YENİ eğitim öğretim yılının başlamasına kısa bir süre kala 4+4+4'e tepkiler dinmek bilmiyor. Eğitim Sen
Silivri Temsilcisi Caner Erdoğan, yaptığı yazılı bir açıklama ile yeni eğitim
sisteminin zararlarını anlattı.
İşte Eğitim Sen'in yeni sistemle ilgili kaygıları: "Eğitim biliminin, ülkemizin ve çocuklarımızın
ihtiyaçlarından çok, siyasal ve ideolojik hedefler doğrultusunda hazırlanan ve
yasalaşan 4+4+4 kademeli eğitim düzenlemesi, okulların açılmasına sayılı günler
kala başta okula başlama yaşı olmak üzere, pek çok yönden
eleştirilmektedir.
Milyonlarca öğrenci başta olmak üzere, tüm toplumu yakından ilgilendiren böylesine önemli bir konuda AKP
hükümetinin ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın ailelerden, bilim insanlarından,
sendikalardan ve toplumun diğer kesimlerinden yükselen eleştirilere ve
önerilere gözünü kapaması, kabul edilemez bir durumdur.
Yıllar içinde eğitim sisteminde yaşanan ticarileştirme uygulamaları ve eğitimi dinselleştirme adımlarıyla
birlikte gündeme getirilen 4+4+4 dayatmasına karşı toplumun en geniş kesimleri
ile birlikte yükselen itirazlarımız dikkate alınmak zorundadır. Bizlerin bugün ortaya
koyduğumuz tutum; herkese eşit, parasız, laik, bilimsel eğitim hakkı
mücadelesinin ülke çapında yaygınlaşması ve güçlenmesi açısından büyük önem
taşımaktadır.
Bizler, eğitimde 4+4+4 dayatmasına karşı topluma karşı duyduğumuz sorumluluk gereği eleştiri ve
önerilerimizin dikkate alınmasını, Milli Eğitim Bakanlığı'nın eğitimde 4+4+4
dayatmasından vazgeçerek, soruna eğitim bilimi açısından yaklaşması gerektiğini
bir kez daha vurguluyoruz.
"OKULA BAŞLAMA YAŞINDA ISRAR, ÇOCUKLARIMIZA YAPILACAK EN BÜYÜK
KÖTÜLÜKTÜR”
4+4+4 uygulamasıyla 60-71 ay arası çocuklarımızın ilkokula başlamasının gündeme gelmesi, başta eğitim
bilimciler olmak üzere, bizlerin ve ailelerin itirazları ile karşılanmıştır.
Ancak Milli Eğitim Bakanlığı, 4+4+4'ün tüm topluma yönelik açık bir dayatma
olduğunu ispat edercesine, konuya çözüm bulmak yerine, bu yaş grubundaki
çocukların ailelerine çocukları için "ilkokula başlamaya uygun değil” raporu almaya
yönlendirmiştir.
Gelişim dönemi açısından henüz oyun çağında bulunan 60-71 aylık çocukların, temel eğitim açısından son derece
önemli olan okul öncesi eğitim almadan ilkokula gönderilmesinde ısrar edilmesi,
çocuklarımıza yapılmış en büyük kötülük olacaktır. Bu yaş grubundaki çocukların
ruhsal, duygusal ve bilişsel gelişimi açısından ciddi sorunlar yaratacak,
çocuğun bütün eğitim yaşamı ve sonrasında telafisi mümkün olmayan olumsuzluklar
ortaya çıkaracaktır.
5 yaş çocuğu (60-71 aylar arası) zihinsel, fiziksel, sosyal ve psikolojik olarak ilkokula henüz hazır
olmadığının altını bir kez daha çiziyoruz. Çocuğun okul eğitimine katılabilmesi
için gerekli sosyal, duygusal, bilişsel, dil ve motor becerilerinin gelişimi 6
yaştan (72 ay) önce tamamlamadığı bilimsel bir gerçektir. Milli Eğitim
Bakanlığı'nın bu konuda geri adım atmaması durumunda yüz binlerce çocuk, ne
yazık ki eğitimde 4+4+4 dayatmasının kobayları olmaktan kurtulamayacaklardır.
Öğretmenlerin gelişim düzeyleri birbirinden çok farklı olan bu çocukları aynı müfredatla eğitmeye zorlanması
kabul edilemez. Milli Eğitim Bakanlığı, sınıf öğretmenlerinin 60-71 ay yaş
grubu çocuklar için pedagojik formasyon almadığı gerçeğini görmezden
gelmektedir.
"4+4+4 İLE KALABALIK SINIFLAR BİZİ BEKLİYOR”
Geçtiğimiz dönemlerde her yıl ortalama 1 milyon 200 bin çocuk birinci sınıfa başlarken, bu yıl otomatik
olarak kaydı yapılan öğrenci sayısı toplam 2 milyon 313 bin 888'dir. 2012-2013
eğitim öğretim yılında 1. sınıfa başlayacak çocukların sayısının iki katına çıkması,
sınıf mevcutlarını ortalama 60-70 çıkaracaktır. Bu durum özellikle okul öncesi
çağda olmasına rağmen, MEB'in dayatmacı tutumu nedeniyle ilkokula yeni
başlayacak olan öğrenciler ve öğretmenler için eğitim-öğretim sürecinin
sağlıklı yürütülmesini büyük ölçüde engelleyecektir.
Öğretmen ile öğrenci arasındaki ilişkinin sağlıklı bir şekilde olması için en fazla 24 kişilik sınıflar olması
gerekirken, çok sayıda öğretmenin kalabalık sınıflarda, uzun süre çoğu
öğrencinin adını bile öğrenemeden görev yapmak zorunda kalacak olması, hem
çocuklarımıza, hem de öğretmenlerimize karşı yapılmış büyük bir haksızlıktır.
Milli Eğitim Bakanlığı, bu yıl okula kaydı yapılan öğrenciler için gerekli olan
derslik açığının kapatılması adına bazı okul müdürlerinin odasını dersliğe
dönüştürmekten başka adım atmamıştır.
"OKULLARIN ALT YAPISI VE FİZİKİ DONANIMI YETERSİZDİR”
Türkiye'de okulların yıllardır fiziki altyapı sorunları yaşadığı bilinmektedir. Her
eğitim-öğretim yılında yaşanan fiziki altyapı ve donanım sorunları eğitimin
sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmesini engellemektedir. Geçtiğimiz yıllarda
mevcut haliyle bile son derece yetersiz olan okulların mevcut fiziki yapı ve
donanım eksikliklerine rağmen 4+4+4 sistemine geçilmiş olması beraberinde büyük
sorunlar getirmiştir.
Mevcut okulların fiziki altyapıları 4+4+4 için son derece yetersizdir. Özellikle
ilkokullar 8-9 yaşındaki çocukların fiziki durumuna uygun olarak yapılmıştır.
Birinci sınıflar 5, 6 ve 7 yaş grubu
öğrencilerin bir arada okuması için uygun olmadığı bilinmesine rağmen, bunun
için gerekli önlemler alınmamıştır. Okullarda 5 ve 6 yaş çocukların boylarına
uygun sıra, sandalye, tuvalet ve lavabo bulunmamaktadır. Okulların giriş çıkışları,
merdiven basamaklarının yüksekliği, özellikle 60-71 ay aralığındaki çocuklara
göre değildir.
OLACAK, BU DERSLERİ SEÇMEYEN ÖĞRENCİLER PSİKOLOJİK BASKI ALTINA ALINACAKTIR”
Milli Eğitim Bakanlığı her ne kadar bu derslerin seçmeli olduğunu iddia etse de, özellikle taşrada söz konusu
derslerin "zorunlu seçmeli” hale gelmesi kaçınılmazdır. Din dersi üzerinden
bugüne kadar yaratılan ayrımcı uygulamaların çok daha fazlasının örneklerini önümüzdeki
dönemde fazlasıyla görmemiz mümkündür. Eğitim sisteminin çocuk ve gençlerin
eğitim ihtiyacından çok "dindar nesil yetiştirmek” amacıyla yapıldığı
düşünüldüğünde bu hiç şaşırtıcı bir durum değildir.
Yeni düzenleme ile getirilen seçmeli dersler ile "Bireylerin demokratik hak ve taleplerine sınırlama değil,
aksine seçme hakkı sağlayarak bireylere ilgi, istek ve yeteneklerine uygun bir
eğitim alma imkanı tanıdığı” iddia edilmiştir. AİHM ve Danıştay'ın kararlarına
rağmen zorunlu din dersi uygulamasına ısrarla devam edilmesi ve zorunlu din
dersi almak istemeyen çocukların bu dersi almaya zorlanması bahsi geçen "seçme
hakkı” iddiası ile temelden çelişmektedir.
"4+4+4 İLE TEMEL AMAÇ "EĞİTİMLİ” VE "UCUZ” İŞGÜCÜ YETİŞTİRMEKTİR”
Eğitim sisteminin kademeli ve kesintili hale getirilmesinin emek piyasaları üzerinde sermaye lehine
etkilerinin olması planlanmıştır. Dört yıllık birinci kademe sonrasında
"mesleğe yönlendirme” adı altında çocukların çıraklık veya staj uygulamaları
çerçevesinde doğrudan ve erken çağda işgücü piyasası içine çekilmesi
planlanmaktadır.
4+4+4 uygulaması ile çocukların okul ortamlarının dışına çıkarak ucuz ve niteliksiz işgücü kaynağı haline
dönüşmelerine zemin hazırlanmıştır. İşletmeler önceden çalışan sayısının ancak
yüzde 10'u kadar stajyer öğrenci çalıştırabiliyorken, yasa değişikliğiyle bu
sınırlama tamamen kaldırılmış ve çocuk emeği sömürüsünün sınırları
genişletilmiştir. Bu durum, bir taraftan çocuk işçiliğinin yaygınlaşmasına
hizmet ederken, diğer yandan da eğitimin niceliksel ve niteliksel gelişimine de
olumsuz etkilerde bulunacaktır.
Yıllardır eğitim sisteminde yaşanan yoğun ticarileştirme uygulamaları ve eğitimi dinselleştirme adımlarına
karşı toplumun en geniş kesimleri ile birlikte yürütülecek birleşik bir
mücadelenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.”
Haber Merkezi






