Selami Değirmenci, 7 Haziran 2015 tarihinde yapılacak genel seçimler öncesi milletvekili aday adaylığını açıkladı. Önceki gün, saat 14.00’da, CHP Örgüt Binası’nda düzenlenen adaylık toplantısına; Silivri Belediyesi CHP Meclis Üyeleri; Figen Yıldız, Arzu Yalçınkaya, İbrahim Çeşmecioğlu, Mümin Koçoğlu, Süheyl Kırkıcı ve Mehmet Bulut, Beyciler Köyü Muhtarı Yaşar Köse, Alibey Mahallesi Muhtarı Solmaz Tüfekçi, Seymen Köyü Muhtarı Sıtkı Akıncı, Çayırdere Köyü Muhtarı Mustafa Dönmez, Çeltik Köyü Muhtarı Beyzat Bayğuş, Büyük Sinekli Köyü Muhtarı Sezgin Erdin, Piri Mehmet Paşa Mahalle Muhtarı Serhat Ateş, Gazitepe Mahallesi Muhtarı Kamil Gümüş, Sayalar Köyü Muhtarı Mustafa Tatar, Akören Köyü Muhtarı Hüseyin Ergün, Kavaklı Cumhuriyet Mahallesi Muhtarı Gökhan Yıldız, Kadıköy Mahallesi Muhtarı Mehmet Yeniçiftlik, Ortaköy Merkez Mahallesi Muhtarı Ferhan Gülan, Silivri Sanayi Sitesi Kooperatif Başkanı Ercan Çalışkan, Alevi Kültür Derneği Silivri Şube Başkanı Coşkun Aksoy, CHP eski İlçe Başkanı Hüseyin Şahin, İstanbul 3. Bölge Milletvekili Aday Adayları; Zehra Eyicil, Rıdvan Budak, Taşkan Uysal, Ali Şeker, Kasım İlger ve Dilruba Önal ile çok sayıda partili katıldı.
SİYASET HAYATINA GEÇİŞ SÜRECİNİ ANLATTI
Selami Değirmenci’nin kendisini tanıtarak milletvekili aday adayı olma gerekçelerini paylaştığı konuşması şu şekilde: "1954 yılında Silivri’nin Çeltik Köyü’nde doğdum. Mesleğim Serbest Muhasebeci, Mali Müşavirlik. Politikaya 1983 yılında 12 Eylül sonrası siyasi partiler ilk defa açılırken SODEP’in kurucu ve ilçe yönetim kurulu üyesi olarak göreve başladım. Talat Soyaslan tarafından SODEP Kurucu Yönetiminde görevlendirildim. O dönemde parti içindeki bütün kademelerde görev yaptım.
En son 1987-1988 yılında İlçe Başkanlığı görevinde bulundum. 1989 yılında olacak yerel seçimlerde Belediye Başkanlığına aday adayı olmayı planladığımda görevden ayrıldım. 1989 yılında ilk kez SHP’den, 1994 ve 1999 yıllarında CHP’den tekrar Silivri’de ilçe belediye başkanlığına seçildim. Belediye Başkanlığına seçildiğim bu üç dönemin ikisinde partimiz barajın altındaydı. 1994 yılında SHP’den ayrılarak CHP’nin kuruluşunda görev almıştım. CHP’den seçime girdiğimde İl Genel Meclisi’ndeki oyumuz %4,5’tu, biz burada seçim kazandık.
"ŞEFFAF YÖNETİM ANLAYIŞI BİRLİK VE BERABERLİK TUTUMLARI DOĞURDU”
1999 yılında belediye başkanlığı ve milletvekilliği seçimleri birlikte yapıldı. Yine ilçemizde genel seçimlerde DSP %32, CHP %8,5 civarında oy almışken biz belediye seçimlerinde %29,5 ile yine seçildik. 1994 ve 1999 dönemlerinde belediye meclisinde iki dönemde azınlıkta olmamıza rağmen kararlarımızın çok büyük bir bölümünü diğer siyasi partili meclis üyesi arkadaşlarımızla birlikte oybirliği ile çıkarıyorduk. Bunun en önemli sebeplerinden bir tanesi son derece şeffaf bir şekilde kamuoyu önünde kararları tartışmamızdan kaynaklanıyordu. Tüm siyasi partilerin temsilcilerini, sivil toplum kuruluşlarını da meclise davet ediyor, konuşma hakkı veriyorduk. Daha sonra bir ayrılık dönemim oldu, partiden ihraç edilmiştim, üzücü şeyler yaşadık.
"ATAMA YA DA EĞİLİM YOKSALAMASI SÖZ KONUSU OLSAYDI ADAY OLMAZDIM!”
2011 yılında tekrar milletvekilliğine aday oldum. Bu arada 2010 yılında yapılan İlçe Kongresi’nde yeniden İlçe Başkanlığı görevine geldim. 2011 seçimleri önce İlçe Başkanlarının görevi bırakması gerektiği dolayısıyla istifa ederek milletvekilliği aday adaylığına başvurmuştum. Olmadı. Bu dönemde yine bir atama ya da eğilim yoklaması düşünülseydi aday olmayı kesinlikle planlamıyordum. Çünkü merkez yoklaması ile çok da fazla şansımız olmadığını biliyorum. Eğilim yoklamasındaki sonuçların da her zaman sandıktan çıkan sonuçların Genel Merkez tarafından kabul edilmeyeceğini de bildiğimiz için ancak üyenin hâkim denetiminde yapılacak bir ön seçiminde aday olabileceğimizi söyledik. Bu konuda Genel Başkanımızın ve parti meclisinin vermiş olduğu karar bizim tekrar aday adaylığına başvurmamıza sebep oldu.
"KENDİMİ 72 BİN ÜYELİ PARTİME EMANET EDİYORUM”
Bölgemiz 13 ilçeden oluşuyor. Bağcılar Güngören’den başlayarak bu tarafa doğru CHP olarak yaklaşık 72 bin tane üyemiz var. 72 bin üyeye kendimi rahatlıkla emanet ediyorum. Partimin üyelerine her dönemde güvendim, her zaman en doğru kararı verdiklerine inanıyorum. Bizi seçtiklerinde bir sebep vardır ama seçmediklerinde de hiçbir zaman gücenmedik. O nedenle burada da en doğru kararın verileceğine inanıyorum. Takdiriniz ne olursa olsun saygıyla karşılanacaktır. Ya tepeden inme, merkez yöntemiyle belirlenen adaylarla temsil edileceksiniz, o zamanda geçmişte yaşadığımız gibi sadece seçimde oy isterken onları göreceksiniz ya da burada olduğu gibi örgütten gelen insanların görev almasıyla gerçek anlamda parti kendini temsil edebilecek, milletvekilleriyle her zaman yan yana çalışma imkânı bulabileceksiniz. Bu kararın CHP’ye önemli bir başarı getireceğine, oyunu mutlak suretle ciddi şekilde artıracağına çünkü örgütün her bakımdan partiye sahip çıkacağına bütün kalbimle inanıyorum.
"AK İKTİDARIN İSTEDİĞİ TEK ADAMLIK!”
AK Parti hükümeti ciddi şekilde rejimle oynuyor. Rejimle, cumhuriyet ilkeleriyle, demokrasiyle, laiklikle sorunları var. İstiyor ki; Padişahlık rejimi, Tek Adam Diktatörlüğü kurulsun, Polis Devleti oluşturulsun. Böylece yapmış olduğu yolsuzlukların hesabı sorulmasın, bunlar hiçbir yerde gündeme getirilmesin ve konuşulmasın. Bu amaçla bütün gücünü kullanarak tam da seçime giderken yeni bir yasa çıkarmaya çalışıyor. Aslında bu yasaya direnen diğer siyasi parti mensuplarını zorbalıkla suçlarken zorbalığı kendisi yapıyor. Partilerin, tepki gösteren milletvekillerinin davranışlarının ne olacağı yasalarla belirtilmiş. İnsanlara yasal haklarını kullandırtılmıyor, önüne geçilmeye çalışılıyor.
"RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN BAŞBAKANLIĞINDAKİ AK PARTİ İKTİDARI CEMAATİN DEVLET İÇİNDE DEVLET OLUŞTURMASINI SAĞLADI”
Aslında bu düzen 2010’da anayasa oylamasında referandumla bozuldu. O anayasa değişikliği sonrası yargıyı, üniversiteleri tamamen ele geçirdi, tarikatlarla cemaatlerle yıllardır sürdürdüğü kucak kucağa ilişkiler sonucunda ordumuzu Balyoz, Ergenekon davaları ile çökertti, üniversite rektörlerini yıllarca tutukladı, korku imparatorluğunu zaten yarattı ama menfaat ilişkileri sonucunda birbirlerine düştüler. Ordumuza kurulan tuzaklar sonucunda kendisi de şikâyet etmeye başlayınca işte bugün yaşadığımız sıkıntıyı yaşıyoruz. Elbette cemaatin devlet içinde devlet oluşturmasını asla kabul etmiyoruz. Hiçbir şekilde bunu tasvip etmemiz mümkün değil ama ona fırsatı veren Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığındaki AK Parti iktidarıydı. Ülkemizi bu duruma getiren, ordumuzu güçsüz duruma düşüren AK Parti iktidarının davranışlarıydı.
"YAŞAYACAĞIMIZ SON DEMOKRATİK SEÇİM OLABİLİR”
Bunlara dur demenin yolu 7 Haziran’dan geçiyor. 7 Haziran cumhuriyet tarihinde belki de son demokratik seçim olabilir. Bunu bir korku imparatorluğu yaratmak adına söylemiyorum ama eğer AK Parti anayasayı değiştirecek çoğunluğu eline geçirir, arzu ettiği değişiklikleri yapar, Başkanlık Sistemi’ni getirirse bundan sonra bugünkü gibi bu demokratik seçimleri belki bir daha yapma şansımız olmayabilir. O amaçla bütün kırgınlıkları, bilenmişlikleri bir tarafa bırakarak AK Parti karşısında güçlerimizi birleştirmek zorundayız. Bu seçimde ne olursa olsun CHP’yi iktidara taşımak durumundayız. Bu nedenle hepimize çok fazla iş düşüyor.
"ACİZLİKLERİ SÜLEYMAN ŞAH OLAYIYLA GÖZLER ÖNÜNE SERİLDİ!”
Kendini güçlü gösteren bu iktidar Süleyman Şah Türbesi olayı ile de acizliğini ortaya koydu. Bu ülke 1000 yıldır Suriye topraklarında ne badireler atlattı ama o türbelere hiç dokunulmamışken, bugün ne yazık ki, türbeyi oradan kaçırıp Türkiye sınırlarına getiriyor ve bunu yine ne yazık ki bir zafer edasıyla yandaş medyaları aracılığıyla ülkemize anlatmaya çalışıyorlar. Oysa bunun öyle olmadığı belli. Burada yapılan aslında bırakıp kaçmak, nasıl ki; ülkenin doğusunda, güney doğusunda bugün ordu ve polisin etkisi tamamen bitmişse, polis oralara giremiyor noktasına gelmişse işte Süleyman Şah Türbesi’nde yaşananlarda bunlar.
"ADAYLARI GENEL MERKEZ DEĞİL ÖRGÜT BELİRLEYECEK”
Geçmişte parlamentoda görev yapan arkadaşlarımızdan hep şikâyetçi olduk; ‘Yeterince sorunlarımızla ilgilenmediler, bizi dinlemediler, aradığımızda ulaşamadık, kendileriyle irtibat kuramadık sadece seçimden seçime kendilerini görüyoruz’ dedik çünkü size karşı hesap vermek durumunda değillerdi. Genel Merkez belirliyordu onlarda Genel Merkez’le ilişkilerini doğru götürmeye bakıyorlardı. Parlamento’daki çalışmalarında da çok verimli olduğunu söyleyemeyiz. Bugünlerdeki tavırlarını görüyoruz, seçim yaklaşınca büyük bir hareket başladı. İsterdik ki; bu direniş hareketleri henüz cumhuriyetin temel ilkeleriyle bu ölçüde oynanmadan öncede olabilseydi. Sadece seçim zamanı olmasın. İşte şimdi Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu partinin adaylarını belirlemede örgüte vermiş olduğu bu yetkiyle, adayları sizler belirleyeceksiniz.
"HALKA YAKIN MİLLETVEKİLLERİ CHP’Yİ İKTİDARA TAŞIYACAKTIR”
Orada mücadele edebilecek, halkın sorunlarını gerçekten en iyi şekilde temsil edebilecek, anlatabilecek, orada demokratik kavgayı en iyi şekilde verebilecek, gerekirse hayatını ortaya koyabilecek kişileri siz seçeceksiniz. Göreceksiniz ki sizin ön seçimde belirlediğiniz adaylarla parlamentonun gücü çok daha fazla artacaktır. Hem sayısal olarak artacak hem de oradaki mücadele gücü çok fazla artacaktır. Mevcut iktidara karşı büyük bir mücadele verebilmek illa çok sayıda milletvekiliyle olmuyor. Bunun örneklerini geçmişte yaşadık, 1960’lı yıllarda İşçi Partili bir avuç milletvekilinin mevcut iktidara karşı nasıl bir direniş sergilediğini bugün hala konuşabiliyoruz. Halka yakın ve halka hesap veren milletvekillerini seçtiğiniz taktirde de CHP’yi hem iktidara taşımız olacağız hem de orada çok daha başarılı bir yönetimi kurmuş olacağız. Bu duygularla hepinize destek verdiğiniz için teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.”
Hazal BAŞARAN






