİM SİSTEMİNİN SINAV ODAKLI OLMASI”
Anlaşılan, Türkiye’de halen yüzde 3 olan özel okulların oranını yüzde 10'a çıkarmayı hedefleyen hükümeti, Milli Eğitim Strateji Raporu’nda 2014 yılına kadar dershanelerin özel okullara dönüştürülmesi hedefine uygun olarak 2013-2014 eğitim öğretim yılının sonundan itibaren özel dershaneleri kaldırma kararını yasa taslağı hazırlayarak bir adım ileri taşımayı hedefledi.
11 yıllık AKP iktidarı döneminde özel dershane sayısı 2 kat artarken, AKP her fırsatta özel okullara yönelik teşvik politikaları geliştirmek için olmadık yollar denenmiş, son olarak da dershanelerin özel okullara dönüştürülmesi ya da kapısına kilit vurulması formülü üzerinde durulmakta. Taslağa göre dershanelerin özel okula dönüşümleri için 3 yıl süre tanınmış, bu sürede özel okula dönüşemeyenlerin kapatılması planlandı. Dershanelerin kapatılmasıyla işsiz kalan öğretmenlerinin KPSS şartı aranmaksızın MEB kadrolarına mülakatla atanmasının planlanması yeni tartışmaları gündeme getirecek.
"KAMUSAL EĞİTİM ADIM ADIM TASFİYE EDİLMEK İSTENMEKTE”
Hükümetin "dershaneleri kapatma" girişiminin arkasındaki gerçek, eğitim sistemini sınav odaklı olmaktan kurtarmak değil, özel öğretimi özendirmek ve özel okulları doğrudan kamu kaynaklarıyla desteklemek. Hükümetin bu alanda yaptıklarını yapacaklarının teminatı olarak değerlendirirsek hepsi "kar etmek" amacıyla kurulmuş ve birer "işletme" olan, çok az sayıda istisna dışında çoğu zaman kontenjanlarını bile dolduramayan, kimi çevrelerce değişik amaçlarla kurulmuş özel öğretim kuramlarının güçlendirilmek, kamusal eğitim ise adım adım tasfiye edilmek istenmekte.
Sınav olgusunun eğitim süreçlerinin bütün kademelerinde, uygulandığı alanlara yönelik bir çözüm olmaktan çok, yaşanan sorunları daha da derinleştiren bir olgu olduğu bugün genel olarak herkes tarafından tespit edilen bir durum.
Hükümetin bir taraftan ortaöğretime geçişte yeni sınavları gündeme getirirken, diğer taraftan
dershaneleri ve etüt merkezlerini kapatma girişimi, bu alanda özel ders talebini arttıracak bu işten zararlı çıkacak olan yine öğrenciler olacak. Yıllardır özel dershanelere mahkûm edilen öğrenciler açısından ilk bakışta olumlu gibi görünen böylesi bir adımın eğitim sisteminde yaşanan çürümeyi derinleştirmekten başka bir işe yaramayacağı açık. Eğitim Sen, yıllardır dershanelerin kapatılmasını savunmuş, ancak bunun yeterli olmadığını, asıl sorunun eğitim sistemini sınav odaklı olmaktan kurtarmak gerektiğini özellikle vurguladı. Dolayısıyla, eğitim sisteminde yaşanan sorunların temelinde bulunan sınavlar ve sınav odaklı eğitim anlayışı değiştirilmedikçe atılacak hiçbir adım, eğitim sorunlarının kalıcı olarak çözülmesine hizmet etmeyecek. Türkiye’de eğitim sisteminden başlayarak düzeyler arası geçişler, okul türlerini tarif ve eğitim programları başta olmak üzere, eğitimin tüm tür ve düzeylerinin kamu tarafından ve kamusal kaynaklarla sunulması ve adil dağıtımının sağlanması, insancıl ve demokratik bir okul iklimi oluşturma gibi pek çok sorun varlığını sürdürmekte. Bunu sağlamanın ilk adımı, çocuklarımızı sınavların esiri haline getirmek değil, eğitimi sınav odaklı olmaktan kurtarmak olmalı.
ÖĞRETMEN ALIMINDA "MÜLAKAT” YÖNTEMİ KESİNLİKLE KABUL EDİLEMEZ
Milli Eğitim Bakanlığı, mevcut yasada yapılacak bir değişiklikle genel yetenek, genel kültür, eğitim bilimleri ile alan bilgisi sınavlarını başarıyla geçecek olan öğretmenleri ayrıca mülakata almayı ve öğretmenlerin ancak mülakatı kazandığı takdirde öğretmen olabilmesine imkan tanıyan son derece tehlikeli bir düzenleme yapmak istenmekte. Böyle bir uygulama hayata geçirilirse, mezun olduğunda diplomasında "öğretmen” yazan yüz binlerce işsiz öğretmen KPSS işkencesi ile birlikte 4 ayrı sınava tabi tutulacak ve siyasi iktidarın partizan kadroları uygun görürse mesleğini yapabilecek. AKP iktidarı eğitim sistemini kendi siyasal-ideolojik görüşleri doğrultusunda düzenlemek ve şekillendirmek için bugüne kadar sayısız yasal düzenleme ve fiili uygulamaya imza attı, bu konuda en çok başvurduğu yöntem ise "mülakat”, başka bir ifadeyle "siyasi torpil” oldu. Kamu personel rejiminde bu yönde değişikliklerin yapıldığı bir dönemde yönetici atamalarının ardında, öğretmen alımlarında da mülakat ya da "sözlü sınav” yönteminin uygulanmak istenmesi kabul edilemez bir durum. Siyasi iktidarın kendisi gibi düşünmeyenleri, kendisinden olmayanları elemek için partizanca uygulamaya koyduğu "siyasi kadrolaşma” hamlelerini bu güne kadar ileriye götürmek istenmesi, gözlerini nasıl kararttıklarını göstermekte. Danıştay, geçmişte benzer gerekçelerle yapılan düzenlemelerin büyük bölümünün yürütmesini "…en uygunun seçilmesi yönünde nesnel ölçüt öngörmeyen, …atamaya yetkili makamın öznel değerlendirme ve mutlak takdirine meydan verecek mahiyet taşıyan, …hukuka ve Danıştay’ın önceki kararlarına da aykırı”vb ifadelerle, idarenin eğitim yöneticilerini liyakate göre değil, siyasi görüşlerine göre belirlemesini sağlayacak olan uygulamayı iptal etmesine rağmen, yapılan yönetmelik değişikliği ile sözlü sınav üzerinden yeni adaletsizliklerin ve haksızlıkların gündeme getirilmiş olması dikkat çekici. Eğitim yöneticiliği atamalarında çok sayıda sorun çıkaran mülakat yönteminin öğretmen alımında kullanılması, siyasi kadrolaşmanın boyutlarını daha da genişletecek.
EĞİTİM PROGRAMLARINDA KAMUSAL DENETİMİN KALDIRILMASI, SİYASİ İSTİSMANI ARTTIRACAK
MEB de ders saatleri programları, uygulamaları ve programların değerlendirilmesi ile ilgili en üst karar organı olan Talim ve Terbiye Kurulu (TTK) ile ilgili olarak sendikamız, tamamen siyasi müdahaleden uzak, özerk bir Eğitim ve Bilim Konseyi Kurulmasını savunmakta.
AKP hükümeti, TTK'yı danışma kuruluna dönüştürmekte, kurulun görevlerini ‘görüş verme' ve ‘inceleme' olarak sınırlamakta. Mevcut kanunda MEB'e bağlı genel müdürlükler, hazırladıkları program, eğitim araçları, ders kitapları ve araç gereçlerini TTK'ya sunarken bu uygulama kaldırılmakta. Bu düzenlemenin asıl anlamı bütün bu alanların piyasanın insafına ve siyasi iktidarın istismarına açık hale getirilmesi. Yapılmak istenen ders içerikleri, kitaplar ve değişikliklerin kamusal denetim dışı bırakılması, siyasi müdahalelere açık hale getirilmesi.
Yapılması gereken, bilim insanlarının, sendikaların, meslek örgütlerinin, öğretmenlerin, öğrenci ve veli örgütlerinin yer alacağı siyasi müdahalelerden uzak ve özerk bir Eğitim ve Bilim Konseyi'nin, eğitim programlarının belirlenmesinden uygulanmasına ve değerlendirilmesine kadar bütün eğitim süreçlerinde kamusal nitelikli denetim ve inceleme görevini yapması. Bunun dışında yapılacak her düzenlemenin siyasi müdahale ve yönlendirmelere açık olacağı tartışmasız bir gerçek.
"ANADİLİNDE EĞİTİM, SADECE PARASI OLANLARIN YARARLANACAĞI BİR FIRSAT DEĞİL, HERKESİN EŞİT KOŞULLARDA YARARLANMASI GEREKEN TEMEL BİR İNSAN HAKKIDIR”
Eğitimin temel bir insan hakkı olması, kamusal sorumluluğu, yani devletin herhangi bir ayrım gözetmeden herkese nitelikli eğitimi parasız olarak sunmasını gerektirmekte. Her türde ve düzeyde eğitim, cinsiyet, sınıf, etnik köken, dil, din, siyasal görüş gibi ayrımlar yapılmadan herkese eşit koşullarda sağlanmalı. Ancak AKP hükümeti anadilinde eğitimi sadece parası olanların "faydalanabileceği" bir "fırsat" olarak değerlendirmekte ve öğrencilerin sadece özel okullarda kendi anadillerinde öğrenim alabileceği düzenlemeler yapması kabul edilemez bir durum.
Demokratik, laik ve bilimsel bir eğitim sisteminin oluşturulmasının öncelikli koşulu, eğitim bilimlerinin temel ilkesi olan her çocuğun kendi anadilinde eğitim almasıdır. Anadilinde eğitim, çocukların zihinsel gelişimlerinin, öğrenme yeteneklerinin ve sağlıklı bir kimlik edinmelerinin olmazsa olmaz koşullarındandır. İlköğretim çağma kadar kendi anadili ile dünyayı ve çevresini tanıyan çocuğun, herhangi bir geçiş süreci yaşamaksızın yabancısı olduğu bir dil ile eğitime başlaması, pedagojik açıdan kabul edilmez bir durum. Bireylerin kendi anadillerinde eğitim hakkından yoksun bırakılması, çocukluktan itibaren zihinsel gelişimi ve kimlik edinme sürecini olumsuz etkilemektedir.
Anadilin okullarda öğrenilmesi-öğretilmesi tek başına sorunu tümden çözmemekle birlikte, anadili kaybını azaltmanın en etkili yollarından birisidir. Anadili ağırlıklı çift dilli eğitim, çok dilli eğitim vb gibi konuların dikkate alınması; hem asimilasyonu önlemek, hem de herkesin eşit ve saygın bir şekilde kamu yaşamına katılımını sağlamak açısından önemli.
"SESSİZ VE TEPKİSİZ KALMAMIZ MÜMKÜN DEĞİL”
Nitelikli eğitim hakkının gerçekleşebilmesinin ve eğitim hizmetinden eşit biçimde yararlanabilmenin koşullarından olan her çocuğun kendi anadilinde eğitim alması sağlanmalı. Eğitimde ayrımcılığa ve dayatmalara son verilmeli, herkesin anadilinde eğitim alma hakkına saygı gösterilmeli. Siyasi iktidar, yaşamın bütün alanlarında olduğu gibi, eğitim sisteminde de dayatmacı tutumunu sürdürmekte, eğitimin sorunlarına kalıcı çözümler üretmek yerine, sistemi siyasal hedefleri doğrultusunda biçimlendirmek istemekte. Yıllardır kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkına yönelik taleplerimizi yok sayanlara, eğitimde yaşanan çürümeyi daha da arttıran politika ve uygulamalara karşı sessiz ve tepkisiz kalmamız mümkün değil.”
Renginar M.SALİ






